(The Turkish Post) – H. AGAH KALENDER
Öteden beri dilime pelesenk olan beyitlerdendir bu; ‘Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir / Müptela-yı gama sor kim geceler kaç saat’
‘Şeb-i yelda’ Farsça en uzun gece anlamına gelir. 21 Aralık gecesini anlatır. Şeb, gece demek. Tek başına bir kavrama veya ismi dönüşmüş mü? Ben ne okudum, ne de duydum. Yanına ekler alınca şeb, isme de kavrama da dönüşüvermiş.
Örnek mi? O kadar çok ki… Şeb-nem Türkçe yaygın bir isim. Gece nemi veya çiyi demek. Gecenin çiyi niye bir isim haline gelir, anlamak zor. Acaba İran veya başka ülkelerde isim olarak kullanılmış mı? Google’a sordum, İran’da Şebnem Farşadjoo diye bir sinema ve televizyon oyuncusu olduğunu haber verdi. Gecenin nemi İran’da da isim olmuş sizin anlayacağınız.
Şeb-i Arus var sonra, herkesin bildiği bir kavram. Mevlana Celaleddin Rumi’nin ölüm günü… Şeb-i yeldaya yakın bir gece… 17 Aralık gecesi… Gerdek veya düğün gecesi anlamına gelir. Yaşarken değeri anlaşılmayan, kıymeti asırlar sonra bilinen Mevlana’nın ölüm yıldönümü Konya’da her yıl sema gösterileri eşliğinde resmi programlara sahne olur. Tarikatları, tekkeleri ve dergahları yasaklayan devlet Mevleviliği bu yasağın dışında tutmuş.
Neden en uzun güne veya gece ile gündüzün eşit olduğu zaman dilimine değil de şiirler, şarkılar geceye yazılmış, yakılmıştır acaba? İsimlere bile konu olan geceyi bu kadar anlamlı ve romantik kılan nedir? Tamam gece güne gebedir. Şair ‘Abisten-i safa vü kederdir leyal hep / Gün doğmadan meşime-i şebden neler doğar’ diye yazmış. Ve hem şeb, hem leyl’in çoğulu leyaliye aynı beyitte yer vermiş.
Gece örtüdür. Acaba örttükleri yüzünden mi değerli? Yoksa kameri, bedri, yıldızları gösterdiği için mi? Gece olmasaydı, yıldızlar da olmayacaktı. Yıldızlar geceyi aydınlatmaya yeter mi? ‘Söyle bu gece bezmimize mum da gerekmez / Bu meclisimiz dost yüzü nuruyla tamamdır.’
Sadece Farsça da değil, Arapça ‘gece’ de şarkılarda, şiirlerde ve isimlerde dile gelmiştir. Araplar geceye Leyl derler. Leyla ismi oradan gelir. Düpedüz gece demek…
‘Çok karanlık gece’ anlamına da geliyor. Anadolu da ‘zifiri karanlık’ denir. Gözün gözü görmediği karanlık… Arabi ayların son gecesine de Araplar ‘Leyla’ adını vermiş. Nedir gecenin büyüsü acaba? Aşıklar geceyi pek mi sever? Aşk acısı geceleri depreşir, çekilmez hale gelir. Uyutmaz insanı. ‘Geceler haram olur’ aşığa. Hastalar da sevmez geceyi. Dertleriyle baş başadır çünkü. Izdırapları dayanılmaz hal alır.
Geçmiş asırlarda İstanbul’da hastanelere yakın camilerin müezzinlerine sabah ezanını, vakit girer girmez okumaları istenirmiş. Şafağın attığı, günün ışımakta olduğu, sabahın geldiği hastalara müjdelenirmiş. Çünkü birazdan gün doğacak, dostlar gelecek ve acılar paylaşılacak, ızdıraplar azalacak.
Geceyi anlamlı kılan ‘acı ve dert’ olmalı. Aşk acısı tatlı olur. Aşık aşkından, derdinden, maşukundan şikayetçi değildir. Vuslatla yanar tutuşur. Vuslat beklentisi kavuşmaktan daha manidar olmalı. Vuslat ruha, kavuşmak tene aittir. Ruh her zaman daha önde değil mi? Aşkına ruha bakan tarafı bedene oranla daha kutsal ve kıymetli değil midir?
Aşk, Mecnun’un gecesi yani Leyla’sı, Ferhad’ın Şirin’i, Sezai Kakakoç’un Mona Rosa’sı, Kerem’in Aslı’sıdır. Tene değdikten sonra var mı şiirlerde, şarkılarda dile gelmiş biri. Yoksa ‘Garibim namıma Kerem diyorlar / Aslı’mı el almış harem diyorlar / Hastayım derdime verem diyorlar…’ der miydi şair. Bahtına lanet oldu aşamadı bu dağı… Varamadan yurduna postunu verdi, yabanın hayduduna, kurduna…
Şeb-i yeldayı yani en uzun geceyi vakit ve yıldız ilmiyle uğraşanlar bilmez diyor şair… Sen onu derdi olana sor, gecelerin kaç saat olduğunu gam müptelası bilir. Acaba öyle mi? Şair haklı mı? Ve tabii Şeb-i yelda 21 Aralık gecesi midir? Sabahı olmayan daha uzun geceler yok mudur? Şair kuşkusuz en uzun geceyi derdi olana sor derken haklı…
Herkesin ‘şeb-i yeldası’ farklıdır. Birçoğu için en uzun gece Aralık ayının 21’inde başar, güneşin ilk ışıklarıyla sona erer. Coğrafı konuma göre değişir ama Anadolu’da ortalama 14 saattir uzayan gecenin süresi. Sabahı olmayan geceleri haftalar, aylar ve yıllarca sürenler yok mu? Benim ‘şeb-i yeldam 7 yıl sürdü’ diyen birini duydunuz mu? Sabahı olmayan 7 yıl yani… Nasıl mı olur? Ehline sor…
Bazıları şeb-i yeldayı saatlerle, kimileri ise yıllarla ölçer. Sabahı olmayan gecenin koynunda yaşayanları hatırlayıp da ‘ahh’ çekmemek mümkün mü?





















