(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
‘Adalet’ AK Parti’nin en büyük vaadiydi. Partinin adını koyarken ilk kelimesini ‘adalet’ olarak seçti. Neden? Çünkü ülkenin adalete ihtiyacı vardı. 29 Şubat sürecinin olağanüstü şartları ‘adaletin’ canına okudu.
Süreç kendisini en fazla ‘yargıda’ hissettirdi. Hakimler savcılar Genelkurmay’da brifinge gitti. AK Parti olağanüstü şartlarda kuruldu. Toplumsal talebi dikkate aldı, ‘adaleti’ önemsedi, bayraklaştırdı, isim yaptı.
AK Parti döneminde Cumhuriyet tarihinin en uzun tek parti iktidarı yaşandı. Ki hala iktidar yılları sürmekte. Eğer seçim zamanında yapılırsa 3 yılı daha var. Bu kadar uzun süren iktidar yıllarında başarılı olduğu alanlarda oldu, AK Parti’nin başarısız olduğu sahalarda… Bu da gayet doğal. Fakat son 10 yıl ‘adalet’ ülkenin en ciddi sorununa dönüştü. Yargı bağımsız ve tarafsız niteliğinden çok şey yitirdi. Kamuoyu yoklamalarında yargıya güven alt sıralara düştü. Adalet yara aldı.
19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan süreç sadece CHP’de değil geniş kesimlerde ‘yargı darbesi’ diye nitelendi. Operasyon dalgaları büyüyerek sürdü. 5. dalgada 5 ilçe belediye başkanı ile bürokratı tutuklandı. İstanbul sınırları da aşıldı, Adana’ya kadar uzandı. Yargının siyasetçileri kapsayan operasyonları ‘siyasi tartışmaları’ da beraberinde getirdi. Toplumda ‘yargı sorunu’ daha belirgin hale geldi. Bugün yargı içeride ve dışarıda en çok eleştirilen kurum niteliğinde…
AK Parti’nin gündeminde maalesef ‘yargı sorunu’ yok. O kadar ki ‘infaz düzenlemesini’ çok sınırlı tuttu. Paket sadece ‘hasta ve yaşlı mahpusları’ kapsadı. Siyasi mahpuslar, Covid mağdurları düzenlemenin dışında kaldı. Sonbahara ertelendiği duyuruldu. Yargı kararlarının toplumda açtığı yaralar çok sıcak ve durmaksızın kanıyor. Hapishaneler ağzına kadar dolu… Çocuklardan yaşlılara kadar ciddi sorunları bünyesinde barındırıyor.
Hukuksuzluğun hüküm sürdüğü bu olumsuz şartlarda bir çağrı gündeme geldi, bir ses duyuldu. ‘Adalet Çağrısı’ başlığıyla bir metin yayınlandı. Tespit ve öneriler içeren kapsamlı bir metin… Altındaki imzalar metnin can
alıcığı kadar önemli. Aralarında AK Parti’nin kurucusu ve bakan düzeyinde siyaset yapan isimler var. Ertuğrul Yalçınbayır, Hüseyin Çelik ve Ertuğrul Günay gibi… AK Parti’nin ilk dönem iktidar yıllarında önemli
görevler üstlenmiş isimler bunlar. Bir ‘köklere dönüş’ çağrısı da denebilir. Metnin içeriği ile AK Parti’nin kuruluş felsefesinin paralellik arz ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
İsimler sadece AK Parti mahallesiyle sınırlı değil. Nesrin Nas, Abdülbaki Erdoğmuş gibi bir zamanların ANAP’ında önemli görevler üstlenmiş isimlerin de imzası var. Hakan Tartan’ın, Müslüm Doğan’ın adı dikkat çekici… Tartan DSP’de siyaset yaptı, Doğan HDP’de… Her ikisi de bakanlık koltuğuna oturdu. Anayasa Mahkemesi’nin efsane başkanı Haşim Kılıç da imzacılar arasında. Kılıç zor zamanların başkanıydı ve koltuğunun hakkını verdi. Sayıları 19 fakat ‘özgül ağırlıkları’ niceliklerinden daha etkili bir kadro bu. Daha çok ‘uyarı’ içeren mesajları çok önemli…
Metinde çok çarpıcı ifadeler yer alıyor; “Türkiye’de hukuk devleti askıdadır” cümlesi onlardan biri. Hukuk bir devletin olmazsa olmaz en önemli vasıflarından biri… Hukuk yoksa hiçbir şey yoktur. Bir yönetimin diğer niteliklerine bakılmaz. Hukuksuzluk bir idare için en ağır ithamlardan biri… Haşim Kılıç, Ertuğrul Günay gibi isimlerin “Hukuk devleti askıdadır” cümlesinin altına imza koymaları çok önemli. Aslında çok sarsıcı bir ifade bu… Bir ikazın ötesinde… Bu cümleye toplumun da bir itirazı olmaz. Çünkü adaletsizliğin, hukuksuzluğun herkes farkında… Bir tespit daha; “Makul gerekçelerden yoksun tutukluluklar, yargılama süresini gereksiz olarak uzatmak, iltisak ve irtibat gibi uydurma delillerle yeni suçlar ihdas etmek, gizli tanık kullanılarak suç icat ve isnat etmek, mahkeme kararı olmadan suçlu ilan edilenlerin mal ve mülklerine el koymak, AİHM’nin kararlarını görmezden gelmek, kayyım atamaları ve KHK gibi uygulamalar anayasayı, uluslararası hukuku ve insan haklarını doğrudan ihlal etmektir…”
AK Parti iktidarının en çok eleştirildiği alanlar bunlar. Kayyım, AİHM kararları… Zayıf iddianameler, basit ve kolay tutuklamalar… Bir yönetim için en ağır suç ‘anayasa ihlalidir’. Ve 19 kişi bu tespiti yapıyor.
Bir zamanlar ‘beka sorunu’ siyasetin en sıcak ve hareketli tartışma konusuydu. Bugünlerde unutuldu. Özellikle MHP ‘beka’ konusuna çok vurgu yaptı. Çağrı metninde ‘Adaletsizlik bir beka sorunudur’ cümlesi de dikkat
çekici. Toplumda adalete, hukuka, yargıya güven sarsılırsa devlet ağır yara alır. Bugün ne yazık ki böyle bir sorun var. Hukuk ve Adalete olan inancın yitirilmiş olması bir ‘devlet sorunu’ aslında. Hiçbir devlet vatandaşlarının güvensiz ortama terk edemez. Çünkü varlığı tehlikeye girer.
Bu tablo karşısında yapılacak olanlar belli… Hukuka dönmekten başka çare yok. Bu da ancak ‘yargı reformlarıyla’ olur. Kriterler de hazır; AB standartları… AK Parti ilk yıllarında başardı bunu. Peş peşe reform paketleri çıkardı. Fakat sonra içine kapandı ve makarayı geri sardı.
Çözüm de çare de belli. Aralarında kurucularının ve eski bakanlarının da bulunduğu ‘adalet çağrısı’ umarım AK Parti kadrolarında karşılığını bulur. Neticesi ne olursa olsun bu güçlü ‘adalet sesi’ ülkenin semalarında yankılanacak.























