(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Ve Fatih Altaylı da tutuklandı. Sürpriz mi? Değil. Konuşanın, yazanın risk altında olduğu bir ülke burası artık.
İlk sinyal Ankara’dan geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başdanışmanı Oktay Saral “Altaylı suyun ısınıyor” diye tweet attı. Altaylı’nın tutuklanmasına ilişkin bütün değerlendirmelerde Saral’ın mesajı bir işaret olarak yorumlandı. Yargı hafta sonu demedi hızlı çalıştı. Önce göz altına alındı. Ardından ‘tutuklama’ kararı çıktı. Ve Altaylı Silivri’ye gönderildi.
Eşi Hande Altaylı’nın mesajları ses getirdi; “Bazen hapse girenlerden olmak, hapse atanlardan olmaktan bin kat iyidir. Çok şükür!”.
Karar sonrası adeta avukatı teselli etti; “Boşver! Bu günler de geçecek. Daha kötü şeyler var hayatta… Yani zalimlerden olmak var mesela… Biz onlardan değiliz”. Kolay değil tabii. Eşine hapishaneye uğurlayan bir kadının yaralı yüreğinden dökülenler… Umarım soruşturmaya neden olmaz.
Fatih Altaylı’nın neydi suçu? Cumhurbaşkanına hakaret dendi. Sonra ‘tehditten’ işlem gördü. Çünkü hakaret tutuklama için yeterli değildi. ‘Tehdit’in cezası yüksek olduğu için ‘tutuklamaya’ imkan sağlıyordu. Peki nasıl tehdit etti?
YouTube kanalında ne dedi Erdoğan için? “Türk halkı sandıkta seçme hakkına çok düşkündür…” dedi. Halkın demokrasi inancına bir vurgu. Diğer cümlesi; “Türk seçmeni babadan oğula, damada geçecek bir hanedan yönetimine izin vermez”. Tespit doğru değil mi?
Altaylı “Türk halkı diktatörlüğe izin vermez” de dedi. Yanlış mı? Erdoğan’a ‘diktatör’ mü demek istedi? Dolaylı yoldan cümlenin bir ucu Saray’a dokunabilir. Bu fazla abartılı olmaz mı? Hangi diktatör sandıktan çıktı?
Erdoğan ‘diktatör’ yakıştırmasına kaç kez cevap verdi. “Diktatöre, diktatör denemez” demedi mi? Yasaları bu kadar daraltmamak lazım. İktidarlar eleştirilir, icraatlarına itiraz edilir. Erdoğan da “yürütmenin başı”… Yani doğrudan icranın içinde…
Bir cümle daha; “Anketler Türk seçmeninin yüzde 70’inin Cumhurbaşkanı Erdoğan ölünceye kadar başkan seçtirecek bir sisteme karşı olduğunu gösteriyor”. Doğru… Hangi toplum başındaki yöneticinin son nefesine kadar görevde kalmasını ister ki… Hele ‘demokrasinin’ nimetlerini tatmış Türk halkı niye ‘ölünceye kadar başkanlıktan’ yana olsun… Yüzde 70 bile çok düşük bir rakam. Çok daha yüksek olduğunu sanıyorum. İktidarlar belirli süre için gelir ve gider… Demokrasinin ruhu bu…
Ve Altaylı’yı yakan en tehlikeli cümlesi; “Osmanlı döneminde bazı padişahlar boğduruldu. Komplolarla tahttan indirildi…”. Bir tarihi gerçeklik… Orta öğretim ders kitaplarında bile yer alır bu. AK Parti bu yorum ve analizden hoşnut olmayabilir.
Fatih Altaylı muhalif bir isim. Öteden beri iktidar eleştirilerini seslendirmekten geri durmayan biri. Muhaliflik gazeteciliğin doğasında var. Altaylı üslup olarak da sıra dışı bir gazeteci… Belki de o yüzden takipçisi çok. Kendisine yepyeni bir alan açtı. YouTube kanalını bir televizyona dönüştürdü.
Erdoğan’ı tehdit olarak algılanabilir mi? Hukukçuların ağırlıklı görüşü bu soruya ‘hayır’ cevabını veriyor.
AK Parti’li Mücahit Birinci de itiraz edenler arasında. Uzun bir mesaj paylaştı. Ve dedi ki; “Hukukçu vakalara bakarken şahsi öfkesini karıştırmayandır. ‘Cumhurbaşkanını tehdit’ şeklinde ihdas edilmiş özel bir suç tipi yoktur”. Fakat Adalet Bakanı Yılmaz Tunç yargı kararının arkasında durdu. “Kimse Cumhurbaşkanımıza diktatör diyemez” dedi. Olayın hukuki boyutu daha çok tartışılacak, konuşulacak.
Ben siyasi yönüyle ilgiliyim. Fatih Altaylı’nın tutuklanması, Ekrem İmamoğlu operasyonu gibi bir ‘dönüm noktası’. Vaziyet “Bu ülkede çok gazeteci tutuklandı, Altaylı da onlardan biri…” diye yorumlanamaz. Çok daha derin ve kalıcı izler bırakacak. Altaylı’yı seven sevmeyen bu yargı kararını kabullenmekte zorlanacak.
Birinci’nin mesajı parti içinde de itirazların olacağının işareti. Bardağı taşıran son damla gibi bir şey bu. En büyük zararı da AK Parti iktidarı görür. İçeride ve dışarıda yankıları diğer gazetecilere oranla fazla olacak.
Düğmeye Oktay Saral mı bastı? Yargı kendi inisiyatif ve iradesini mi kullandı? Ankara’dan başka sinyal yollandı mı? Arka planı bilmiyoruz. Fakat şuna eminim ki bu Erdoğan’a iyilik değil. AK Parti’nin Altaylı’nın tutuklanmasından hiç bir politik çıkarı olamaz. Aksine siyasi zararı olur.
Kamuoyu daha İmamoğlu operasyonunu sindiremedi. İktidar çevresinin bütün çabasına rağmen toplum İmamoğlu konusunda ikna edilebilmiş değil. Yolsuzluk iddiaları havada kaldı. Halkı operasyonu siyasi olarak gördü. Şimdi buna bir de Altaylı eklendi.
Erdoğan’a oy verenler, AK Parti’yi ayakta kitleler bile endişe içinde “Nereye gidiyoruz?” sorusunu sormaya başladı. Hukukun fazla zorlandığı inancı giderek taban bulmakta… O yüzden diyorum ki; “Fatih Altaylı’nın tutuklanması muhalif bir gazetecinin tutuklanmasından öte sonuçlar doğurma potansiyeli taşıyor”.
Yanılıyor muyum?





















