(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Mahkeme CHP davasını 8 Eylül’e erteledi. Pek de sürpriz değil. Erteleme ihtimalini dile getirenler vardı. CHP’nin avukatı da kararın ‘ceza davası’ sonrasına bırakılmasını istedi. CHP yönetimi ise her olasılığa açıktı. İl Başkanlarını Ankara’da topladı. Zaten bir süredir ‘kriz yönetimi devrede’. Özgür Özel koltuğa oturur oturmaz ‘normalleşme’ dedi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir araya geldi. Bahar havası kısa sürdü.
Aylardır rahat yüzü görmeyen bir parti CHP… ‘Normalleşme hikaye’ oldu. Parti olağanüstü iklimde yaşam savaşı veriyor. 19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması siyaset için de CHP için de yeni bir süreç veya dönem başlattı. Operasyonlar İmamoğlu ile de sınırlı kalmadı, 10’un üzerinde belediye başkanı hapiste… Özgür Özel’in en fazla vakit geçirdiği mekanlardan biri oldu hapishane… Gün geçmiyor ki yolu Silivri’ye düşmesin.
Kamuoyu bu davaya kilitlenmişti. Medyanın tek gündemi CHP davasıydı. Bütün senaryolar tartışmaya açılmıştı. Ağırlıklı beklenti kurultayın yok sayılacağı ve Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığındaki yönetimin geri döneceği yönündeydi. Özellikle iktidara yakın ekranlarda Kılıçdaroğlu güzellemeleri dikkatlerden kaçmıyordu. Kılıçdaroğlu da ismi etrafında dönen tartışmayı bitireceği yerde ‘kapı araladı’. Döneceği mesajlarını verdi. “Kayyıma mı bırakayım” dedi.
Özgür Özel’in de neredeyse tek gündemiydi. Mahkeme kararını tanımayacağını açıkladı. Karara direnecekti. Nasıl olacaktı ise…? İktidar cephesi gelişmelerden memnundu. Keyifle CHP’de yaşanan kavgayı izliyordu. CHP 31 Mart sonrası havaya girmiş gözünü cumhurbaşkanlığı seçimine dikmişti. İmamoğlu operasyonu ve CHP davasından sonra kendi içine döndü. Bütün enerjisini parti içine harcadı. Muhalefet görevini öteledi.
Mahkemenin kararının ‘erteleme’ yönünde olması ne anlama geliyor? CHP veya siyaset biraz nefes mi alacak? Yaz ayları daha sakin mi geçecek? Kriz sonbahara mı bırakıldı? Demokles’in Kılıcı sallanmaya devam edecek mi? Tarafların biraz soluklanacağı doğru… En azından ‘tatil yapma’ fırsatları olacak. Siyasete kısa sürede olsa mola verme imkanı doğacak. Ama tehlike geçmiş değil. Risk ortadan kalkmış değil. ‘Kriz iki aylığına dondu’ o kadar. Bu CHP’yi ne kadar rahatlatır?
Ben Özgür Özel ve arkadaşlarının keyifli tatil yapamayacağı kanaatindeydim. Demokles’in Kılıcı başlarında sallanıyor. İki ay dediğin nedir ki… Her türlü olasılığa göre teyakkuz halini devam ettirecekler. İmamoğlu ve ilçe başkanlarının mahpusluğunu da dikkate alırsak Özel’e tatil de mola da haram. Dolayısıyla CHP’ye de… Kemal Kılıçdaroğlu’nun pusudaki pozisyonu devam ediyor. İki ay içinde Kılıçdaroğlu’nu ikna mümkün mü? Niye olmasın…
Çünkü Kılıçdaroğlu’nu sağlı sollu baskı var. ‘İnadından vazgeçmesi için’ en yakınında siyaset yapmış isimler bile ‘çağrıda bulunmaktan’ çekinmedi. Kararın ertelenmesi, sürecin uzaması Kılıçdaroğlu’nun işine gelmez. Tazyiklerin altında bir 2 ay daha yaşamak kolay değil. Kılıçdaroğlu’nun Özel’le fotoğraf vermesi davayı etkiler mi? Zor… Fakat parti içi kavgayı sona erdirir. CHP birliğe ve bütünlüğe kavuşur.
