(The Turkish Post) – H. Agah KALENDER
Ey Okur! İşte yaz da bitti. Ağustos’un sonuna geliverdik. Sayılı gün çabuk geçer. Gece kararıp kalmaz, güneş mutlaka doğar. Eskiler ‘Ağustos ayının yarısı yaz, yarısı kış’ derlerdi. Hava bozmaya başlar, sonbaharın esintileri kendini gösterirdi. Fakat her şey gibi mevsimler de bozuldu. İklimlerin eski havası yok. Anadolu çoraklaştı, nicedir ‘yağışsız günlerin’ hüküm sürdüğünün tanığıyız. Yazarınız tatil yapmadı, sıcağa aldırmadı, yazılarına mola vermedi. Sizin orada olup olmadığınızı bilmeden yazdı durdu. Biraz da kendisi için yazdı çünkü.
Evet, zafer haftası içindeyiz. Tarihin denk noktası; iki büyük zafer bir haftaya sığdı. Malazgirt ve Büyük Taarruz… İlkinde Anadolu’nun kapıları biz Orta Asyalı Türklere sonuna kadar açıldı. Ve Anadolu’yu vatan eyledik. Diğerinde Anadolu’yu istilaya kalkan düşmana son darbe vuruldu. Yunan kuvvetleri geldikleri gibi değil, bozgun halinde kaçıştılar. İzmir’de denize döküldü. Ege’nin soğuk sularında son nefesini verdi. Çok azı memleketlerine dönebildi. 30 Ağustos Atatürk’ün öncülüğünde yeniden doğuşun ve dirilişin tarihi… Gerçek anlamda zafer…
Günün anlam ve önemini özetleyen Nazım’ın muhteşem şiirinden bir parçayı hatırlamamak olmaz; “Şayak kalpaklı adam / nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden / güzel, rahat günlere inanıyordu / Sarışın bir kurda benziyordu / Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı / Yürüdü uçurumun basına kadar, eğildi, durdu / Bıraksalar / İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak / ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak / Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı…”. Bir tablo bu kadar güzel resmedilir. Nazım Hikmet’in ustalığını konuşturduğunu aşikar. Tarihin ve kaderin cilvesi olsa gerek bu şiiri yazan adam 10 yıldan fazla hapis yattı.
Kişisel gelişim kitapları dünyanın her tarafında çok satar. Ben de fırsat buldukça göz atarım. Çok da yararlanırım. ‘Bir kitap okudum, hayatım değişti’ denecek kadar etkisi altında kaldığım kitaplar oldu. Victor Frankl’ın ‘İnsanın Anlam Arayışı’ bunlardan biriydi. Klasik bir ‘kişisel gelişim’ kitabı değil. En olumsuz şartlarda bile bir çıkışın olduğunu gösteren eserdi benim için. ‘Sanatçının Yolu’ diye bir kitap geçti elime. Çarptı beni. Her kütüphanede bulunmalı… Bazen insanın üretkenliği durur. Şairdir, şiir yazamaz, ressamdır resim yapamaz, senaristtir senaryo yazamaz… Cemaron ‘tıkanıklığı aşmanın’ yollarını gösteriyor.
Masamın üstünde başka bir kitap var. Aylar önce yazarı imzalayıp vermişti. Bir çırpıda okudum, su gibi aktı. Sonradan durup düşündüğüm ‘altını çizdiğim satırlar’ o kadar çok ki… Osman Güzelgöz’ün ‘Kendi Kendimize Koçluk Kitabı’ndan söz ediyorum. Güzelgöz bildiğim kadarıyla gazeteci kökenli bir yazar. Yıllar önce terör ve Kürt sorunun en yakıcı olduğu günlerde bölgeyi analiz eden ‘Bir ok attım, kebap oldu’ kitabını okumuştum. Ufuk açıcıydı, bilgilendiriciydi. O hassas ve nazik günlerde böylesine dengeli kitap yazabilmek kolay değildi.
Güzelgöz daha kitabın kapağında “Dengisiz misiniz?’ Yoksa “Denge siz misiniz?” diye anlamlı bir soru soruyor. ‘Çaresiz değil, çare sizsiniz…’ der gibi… Denge günümüz insanının en büyük sorunu değil mi? Çevremiz dengesini yitirmiş, yolunu şaşırmış insanlarla dolu… Bir toplumsal gerçeklik bu… Anadolu’nun veya tarihini fetreti gibi… Ne sosyal hayatta bir denge var, ne siyasi yaşamda, ne de duygusallarda… Çağımızın insanı ifrat ve tefrit sarkacında bir uçtan diğer uca savrulmakta.
