(The Turkish Post) – EDA NUR SUNGUR / ÖZEL RÖPORTAJ
Türkiye’nin önemli tiyatro ve sinema sanatçılarından Orhan Aydın’ın The Turkish Post’a verdiği röportaj ses getirdi. Aydın, dün yayımlanan mülakatında kızının hayatını kaybettiği 2023 depreminde yaşanan skandallardan bahsetti, sonraki süreçte ortaya çıkan eksikliklerin altını çizdi.
Ünlü sinema oyuncusu ayrıca, özellikle son dönemde sinema sektöründe, siyasi iktidara yakın olanların ve onların mesajlarına destek veren sanatçıların başrollerde yer aldığına dikkat çekti.
Ünlü oyuncu, röportajının bugünkü bölümünde Türk sinemasında yaşanan sansür ve dışarıdan yapılan bazı siyasi müdahalelere dair önemli tespitlerini paylaştı.
Sansürü bir faşizm olarak tanımlayan sanatçı Aydın, “O kara aklın olduğu coğrafyalarda sanat hep özgürlüğün koşucusu olur” ifadelerini kullandı.
The Turkish Post okurlarını, Orhan Aydın röportajının ikinci bölümüyle baş başa bırakıyoruz.
Kültür-sanat alanındaki sansür uygulamalarının sanat üretimini nasıl etkilediğini gözlemliyorsunuz? Son yıllarda hem Avrupa’da hem de dünyada Türkiye’nin adını duyuran hiçbir yapıtın olmamasının nedeni bu olabilir mi?
Sansür faşizmdir. O kara aklın olduğu coğrafyalarda sanat hep özgürlüğün koşucusu olur.
Ülkemde bilimsel akla olan düşmanlıkla sanata olan düşmanlık dünya insanlığına armağan diye sunacağı, sanatsal üretimlerden uzak. Ancak sinema ve müzikte birkaç insanımız tüm kapıları zorlayarak hem Avrupa hem dünyada sahnelerdeler.
SANAT KORKAKLARIN İŞİ DEĞİLDİR
Toplumsal dayanışmanın zayıfladığı bir dönemde tiyatronun ve kolektif sahne sanatlarının toplumdaki iyileştirici işlevi hakkında neler söylersiniz?
Sanat asla korkakların işi değildir. Hele tiyatro hiç değildir.
Tam 52 yıldır sahnelerdeyim. Her baskıcı dönemde, darbelerde zulüm şah olur ama önce kollektif sanat üretenler başını kaldırır. Tiyatro bunun beşiğidir. Perdesi açık her sahne sevinçtir, umuttur, gelecek düşüdür. İyileştirici yanı akıl zenginliğinin peşinde koşuyor olmasındadır.
Halkla kurduğunuz bağ yıllardır çok güçlü. Bu bağın en önemli dayanak noktaları nedir? Çünkü siz sokağa çıktığınızda, “Orhan ağabey” olarak biliniyorsunuz.
Teşekkür ederim. Hayatın içinde olmak; işçinin, emekçinin, yoksulun, çaresizin bir parçası olmak. Dertleri dert edinmek. Hayvan sevmek, doğa sevmek, insan sevmek, yurt sevmek.

UMUT HEP VARDIR…
Genç sanatçıların sektöre adım atmakta zorlandıkları bir dönemde umut verici bir gelecek mümkün mü?
Umut hep var. Nazım umut için vardı. Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Sait Faik, Orhan Veli, Ahmed Arif, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Enver Gökçe ile Gülten Akın ve yüzlerce erdemli insan umut için vardı.
Deniz, Yusuf, Hüseyin ve Mahir Kaypakkaya umut için vardı. Umudunu yitiren ölü bir toprak olur, asla yeşermez.
Genç yaratıcılar umudun elinden tutmalıdırlar. Bunun için örgütlü aklı hayatlarının orta yerine koyarak yürümek gerek.
“Yürümek;
Yürümeyenleri arkanda boş sokaklar gibi bırakarak,
havaları boydan boya yarıp ikiye
bir mavzer gözü gibi
karanlığın gözüne bakarak
yürümek!..
