(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Siyasette ‘üniversite diploması’ hiç bu kadar tartışılmamıştı. Üniversite diploması neden çok önemli? Cumhurbaşkanlığı adaylığının ‘olmazsa olmaz şartlarından’ biri… Bülent Ecevit ‘lise mezunu’ olduğu için aday olamadı. Erdoğan’ın adaylığı sürecinde de diploması çok konuşuldu, iddialar havada uçuştu. Erdoğan bir şekilde aştı.
Mezun olduğu okul 3 yıllık mıydı, yoksa 4 yıl mı? ‘2 veya 3’ yıl yeterli değil. Dört yıllık fakülte olması gerekiyor. Galiba bugün ‘3 yıllık’ yüksek okul kalmadı. Okullar 2 ya da 4 yıllık. O yüzden bugünün şartlarıyla dünü tartışmak biraz anlaşılmaz bulunuyor. Demirel’in sözü tam yerine oturdu: “Dünün güneşiyle bugünün çamaşırı kurutulmaz.”
İmamoğlu’nun ’diploma tartışması’ neden çıktı? Cumhurbaşkanı adaylığı için ‘ön seçim’ başvurusu yapmasından dolayı… Adaylığı resmiyet kazanmak üzere. Tabii Türk siyasetinde 24 saat uzun süredir. Aylar hatta yıllar sonrasının ne tür şartlara gebe olduğunu bugünden kestirmek zor. Siyaset, beklenmedik gelişmeleri, sürprizlere sever.
İmamoğlu, CHP’nin ilk sıradaki adayıydı. İlla da ‘ön seçimden’ çıkması gerekmiyor. Fakat parti İmamoğlu’na dönük siyasi ve hukuki kuşatmayı ‘ön seçim’ hamlesi ile aşmayı düşündü. Mart ayında yapılacak ön seçimin tek adayı. Bir seçimden falan söz edemeyiz. CHP tabanı İmamoğlu’nun ismi etrafında kenetlenecek. Bir aday için elbette taban desteği önemli.
İşte ‘ön seçim süreci’ başlar başlamaz daha önce düşük dozda gündeme gelen ve tartışılan ‘diploma konusu’ bir anda alevlendi. Konu yargıya taşındı. Savcılık soruşturma başlattı. Sorun nedir? İmamoğlu’nun Kıbrıs’ta bir üniversiteden İstanbul Üniversitesi’ne geçişi sırasında ‘usulsüzlük’ yaptığı… Tarih 1990’ların başı…
Yani üzerinden 35 yıl gibi çeyrek asırdan fazla zaman geçmiş. İmamoğlu, İstanbul Üniversitesi’nden aldığı 1994 tarihli diplomayı her yerde kullanmış, bir itirazla karşılaşmamış. Adaylığı ciddiyete dönüşmeye başlayınca ‘eski defterler’ karıştırılmış… Ve konu adım adım ülkenin gündemine taşındı. Gazete ve ekranların bir numaralı haberi haline geldi.
Savcılığın İstanbul Üniversitesi’ne yazdığı talep yazısı sorunun daha da alevleneceğinin kanıtı. Savcılık açıklamasında ‘İdarece geri alınma işlemi dahil tüm idari tedbirlerin alınması yönünde gereğinin yapılması için müzekkeremiz İstanbul Üniversitesi’ne gönderilmiştir’ dendi. ‘Geri alınma işleminin geri alınması’ yatay geçişin iptali anlamına gelir.
Savcılık bu talepte niye bulunduğuna da açıklık getirdi; ‘Söz konusu belge hakkında ileride telafisi mümkün olmayan zararlar oluşacağından…’.
Bu yazıyı görene kadar ‘diploma meselesinin’ sonuç vereceği kanaatinde değildim. İmamoğlu tartışmaların neticesinde ‘diploma ile yaralı’ hale getirilir ve konu kapatılır’ diye düşünüyordum.
Savcılık müzekkeresinden sonra diploma konusu tartışmanın ötesinde hukuki ve siyasi ‘sonuçlar doğurabilir’. Hukuki sonuç, yatay geçişin iptali ve diplomanın boşluğa düşmesi… ‘Yok hükmünde’ sayılması. Siyasi sonucu ise İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olamaması. Neresinden bakılırsa bakılsın siyaseti çok yakından etkileme ve yönlendirme potansiyeli taşıyan bir mesele bu.
İmamoğlu ve CHP’nin her iddiaya cevabı var. Bir gün önce aralarında Adem Sözüer’in de bulunduğu hukukçular İmamoğlu’nun diplomasında hukuki bir sorun olmadığını uzun uzun anlattılar. İmamoğlu’nun Kıbrıs’ta üniversite eğitimine başlaması da olağan, yatay geçiş hakkı kazanarak İstanbul Üniversitesi’nden mezun olması da… Savcılığın yazısı sorunun o kadar basit olmadığını gösterdi.
Peki aradan 35 yıl geçmiş ‘zaman aşımı’ söz konusu değil mi? Hulusi Akar’ın kızı gibi zaman aşımının uygulandığı örnekler ve dosyalar var. Fakat mesele İmamoğlu olunca iş değişiyor. Şu an için ‘zaman aşımı’ engeli yok. Olsaydı, savcılık soruşturma açamaz, dosyanın kapağını kaldırmadan kapatırdı. Kapatmadı, müzekkere yazıları bile yazdı. İmamoğlu’na has uygulama tartışılacak tabii.
CHP Lideri Özgür Özel tepkisini ‘Ülkeyi yöneten kişinin diploması tartışmalı iken böyle bir tartışmayı gündeme açmak o diplomanın iptalinden medet ummak Ekrem İmamoğlu’ndan ne kadar korktuklarının göstergesi…’ sözleriyle dile getirdi. Özel’in CHP’ye ‘genel başkan’ seçildiği kurultay da ‘şaibeli’… Konu yargıda… Eski Hatay Belediye Başkanı Lütfi Savaş ifade verdi. Özel de rahat değil.
Türk siyaseti yargı, bürokrasi gibi unsurlarla dışarıdan müdahalelere alışkın. Yakın tarih çarpıcı örnekleriyle dolu… En başta Erdoğan… Sırf şiir okuduğu için siyaset yapması engellendi. Açıkça söylemek gerekirse bu kadarını ilk kez görüyor, yaşıyorum. Baksanıza önümüzdeki seçimlerin favori ismi İmamoğlu’nun diploması da şaibeli, ana muhalefet partisi CHP’nin lideri Özgür Özel’in ‘koltuğu’ da… Yargı her ikisini de ‘iptal edebilir’. Ve bir anda siyaset boşluğa düşebilir.
Yine Türk siyasetinin özelliğidir, şartların en ağır ve karanlık olduğu dönemlerde şaşırtıcı ‘çözümler’ üretebilir. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin her türlü sürprize gebe olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.























