(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Gün geçmiyor ki medyada ‘Bahçeli beni de aradı…’ haberi çıkmasın.
Kalbinden operasyon geçiren MHP lideri, ‘nekahet’ dönemini ‘telefon trafiği’ ile değerlendiriyor. Bir bakıma da sağlığı hakkındaki ‘iddialara ve komplo teorilerine’ ‘telefon diplomasisi’ ile cevap veriyor. Bahçeli ile telefon görüşmesi yapanlar ‘sesinin iyi ve sağlıklı’ geldiğini söylüyor. Bu tespit, MHP yönetiminin yaptığı açıklamalar kadar kıymetli…
MHP, Bahçeli’nin dönüşü için de tarih verdi ve ‘Nisan ayını’ işaret etti. Partisinin ‘Siyaset ve Liderlik Okulu’ programına katılacağını duyurdu. Bu daha önce grup toplantısı yapmayacağı anlamına gelmez elbette. Bahçeli ‘sürpriz çıkışları’ sever. Ayrıca siyaset boşluk kabul etmez. Bir genel başkanın partisinden bu kadar uzak kalması farklı sonuçlar doğurabilir. Bu parti MHP de olsa fark etmez.
Hastalığından dolayı evine kapanmış olsa da Bahçeli gündemi belirleyen isim… 1 Ekim’de Meclis’in yeni yasama dönemine başladığı gün yaptığı ‘Öcalan açılımı’ ete kemiğe büründü.
MHP lideri, hastaneye yatışı öncesinde İmralı ve DEM’i sürecin uzaması karşısında “Elinizi çabuk tutun…” diye uyarmıştı. Beklediği çağrı geldi. Öcalan, kurucusu ve önderi olduğu PKK’ya “Örgüt ömrünü tamamladı, kendinizi feshedin” dedi.
Bahçeli sağlığı el vermediği için kamuoyunun karşısına çıkamadı, düşüncelerini yazılı açıklamayla duyurdu. Bir de ‘telefon trafiği’ ile… Kimleri aramadı ki… Selahattin Demirtaş’la bile konuştu.
Demirtaş mahpus olduğu için doğrudan değil DEM’li Sırrı Süreyya Önder aracılığıyla görüştü. Eşinin rahatsızlığından dolayı Erdoğan’ın da tensibiyle Demirtaş’a ‘özel izin’ verildi. Görüşme hastanede gerçekleşti. Bu süreçte Kürt siyasetinin önemli aktörlerinden Demirtaş biraz geri planda kalmıştı. Bahçeli’nin Demirtaş’ı araması her açıdan kıymetli. Bir bakıma ‘sürece dahil ettiği’ söylenebilir.
Görüşme, tamamen insani duygular çerçevesinde gerçekleşmiş olsa da derin siyasi anlamı olduğu muhakkak. Bizzat görüşmenin kendisi ‘siyasi anlam’ içeriyor. ‘Selamlaşmış’ olsalar bile önemli ve manidar. Önder’in dediğine göre Bahçeli, Demirtaş’a ‘Bir ihtiyacı olup olmadığını…’ dahi sormuş. Bu sorudan genel af veya infaz düzenlemesi için bir ışık yakıldığı sonucu çıkarabilir miyiz? Niye olmasın… DEM’in ‘olmazsa olmaz’ dediği düzenlemelerin başında bu geliyor.
Bahçeli’nin telefon trafiği yeni değilmiş… Sırrı Süreyya Önder’i, Öcalan’a çağrı yaptığı konuşmasından hemen sonra da aramış.
Önder’e ‘Daha barış halayı çekeceğiz, kendinize kondurmayın’ demiş. Çıkışı hakkında ne düşündüğünü sormuş, Önder’e; ‘Çiviyi arşı alaya çaktınız, henüz değerlendirmeye boyumuz yetmiyor…’. İyi cevap doğrusu… Mesut Barzani bile Bahçeli’nin sözleri karışısında şoka girmiş ve tam ‘3 gün düşünmüş’. Bahçeli’nin şoka sokmadığı kim var ki?
Öcalan’ın çağrısından sonra Bahçeli telefon trafiğine hız vermiş. Metni okuyan Pervin Buldan’ı aramış önce, iltifatını esirgememiş; ‘Verdiğiniz emekten dolayı teşekkür ediyorum. Ayrıca metni sizin okumanızdan büyük bir memnuniyet duydum’.
Ardından da Eş Başkan Tuncer Bakırhan’la konuşmuş. Bu görüşme zincirine Ahmet Türk’ü de eklemek gerekiyor. Bahçeli’nin hemen bütün konuşmalarında sürece ve muhataplarına ilişkin pozitif cümleler yer alıyor. Eğer sağlığı el verseydi de grup konuşması yapsaydı, benzer sözleri kürsüden de duyacaktık.
Telefon görüşmelerini ve içeriğini Bahçeli’nin kendisinden veya partisi MHP’den değil muhataplarından öğreniyoruz. Keşke MHP’den de telefon konuşmaları için bir açıklama yapılsa, kamuoyu bilgilendirilse… ‘Teyit amaçlı’ söylemiyorum, içeriğinin daha da zenginleşeceği için söylüyorum. Muhataplarının açıklamasından sonra görüşme ‘özel’ olmaktan çıktı, siyasi bir anlam kazandı. MHP de buna katkı yapabilirdi.
Telefon diplomasisi sürecin ilk adımını atan Bahçeli’nin sonrasını da yakından takip ettiğini göstermesi açısından önemli ve değerli. MHP ve Bahçeli’nin ilgisi karşısında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti’nin ihtiyatlı tutumu dikkat çekici. Fakat bu başka yazı konusu.





















