(The Turkish Post) – ESAT AYTAN
En değerli varlığımız, hayatın telaşı içerisinde kalplerimizde asla büyümeyen, hep en masum, en güzel halleriyle kalplerimize dokunan, ruhumuza huzurdan esinti… Çocuğumuzun iç sesi, bazen dış dünyadan çok daha sert olabilir. Duyduklarımız, aslında kendi dünyalarından bize, sessizce attıkları çığlıkların fısıltıları olabilir. Suskun kalamadıkları hallerinden, bize hissettirilen serpinti, duyurdukları bir fısıltı… “Yapamadım…”, “Yeterince iyi değilim…”, “Kimse beni sevmiyor…” “Beni bunun için seviyorlar…” gibi cümleler, çoğu zaman bir yetişkinin bile taşıması zor bir yükü, çocukların küçük omuzlarına bırakır. Oysa çocuklar, dünyayı anlamaya çalışırken, zihinleri de henüz gelişmektedir. Bu karmaşık gelişim süreci diliminde, kendilerince kurdukları düşünce kalıpları, onların duygularını, davranışlarını ve hatta geleceğe bakışlarını derinden etkileyebilir. Küçük bir takıntı, tedavisi uzun zamana yayılacak bir travmaya dönüşebilir.
Örneğin bir çocuk, davet edilmediğini öğrendiği bir etkinlik için “Demek ki kimse beni istemiyor” diye düşünebilir. Bir başka durum da, sınavdan beklediği sonucu alamayan öğrenci “Ben başarısızım” etiketini kendine yakıştırabilir. Farkına varılmasını beklediği zamanda, geçiştirilen ebeveynlerce küçük bir davranış / çocuğun hayatında aldığı önemli bir değişimin ilk adımı olabilir. Fark edilmeyen öğrenci, kendine içsel konuşturmayla “ Değersizsin… vb “tekrarlarda bulunabilir Bu düşünceler çoğu zaman gerçeği yansıtmaz; fakat hissettirdikleri son derece gerçektir.
Bilişsel Çarpıtma olarak adlandırılan bu düşünme hataları, aslında hepimizin zaman zaman düştüğü tuzaklardır. Ancak çocuklarda bu kalıplar sıklaştığında; kaygı, özgüven eksikliği ve mutsuzluk gibi sorunların kapısını aralayabilir. Bu nedenle onları fark etmek ve dönüştürmek, hem eğitimciler hem de aileler için büyük bir sorumluluktur.
Zihnin Kurduğu Tuzaklar
Çocukların en sık düştüğü düşünme hatalarından biri “ya hep ya hiç” yaklaşımıdır. Bir şey ya mükemmeldir ya da tamamen değersiz/başarısızdır. Yetişkinler gibi hayatı deneyimleyemedikleri için, sığ bir düşünme alanları vardır. Hayatın siyah ve beyazdan ibaret olmadığının bilincinde değillerdir. Oysa yetişkinlerin hayatlarında çok farklı renkler vardır. En dar zamanlarda dahi, bilinçli bir ebeveyn / öğretmen, çoğu zaman gri tonlarıyla hayatın anlam kazandığının farkındadır. Renkleriyle boyayamadıklarını, kendi beyazlarından bir parça çalarak, gri tonlarda paylaşmayı ve değer göstererek – değer görmeyi bilirler. Bir diğer yaygın kalıp ise duygulara aşırı güvenmektir. “Kendimi yalnız hissediyorum, o hâlde kimse beni sevmiyor” düşüncesi, duyguyu gerçekliğin yerine koyar. Oysa hislerimiz her zaman doğruyu söylemez; bazen sadece o anki ruh hâlimizin bir yansımasından ibarettir.
Bazı çocuklar tek bir olumsuz deneyimi genelleyerek hayatlarına yayarlar: “:Hata yaptım, demek ki ben hiçbir şeyi beceremem.” “Başaramadım… Ne kadar çabalasam, çalışsam da hep başarısızlıklarla sonuçlandıracağım…” Kimi çocuklar ise kendilerini çok daha sert etiketlerle tanımlar: “Ben sakarım”, “Ben sıkıcıyım.” “Ben değersizim” vb. Bu etiketler zamanla kimliğin bir parçası hâline gelir ve çocuğun kendini keşfetmesini engeller.