CHP davasının ‘hukuki’ olmadığının herkes farkında… Siyasi davaya siyasetle cevap verilir. CHP bunu bugüne kadar başaramadı. Davanın açtığı çatlağı kapatamadı. Parti içi muhalifler başını kaldırdı. Kılıçdaroğlu’nun yanında mevzilendi. İki ay Özel’in liderlik performansı açısından da önemli. İşi kolay değil tabii. Dert bir iki değil çok… CHP davası önceliği… İmamoğlu da öyle… Bir ihtimal daha var. O da şu;
Özgür Özel sonbaharda seçim istiyordu. Tarih olarak da ‘kasım ayı’ demişti. Peki iktidar ‘erken ve baskın seçim’ kararı alırsa ne olacak? CHP’yi böyle bölük pörçük yakalamışken bunu fırsata dönüştürmek ve değerlendirmek istemesi son derece doğal karşılanır. Eylül’de ‘mutlak butlan’ kararı ve ‘Kasım’da seçim’ senaryosu CHP için felaket olmaz mı? Kemal Kılıçdaroğlu ile bir seçim daha… Olur mu? Olur.. Siyaset bu…
CHP davası ‘hukuki değil’ derken Prof. Adem Sözüer’in yorumuna dikkat çekmek isterim. Sözüer, iktidara yakın bir akademisyen ve hukukçuydu. Son dönemde biraz uzaklaştı. CHP davasıyla ilgili 10 maddelik değerlendirme yaptı. Benzer şeyleri herkes söyler fakat Sözüer gibi bir ismin kaleminden çıkması kuşkusuz önemli. Sözüer dedi ki; “CHP Kurultayı ile ilgili ceza+hukuk davaları pozitif hukuk bağlamında değerlendirilemez. AYM/AİHM kararlarının uygulanmadığı, muhalif siyasetçi ve gazetecilerin tutuklandığı, belediyelere kayyum atandığı ortamlar, hukuktan arındırılmıştır, hukuk normları askıdadır. Bu ortamlardaki ülkelerde Anayasa ve kanunlar yürürlükteymiş gibi görünür ama; kuvvetler ayrılığının etkin olmamasından yararlanıp yetkiler sistemli olarak amaç dışı kullanılarak ‘görünüşte davalar'(Schauprozess) açılır. Bu yolla tarihte de pek çok örneği görülen siyasal tasfiyeler yapılır…”.
Tespitler ilginç, ifadeler ağır… Yargı deyince durumun ne kadar vahim olduğunu bilmeyen yok. Sokaktaki vatandaşın bile güveni kalmadı. Hiçbir dönemde yargı ile siyaset bu kadar iç içe geçmemişti. Sözüer’in söylediği de bu… Belki üslubu eleştirilebilir. Fakat meselenin özü doğru. ‘Görünüşte davalar’ tespitinin özellikle altını çizmek isterim.
Sözüer’in ‘uyarı’ niteliğinde son sözü de var; “Partilerin hukuk dışı yöntemlerle etkisizleştirilmesi esasen suçtur. Bu suçların mağduru sadece o partinin üyeleri değil tüm toplumdur. Fail ise hukuktan arındırılmış ortamı oluşturanlardır. Eylemli kapatma girişimi” fiili bir zor kullanma olduğu için, çözümü “hukuki” eylemliliktir”.
CHP’de kriz iki aylığına dondu. Fakat gündemden kalkmadı. Demokles’in Kılıcı orada sallanıp duruyor. Özgür Özel’in koltuğu tehlike ve risk altında. Biraz nefes alsa da CHP yönetiminin tatili veya molası pek mümkün görünmüyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nu saflarına çekmek için iki ay bir fırsat olabilir. Bir ihtimal daha var. İktidar, Özel’in talebi doğrultusunda ‘Kasım’da seçim derse’ ne olacak? Siyaset bu… Her şey mümkün.





















