(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye’de genç nüfus arasında uyuşturucu kaynaklı ölümler artıyor. Uzmanlara göre ülke, 25 yaş altı bireylerde uyuşturucuya bağlı ölümlerde dünyada en üst sıralarda yer alıyor. Uyuşturucu çeşitleri artarken, erişim kolaylaşıyor ve gençler yavaş yavaş görünmez bir kıskacın içine giriyor.
SENTETİK UYUŞTURUCU PATLAMASI
Türkiye’de uyuşturucu kullanımında en dikkat çekici değişim, sentetik maddelerdeki patlama. Özellikle bonzai, metamfetamin ve captagon gibi kimyasal maddeler, ucuz olmaları ve kolay bulunabilmeleri nedeniyle gençler arasında hızla yayılıyor. Bu maddeler, çoğu zaman “zararsız” ya da “bitkisel” gibi yanıltıcı tanımlarla pazarlanıyor. Gerçekte ise, ilk kullanımda bile ölüme yol açabilecek kadar tehlikeliler.
Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Tıbbi Direktörü Prof. Dr. Kültegin Ögel, “25 yaş altı bireylerde uyuşturucuya bağlı ölümler, Türkiye’yi dünyada en riskli ülkeler arasına taşıyor” diyerek tehlikenin boyutuna dikkat çekiyor. Buna rağmen ülkede önleyici adımlar sınırlı, veriler ise çoğu zaman kamuoyuyla paylaşılmıyor.
KAÇAK ROTALAR VE KOLAY ERİŞİM
Türkiye’nin coğrafi konumu, bu mücadeleyi daha da zorlaştırıyor. Afganistan ve İran’dan Avrupa’ya uzanan rotanın tam ortasında yer alan Türkiye hem transit geçiş ülkesi hem de hedef pazar hâline gelmiş durumda. Sınır ötesinden gelen uyuşturucular, ülke içinde yeni pazarlara kolayca sızıyor.
Emniyet raporları her yıl on binlerce operasyonla övünürken, sokaklarda madde bulmak artık hiç zor değil. Bonzai ve metamfetamin, özellikle lise ve üniversite çevrelerinde hızla yayılıyor. Uyuşturucu satıcılarının “bir kereden bir şey olmaz” yaklaşımı, her yıl yüzlerce genci geri dönülmez bir yola sürüklüyor. Bu tablo, güvenlik operasyonlarının tek başına yeterli olmadığını açıkça gösteriyor.
NEDEN ÖNÜNE GEÇİLEMİYOR?
Uyuşturucuyla mücadele politikaları uzun süredir baskıcı ve cezalandırıcı bir çizgide ilerliyor. Oysa sorun, yalnızca güvenlik önlemleriyle çözülebilecek kadar dar bir çerçeveye sığmıyor. Ekonomik sıkıntılarla boğuşan, işsizlik oranlarının yüksek olduğu bir ülkede gençler için uyuşturucu çoğu zaman bir “kaçış” hâline geliyor. Devlet, bu gençlere umut yerine baskı politikası sunuyor.
Eğitim sisteminde bağımlılıkla mücadeleye dair kalıcı bir içerik yok. Okullarda yapılan uyarılar yüzeysel kalıyor, psikolojik destek mekanizmaları ise yetersiz. Rehabilitasyon merkezleri yalnızca belli illerde toplanmış durumda, bu da tedaviye erişimi ciddi biçimde kısıtlıyor.
Yasal düzenlemeler uyuşturucunun değişen doğasına yetişemiyor. Sentetik bileşikler her yıl farklı formlarda piyasaya çıkarken, mevzuat bu dönüşümü takip etmekte gecikiyor. Devlet, yakalanan madde miktarlarıyla başarı öyküsü yaratmaya çalışıyor; fakat aynı dönemde bağımlı sayısının ve ölüm oranlarının artması, bu övünç tablosunu boşa çıkarıyor. Gerçekte asıl ölçü, kaç ton madde yakalandığı değil, kaç gencin kurtarılabildiği olmalı.
BASKI DEĞİL, UMUT POLİTİKASI
Uzmanlara göre çözüm, baskıda değil; önleyici ve destekleyici politikalarda yatıyor. Gençlerin yaşam koşullarını iyileştirmek, onları eğitim, kültür ve sporla hayata bağlamak en etkili önlem. Okullarda ve yerel yönetimlerde bağımlılıkla mücadeleye yönelik farkındalık programları yaygınlaştırılmalı. Tedavi merkezleri yalnızca metropollerde değil, ülkenin her bölgesinde erişilebilir hâle getirilmeli.
Ayrıca gençlerin ekonomik umutsuzluğunu gidermeden bu mücadeleyi kazanmak mümkün görünmüyor. İşsizlik, geleceksizlik ve yoksulluk sürdükçe, uyuşturucu her zaman kolay bir kaçış yolu olmaya devam edecek.
KAYIP NESİL TEHLİKESİ
Türkiye, uyuşturucuyla mücadelede kritik bir dönemeçte. Her yıl yeni bir “kayıp nesil” gerçeğiyle yüzleşmek kaçınılmaz. Uyuşturucu, artık yalnızca “marjinal bir kesimin” değil, toplumun her kesiminin sorunu. Ekonomik baskılar, toplumsal umutsuzluk ve denetimsizlik birleştiğinde, gençler ölümcül bir kıskacın içine giriyor.






