‘Koç’ kavramı sonradan dilimize girdi. Koçun erkek koyun diye bilindiği yıllarda basketbol hocalarına da koç dendiğini duyardım. Sonradan ‘yaşam koçu’ tabirini duymaya başladım. Hiç unutmam, Recep Tayyip Erdoğan başbakan olduğu yıllarda bir vali eşine ‘Ne iş yaptığını’ sormuş, ‘Yaşam koçu’ cevabını alınca şaşırıp kalmıştı. Kavram daha yeniydi. Altı dolu değildi. Güzelgöz merakımı ilk sayfalarda giderdi. Avrupa’da da geçmişi eski değilmiş. 19. yüzyılda ‘coach’ kelimesi ‘öğrenciyi bir yerden bir yere taşıyan’ anlamında kullanılmış. Araç veya vasıta…
Günümüzdeki anlamına gelince… 1985 yılında Dick Borough ‘kendi liderlik tarzını tanımlamak’ için kullanmış. Kişisel gelişimin odağına yerleşmiş. Güzelgöz’ün ifadesiyle “Modern anlamda koçluk, özellikle Amerika ve İngiltere’de çok ses getirmiş, çoğunlukla da yöneticilerin performansının arttırılması sürecinde etkin olarak kullanılmıştır. 1990’lardan sonra da koçluk mesleği birçok uzmanlık koluna ayrılmış ve böylece sistematik hale gelen koçluğun popülerliği artmıştır”. Artmak ne kelime modern hayatın bir parçasına dönüşmüş. Herkesin olmasa bile iddia peşinde koşanların hemen yanı başlarında kendilerine rehberlik eden bir ‘koçları’ var.
Peki koçun Türkçe karşılığı yok mu? Yazar ‘Yol Arkadaşlığı’ ya da ‘Yol Eşlikçiliği’ kavramlarını öneriyor. Eşlikçi kelimesini yeni duyuyorum. Anlamını biliyorum elbette, eşlik eden demek… Yoldaş yani. Yol arkadaşı için de ‘refik’ diyebilir miyiz? Eskiler ‘Önce refik sonra tarik’ derdi. Yok, yol arkadaşlığı, eşlikçi veya refik kelimeleri ‘koçun’ ağırlığını taşımaktan uzak. Koç da ‘yol göstericilik veya yönlendiricilik’ de var. Sadece yoldaşlık yok. Bir insanın eşi, refik ve yol arkadaşıdır. Ama ‘yaşam koçu’ değildir. Yaşam koçu olanlar vardır belki fakat genelleme yapılamaz. Kanaatime göre Türkçeleştirme çabaları boşuna, kavramı batıdaki anlamıyla ‘koç’ olarak ifade etmek daha sağlıklı…
Osman Güzelgöz’ü tanıyanlar ‘Ne ara kişisel gelişim uzmanı oldu?’ diye merak edebilir. Doğrusu ben de şaşırdım. Cevabını kitabın arka kapağında kendisi veriyor; “Bu kitap aldığım koçluk eğitimlerinin, yararlandığım eğitim materyallerinin, koçlukla ilgili okuduğum onlarca kitabın ve dinlediğim, izlediğim onlarca konuşmanın bir özetidir. Bu kitap yaptığım ve geliştirdiğim ‘Kendi Kendimize Koçluk’ uygulamalarından, bilgi ve deneyimlerimden süzülen koçlukla ilgili bir pratik kitabıdır. Bu kitap kendi kendime koçluk yaparken dikkat ettiğim detayları, aldığım notları ve deneyimlerimi size aktardığım bir çalışmadır…”.
Bir emeğin ve terin ürünü yani… Yaşanmışlıklardan süzülen öz… Hem ilim, hem de tecrübe… Her ikisinin birleşimi… Muhteşem bir sentez. Keçiboynuzunun özü gibi… Yazar gibi sizin yerinize bu konuda yazılmış neredeyse tüm kitapları okumuş… Ve onlardan ‘sonuçlar’ çıkarmış. Deneyimleriyle yoğurmuş ve kelimelere yüklemiş. Ve ‘çarpıcı cümleler’ haline getirmiş. Yanlış anlaşılmasın bir ‘nasihat kitabı’ değil. Ne kitabın içeriği, ne yazarın üslubu böyle… Kendisini geliştirmek ve zorluklar karşısında çıkış yolları arayanlara seçenekler sunuyor… Üstenci bir dille ferman buyurmuyor… Sıcak ve samimi bir üslupla ‘bir de buradan bak’ demeye getiriyor. Belki aramızda bir kuşak farkı yok, benzer hayat tecrübelerine sahibiz, ben çok yararlandım.
‘Dağarcığınıza armağan edeceğim ilk kelime’ diyor yazar ‘Yolculuk’ olacak… Ben hayatı anlamlandırırken yol ve yolculuk kavramların çok kullanırım. Ve pek beğenirim. Kendimi ‘yolcu’ olarak tanımlarım. Yaşam herkesin yolcu olduğu kısa bir serüven değil midir? Güzelgöz’ün şu cümlesi ne kadar manidar; “Bütün canlıların, belki cansızların bile yaşamını özetleyebilecek sihirli kelime yolculuktur. Ve bir yerde yolculuk varsa orada öyle veya böyle koçluk da vardır…”. Tehlikelerle dolu dünya denen gezegenimizde serüven ve macera ‘rehbersiz’ olabilir mi?
Kitabın içine girersem çıkamam, fazla detay da sizi sıkabilir. En iyisi kitabı olup okumanız. Özellikle de hayata yeni başlayan ve tutunmakta zorlanan gençler için ‘yol gösterici’ olabilir. Bakarsınız bir kitap okurlar, hayatları değişir. Hayır, gençlere değil, her yaşa hitap ediyor. Gençler dedim ama sanki ‘yaşlılar’ daha fazla istifade edebilir. Onların birçok sorusuna cevap bu kitap da var. Kendi kendimize koçluk mümkün mü? ‘Evet’ diyor Osman Güzelgöz ve bu kitabı koyuyor önümüze… Bize de alıp okumak ve yazdıklarını test etmek ve denemek düşüyor.























