(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
31 Mart sadece yerel seçim değil AK Parti iktidarı için güven oylamasıydı ve sandıktan ‘güvensizlik’ çıktı. Seçmen 10 ay önce verdiği desteği geri çekti. Her ne kadar kâğıt üzerinde belediye başkan adaylar yarıştı gözükse de ‘Erdoğan kendini oylattı’ ve umduğu sonucu alamadı.
Yerel seçimleri güven oylamasına dönüştürmek AK Parti’nin stratejik hatasıydı. Her hatanın bir cezası, her yenilginin bir bedeli olur. Erdoğan seçim akşamından bugüne hezimet çapındaki mağlubiyetin öz eleştirisini yapmakta. Son olarak grup toplantısında konuştu ve ağırlıklı olarak teşkilat ve tabana duygusal mesajlar verdi.
Erdoğan sloganlarla konuşmayı seven bin siyasetçi. ‘Bir gece ansızın gelebiliriz’ gibi… Grup konuşmasında da ‘Biz bitti demeden bitmez’ dedi. Muhalefet bile ‘AKP iktidarı bitti, derhal erken seçim’ demedi ki… Hamaset yüklü sloganlar duyguları okşar, dinleyenleri coşturur. Ama pek gerçekçi tarafı yoktur. ‘Biz bitti demeden bitmez’ sloganı Fatih Terim’e ait. Milli Takım’ın başındayken söylemişti.
Terim ‘bitti demeden bitti’ ve Türkiye’de çalıştıracak takım bulamadı. Ne Milli Takım’da barınabildi ne de Galatasaray’da. Kelimesinin tam anlamıyla Galatasaray’da o kadar başarısız oldu ki yönetim tarafından kapının önüne kondu. Kovuldu yani. O sözü yalanlayan bizzat söyleyen oldu. Erdoğan’ın o sloganı kullanması partilileri coşturdu. Sonra?
Eğer 31 Mart analizlerini tabanı diri tutmak için söylemediyse AK Parti’nin sonuçları doğru değerlendirmediği sonucu çıkarmak mümkün. Sandığa gitmeyen seçmenin AK Parti’li olduğu… AK Parti ve MHP oylarının toplamanın yüzde 40’ı aşarak birinci parti olduğu… Sonuçların sadece yerelle sınırlı olduğu… Hayır, hayır bunların hiçbiri doğru değil.
5 yıl önceki İstanbul kaybını AK Parti ‘Seçmenlerinin muhtar adaylarını desteklemek için memleketlerine gitmesine’ bağlamıştı. Bizzat Erdoğan, bunun önlemini alacaklarını açıklamıştı. Ne oldu? Beş yıl sonra daha ağır bir hezimetle karşılaştı İstanbul’da. AK Parti’nin adayı İmamoğlu ile yarışamadı bile. Daha ilk dakikada havlu attı.
Rakamlar seçime katılımın düşük olduğunu gösteriyor. Sandığa gitmeyenlerin AK Parti seçmeni olduğu tespitini kim neye göre yaptı. AK Parti’nin doğal seçmeni sandığı kutsar, iki eli kanda da olsa oyunu kullanır. ‘Partiye küsmek’ gibi bir tavrın AK Parti söz konusu olduğunda pek karşılığı yoktur. Ayrıca seçmenini sandığa taşımakta zorlanan AK Parti değil aksine başta CHP olmak üzere muhalefet…
Eğer bir küskünlükten söz edilecekse muhalifi seçmen küstü partisine değil sandığa… 10 ay önceki büyük ve derin hayal kırıklığı kolay atlatılabilir türden değildi. ‘Seçmenimiz oy kullanmadı’ basit ve gerçeklikten uzak bir değerlendirme… Yenilginin ezikliği karşısında ‘söylenebilir, söylenmez değil’ ama ‘ucuz bahaneden’ öte anlamı olmaz.
Özellikle seçimlerden sonra siyasetçiler ‘rakamları’ kendilerine yontma konusunda pek mahirdir. MHP Lideri Bahçeli yüzde 16 oyla partisinin seçimden zaferle çıktığını söyleyebildi. ‘Hangi şehri kazandı?’ diye sorarlar adama. Ne kazanması, mevcut belediyeleri kaybetti. Manisa MHP’nin elindeydi artık CHP’nin yönetiminde.
Sonra… AK Parti’nin kaybettiği her yerde MHP de kaybetmiş sayıldı. Zafer, başarı nerede? Bahçeli rakamlarla oynamayı sever. Ne yaptı ne etti, topladı, çıkardı, çarptı her yolu denedi, rakamlar Bahçeli’nin yüzüne hiç gülmedi. Erdoğan yüzde 40’la ‘Cumhur İttifakı birinci’ derken muhalefetin yüzde 60 oyunu ne yapacak? Bir ittifak olmasa da iktidarlar karşılarındaki toplam muhalefetin oyunu esas alırlar. Muhalefet blokudur çünkü. Cumhur ittifakının karşısında oylarını yüzde 60 bandına çıkarak muhalefet cephesi var. Rakamlar Erdoğan’ın da yüzünü güldürmez.
Ayrıca 31 Mart’ın sonuçlarını yerelle sınırlı görmek ‘bir teselli’ olabilir ama siyasette hiçbir anlamı yoktur. Erdoğan da biliyor, Bahçeli de… 31 Mart iktidar için büyük yenilginin adıdır. Gerisi teferruat ve kuyruğu dik tutma çabasıdır. Türk siyaseti buna alışkındır. 31 Mart’ı yaşanmamış saymak imkansızdır. Hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Rakamlar önünde sonunda kendini kabul ettirir. Bugüne kadar rakamlara direnen çok oldu ama günün sonunda teslim olmayanlara rastlanmadı.
Belli ki cumhur ittifakında 31 Mart’ın yarası sıcak… Onun etkisiyle yapılan konuşmaların, değerlendirmelerin pek hükmü olmaz. Sağlıklı analizler ayaklar suya erince yapılır. Açıklamalara bakınca AK Parti ve MHP’nin hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam etme niyetinde olduğu sonucuna varılabilir. 31 Mart’ın dumanı üstünde tüten açıklamalarını fazla ciddiye almamak lazım. Rakamların kendisini kabul ettireceği günü beklemek daha doğru olur.
31 Mart AK Parti’de ‘değişimi’ kaçınılmaz kılıyor. Erdoğan da bunun farkında. Değişimin içeriği, kapsamı ve çapı ne olacak? Sadece isimler mi yenilenecek yoksa politikalar da köklü değişimler yaşanacak mı? Fatura öncelikle ‘ekonomi politikalarına’ kesildi. Ya diğer alanlar…?
Mesele ‘Emeklinin maaşlarını arttırmadık, kaybettik’ ile sınırlı mı? Maaşlarını büyük zam yapılan memurların şehri Ankara’daki bozgun nasıl izah edilecek? AK Parti iktidarına kaybettiren sebepler bir iki değil… AK Parti’nin MHP’nin rotasına girmesi mesela… Doğu Perinçek’i memnun eden uygulamalar… Yargı alanında yaşananlar… Partiye adını veren adaletin hali… Sadece kısıtlanabilen İsrail’le ticaret…
Parti yönetimi veya kabinenin 31 Mart’ta göre güncellenmesinin yeterli olacağını sanmıyorum. AKP kendini değiştirmeden yeniden toparlayabilmesi, düştüğü yerden kalkabilmesi pek olası değil…





