Yürümek;
dost omuz başlarını
omuzlarının yanında duyup,
kelleni orta yere
yüreğini yumruklarının içine koyup
yürümek!..
Yürümek;
yolunda pusuya yattıklarını,
arkadan çelme attıklarını
bilerek
yürümek…
Yürümek;
yürekten
gülerekten
yürümek…”
YAPAY ZEKÂ ÖNEMLİ BİR ADIM
Dijital platformların yaygınlaşmasıyla tiyatro ve geleneksel sanatların geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Dünya sanat hareketleri bu yeni durumu değerlendirerek üretimlerinde kullanma alanları yaratıyor. Yapay zeka önemli bir adım. Tiyatro ve sinemada resim ve müzikte nasıl ve niçin kullandığını çözersen sorun yok.
DÜŞÜNCELERİMDEN DOLAYI BEDEL ÖDEDİM
Siyasi baskılara rağmen düşüncelerini açıkça dile getiren ve hiç geri atmayan bir sanatçı olarak bedel ödediğiniz oldu mu? Bu sizi nasıl etkiledi?
Elbette oldu. Oluyor, olacak.
Geçmişte cezaevleri, şimdilerde davalar, oyun yasakları neredeyse gündelik. Bu beni yeşertiyor. Nerede yaşadığımın kimlerle yaşadığımın gerçekliği bazen acımasız olabiliyor. Varsın olsun. Çıkış mutlak var.

SANATÇININ GÖREVİ, İNSANLIĞIN MUTLULUĞU İÇİN ÜRETMEKTİR
Bugün yaşadığımız koşullarda sanatçıların ne gibi sorumluluğu var?
Sanat emekçisinin en temel görevi ülkesinin ve dünya insanlığının mutluluğu için üretmektir.
Savaşlara karşı barışı, çocuk çığlıklarına karşı hayatı, doğa, hayvan ve kadın katliamlarına karşı eşitliği, adaletsizliğe karşı özgürlüğü, işçi emekçi hakları için dayanışmayı haykırmaktır. En temel sorumluluğu ise kendi yaratı alanından başlayarak örgütlenmektir.
KARANLIĞIN ORTASINDA IŞIK YAKMALIYIZ
Türkiye’nin kültürel ikliminin iyileşmesi için atılması gereken en acil adımların hangileri olduğunu düşünürsünüz?
Çürümeyi, ahlaksızlığı, yalanı ve talanı yenebilecek bir hat oluşturup saf durmaktır. Karanlığın ortasına büyük bir aydınlanma ışığı yakmaktır.
Her tür düşmanlıktan arınan bir düzlemde eşit ve özgür bir ülke yaratma utkusu için mücadele etmektir.
SANATÇISI ÖZGÜR BİR ÜLKE, GELECEĞİ KURMAKTA ASLA ZORLANMAZ
Eğer karar verici pozisyonda olsaydınız kültür-sanat politikalarını nasıl yeniden inşa ederdiniz?
Aydınlanmanın değerleri evrenseldir. Sanatı-sanatçısı özgür ve örgütlü bir ülke geleceği kurmakta asla zorlanmaz.
Kollektif akıl gelecektir, umuttur.
(BUGÜN) ENDİŞELERİMİ YAŞIYORUZ
Ülkenin geleceğine dair en güçlü endişeniz ve en büyük umudunuz nedir?
Endişelerimi yaşıyoruz. Galiba dahası da var.
Örgütlenmiş cehaleti yenecek örgütlü aydınlık için, ülke emekçilerinin onurlarını birleştirmeleri gerekiyor. Sanat emekçileri bu safta yerini almalı. Ve geleceğin kurulmasında şarkı, şiir, roman, öykü, oyun, film, resim, heykel ve dans gibi alanlarda eserlerini ortaya koymalılar.
Kısacası sanatın her alanında aktif olmalıdır.




