Daha da zor ve üzücü olanı ise, çocuk zihninin “kendi geleceğini kötü kodlamasıdır.” Henüz yaşanmamış bir durum için “Kesin kötü geçecek” demek, çocuğun deneme cesaretini elinden alır. Benzer şekilde, başkalarının ne düşündüğünü bildiğini sanmak da ilişkileri zedeler: “Beni dinlemiyor, demek ki beni sevmiyor.”
Bazı çocuklar ise yaşanan bir olayı olduğundan çok daha büyük görür. Küçük bir hata, zihinde dev bir felakete dönüşür. Diğer yandan, olumlu yaşantılar küçümsenir: “İyi yaptım ama sadece şanstı.” Böylece zihin, olumsuza odaklanan bir filtre gibi çalışır.
Ve belki de en ağır yüklerden biri: Kişiselleştirme. Çocuk, kontrolü dışında olan olaylardan bile kendini sorumlu tutar. Aile içindeki bir sorun, arkadaşlarla yaşanan istenmedik bir durum, okulda yaşanan bir aksilik… Hepsi bir şekilde “benim hatam” düşüncesine bağlanır.
Peki Ne Yapabiliriz?
Burada en önemli adım farkındalıktır. Bir çocuğa “böyle düşünme” demek, çoğu zaman işe yaramaz. Asıl ihtiyaç olan şey, onun düşüncesini fark etmesini sağlamak ve birlikte sorgulamaktır. Sevgili öğretmenler, sınıfta bir öğrenciniz “Ben zaten yapamam” dediğinde, o cümlenin arkasındaki düşünceyi görün. Ona küçük ama gerçekçi alternatifler sunun: “Henüz zor geliyor olabilir ama birlikte deneyebiliriz.”
Sevgili veliler, çocuklarınızın düşüncelerini düzeltmeye çalışmadan önce onları dinleyin. Bazen bir çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu şey, anlaşılmaktır. “Böyle hissetmen normal” demek, çoğu zaman uzun nasihatlerden daha etkilidir. Ve belki de en kritik nokta: Kendi düşüncelerimiz… Çocuklar, söylediklerimizden çok yaptıklarımızı öğrenir. Siz kendinize karşı ne kadar şefkatliyseniz, onlar da o dili benimser. “Ben kötü bir anneyim/babayım” yerine “Zor bir gün geçirdim ama elimden geleni yapıyorum” diyebilmek, çocuğa güçlü bir model sunar.
Birlikte Işık Tutmak
Düşünme hatalarını fark etmek bir yolculuktur. Üstelik bu yolculukta mükemmel olmak gerekmez. Hatta bazen bu hataları birlikte fark etmek, küçük bir tebessümle dile getirmek bile iyileştiricidir. “Bak, az önce ben de biraz abarttım galiba…” diyebilen bir ebeveyn, çocuğuna şunu öğretir: Hata yapmak normaldir, önemli olan onu fark edebilmektir. Farkına varılan hatanın, daha doğru bir davranışa dönüşmesi; çocuğun kendi hayatında daha şefkatli ve cesur değişimleri beraberinde getirmesine zemin hazırlayacaktır.
Ancak unutulmamalıdır ki bazı durumlarda profesyonel destek gerekebilir. Eğer bir çocuğun düşünceleri sürekli olumsuzsa, kendine karşı çok katıysa ve bu durum günlük yaşamını etkiliyorsa, bir uzmandan yardım almak en doğru adım olacaktır.
Çocukların zihninde kurdukları cümleler, onların dünyasını şekillendirir. Bu yüzden onlara sadece doğruyu öğretmek değil, sağlıklı düşünmeyi öğretmek de gerekir.
Her düşünce gerçek değildir.
Her hata bir son değildir.
Ve her çocuk, düşündüğünden çok daha güçlüdür.
Belki de yapabileceğimiz en kıymetli şey, onlara bunu nazikçe hatırlatmaktır.
Çocukların, hayatlarımızın en güzel armağanları olduğunun farkında olarak, her seferinde, bu duygu ve düşünceyle dünyalarına alabilecekleri yansımaları olduğumuzu kendilerine hatırlatalım… Kalplerinde edinelim…





















