Hukukçu Gönenç Gürkaynak adlı bir avukat yazmış. Çok büyük ölçüde katılıyorum ve “maalesef” diyorum.
Son seçim sonuçlarına dair değerlendirme yazımdır. Belki de kırıcı yahut heves kaçırıcı olacak ama, gerçek ve doğru olduğunu bildiğim neyse onu yazdım:
Bu seçim sonuçlarına bakarak Türkiye’nin çok sofistike, stratejik davranan, gizemli ve ilginç bir seçmen yapısı olduğunu iddia eden yabancı ajanslar var. Türkiye içinde ve CHP içinde memleket genelinin hukuk, özgürlük ve adalet talebi ile geldiğini iddia edenler var. Öyle değil.
Ne yazık ki son derece hazımlı, affedici ve tek bir parametre üzerinden davranan, o parametre üzerindeki tepkisini bile ancak hayatı tahammül edilmez hal aldığında ortaya koyan, olağanüstü sadık ve kral yaratmayı seven bir seçmen yapımız var.
Bugüne kadar öğrendiğimiz şu: Seçmenin geneli yolsuzluğa ve hukuksuzluğa tepki duymuyor veya tepkisini sandıkta göstererek bir şeyleri değiştirebileceğine inanmıyor.
Dış politikadaki büyük hatalara, eğitimdeki handikaplara, berbat bir sıradanlaştırma kampanyasına, kliklere, toplumu bölüp ayıran söylemlere, çarpık yapılaşmaya, doğal afetlerde yalnız kalmaya, sandıkta ceza vermiyor.
Ücretli ve emekli başta olmak üzere eğer vatandaş ekonomik olarak ezilirse (ezilmeye başlarsa, değil, ezilirse) geleceğine dair samimi bir umutsuzluğa düşmüşse (güvensizlik duymaya başlamışsa, değil, tünelin sonundaki ışığı kaybetmişse) ancak o zaman toplumumuz kralını tanımıyor. Ama hala kral yaratmaya hevesli, krallarla prensipte bir problemi yok. Atı en hızlı koşan, sofraya en fazla yiyecek getiren, lider oluyor. Buna devam edebildiği sürece de, toplum genelinde başka her türlü konuda olağanüstü bir hazımlılık hali egemen.
Bugün CHP birinci parti halini aldı diye bu basit gerçekten daha farklı bir okumaya girilirse, Türkiye’deki seçmen romantize edilirse, hesap hataları doğacaktır. Yukarıda saydığım değerlere sahip çıkan ve toplum hayatında sofistike beklentileri olan bireyler yetiştirilecekse bir yandan en hızlı koşan atla en fazla av getirilerek bir yandan da toplumu yapısal olarak bu taleplere hak sahibi kılacak kurumlara yüklenilerek ikili bir strateji ile ilerlenmesi gerekecek. Enkaz devraldıktan sonra bunu yapmak zor. Ama Türkiye Cumhuriyeti bunu yapabilenlerin eline doğdu.
Işin iktisat tarafını yapısal çözümler olmadan anlık dermanlarla çözüp kerameti kendinde görenler, “ne yaparsam yapayım sandıkta beni üzmüyorlar” zannedenler, yapısal çözümler olmadan orta veya uzun vadeli refahın korunamayacağına geç uyandılar.
Nitekim, iktidarın hesap hatalarından biri de toplum genelinin hukuku umursamaması dolayısıyla hukuku hepten dışlamaktı. Hukuk baş aşağı giderken iktisadiyat hayatında bahar yaşanamayacağını açıklamaya çalıştık. Olmadı. Hatta topluma kendiliğinden bir değer olarak temel hak ve özgürlüklere sahip çıkmayacaksan gelecekteki ekmeğine sahip çıkmak için hukuka sahip çık dedik, dinletemedik.
Döne dolaşa aynı filmi seyretmemiz gerekti. Başta emekliler ve ücretliler olmak üzere toplum genelinin “geçinemiyorum, boğuluyorum” noktasına düştüğü yere kadar sandıkta muazzam bir tahammül gösterilmesi söz konusu oldu.
Şimdi de vatandaşın sandıktaki yardım çağrısına bakıyoruz. Çağrı, masadaki ekmek ile ilgilidir. Ancak, topluma gerçekten orta ve uzun vadede yarayacak çözüm sadece o anda masaya ekmek koyarak üretilemiyor.
Durum bundan ibaret.
@GurkaynakGonenc























