(The Turkish Post) – BÜNYAMİN ÜNAL
“Keşke”nin psikolojisi
Bazı cümlelerin sonuna nokta koymak kolay değildir.
“Keşke o işi kabul etmeseydim.”
“Keşke o gün öyle konuşmasaydım.”
“Keşke gitmeseydim.”
Ama bir de başka türlü keşkeler vardır.
“Keşke deneseydim.”
“Keşke söyleseydim.”
“Keşke gitseydim.”
İlkinde yaptığımız bir şeyi geri almak isteriz.
İkincisinde ise hiç yaşanmamış bir ihtimalin yasını tutarız.
Araştırmalar burada ilginç bir örüntü gösteriyor:
Bir kararın hemen ardından yaptığımız şeyler daha fazla canımızı yakabilir. Yıllar geçtikçe ise yapmadığımız şeylerin pişmanlığı büyüyebilir. [1–5]
Neden?
Çünkü pişmanlık yalnızca geçmişte ne olduğuyla ilgili değildir.
Biraz da ne olabileceğini düşündüğümüzle ilgilidir.
Pişmanlık gerçekle değil, başka bir ihtimalle kavga eder
Kötü bir şey yaşamamız tek başına pişmanlık yaratmaz.
Bir de zihnimizde daha iyi bir alternatif kurmamız gerekir.
“Böyle yapmasaydım ne olurdu?”
“Öbür yolu seçseydim?”
“Biraz daha bekleseydim?”
“Onu arasaydım?”
Psikolojide buna karşı-olgusal düşünme denir.
Gerçekleşmiş olanı, gerçekleşmemiş bir ihtimalle karşılaştırırız. [1,3]
Bir uçağı üç saatle kaçırdığınızı düşünün.
Canınız sıkılır.
Ama kapı siz yetişmeden otuz saniye önce kapanmışsa?
İşte o zaman zihin çalışmaya başlar:
“Bir dakika erken çıksaydım…”
“O telefona bakmasaydım…”
“Biraz daha hızlı yürüseydim…”
Sonuç değişmemiştir.
Uçağa binememişsinizdir.
Ama ikinci durumda “başka türlü olabilirdi” duygusu çok daha güçlüdür.
Kahneman ve Tversky’nin simülasyon sezgiseli dediği şey tam olarak budur: Bir sonucu zihnimizde ne kadar kolay başka türlü canlandırabiliyorsak, ona verdiğimiz duygusal tepki de o kadar güçlenebilir. [1]
“Keşke” çoğu zaman gerçek ile alternatif arasındaki mesafenin çok küçük göründüğü yerde büyür.
Neden yaptığımız şeyler önce daha çok acıtır?
İki yatırımcı düşünün.
İkisi de aynı miktarda para kaybediyor.
Biri elindeki hisseyi satıp başka bir hisse alıyor ve zarar ediyor.
Diğeri hiçbir şey yapmıyor, elindeki hisseyi tutuyor ve o da aynı miktarda zarar ediyor.
Kayıp aynı.
Ama insanlar genellikle hisseyi değiştiren kişinin daha fazla pişman olacağını düşünüyor. [1]
Çünkü onun zihninde çok kolay bir cümle beliriyor:
“Hiç dokunmasaydım bunlar olmayacaktı.”
Bir davranış gerçekleştirdiğimizde, onu zihnimizde geri almak kolaydır.
“Bunu yapmasaydım…”
Kapı hemen açılır.
Kahneman ve Miller’ın Norm Teorisi bunun nedenlerinden birini açıklar. İnsan zihni birçok durumda hiçbir şey yapmamayı varsayılan durum gibi algılar. Eylem ise bu normal akıştan sapmadır. Sapmayı zihinsel olarak geri çevirmek daha kolaydır. [2]
Bu yüzden yeni bir işe geçip mutsuz olduğumuzda:
“Keşke eski işimde kalsaydım.”
Bir ilişkiyi bitirdiğimizde:
“Keşke ayrılmasaydım.”
Bir yatırım zarar ettiğinde:
“Keşke hiç almasaydım.”
deriz.
Ortada geri alınabilecek somut bir hareket vardır.
Zihin onu tekrar tekrar silmeye çalışır.
Ama silemez.
Sonra zaman geçer ve hesap değişir
İşin ilginç tarafı burada başlıyor.
Yaptığımız bazı hataların acısı zamanla azalabilir.
Çünkü onları yaşarız.
Sonuçlarını görürüz.
Onlara bir anlam veririz.
“Yanlış yaptım ama bana bunu öğretti.”
“Belki o iş kötüydü ama başka bir kapıyı açtı.”
“Belki o ilişki bitmeseydi bugünkü hayatım olmayacaktı.”
Yapılmış bir şey gerçekle sınanmıştır.
İyi tarafını da kötü tarafını da biliriz.
Ama yapılmamış bir şey?
Onun sonucunu hiçbir zaman öğrenemeyiz.
Ve yıllar sonra başka sorular ortaya çıkabilir:
“Keşke başvursaydım.”
“Keşke o şehirde yaşamayı deneseydim.”
“Keşke kendi işimi kursaydım.”
“Keşke ona sevdiğimi söyleseydim.”
Gilovich ve Medvec’in çalışmalarıyla belirginleşen ve sonraki araştırmalarda da tartışılan temel örüntü şudur:
Kısa vadede eylemlerden, uzun vadede ise eylemsizliklerden duyulan pişmanlık daha baskın hale gelebilir. [4,5]
Karardan hemen sonra:
“Keşke yapmasaydım.”
Yıllar sonra:
“Keşke yapsaydım.”
Yaşanmamış hayat neden bu kadar güzel görünür?
Çünkü gerçeklikle sınanmamıştır.
Gerçek bir evlilikte tartışmalar vardır.
Evlenmediğiniz insanla zihninizde kurduğunuz evlilikte yoktur.
Gerçek bir işte stres vardır.
Pazartesi sabahı vardır.
Kötü patron vardır.
Seçmediğiniz kariyerin hayalinde ise çoğu zaman başarı vardır.
Gerçek bir şehirde trafik vardır.
Kira vardır.
Yalnızlık vardır.
Taşınmadığınız şehir zihninizde daha güzel olabilir.
Çünkü onun kötü günlerini hiç yaşamadınız.
İşte burada çok önemli bir adaletsizlik ortaya çıkar:
İnsan bazen gerçek hayatını, hiç yaşanmadığı için kusursuz kalmış bir hayata karşı yargılar.
Bir tarafta bütün kusurlarıyla gerçek hayat vardır.
Diğer tarafta yalnızca ihtimalleriyle hayali hayat.
Gerçek hayat kanıtlarla konuşur.
Hayali hayat ise “belki”lerle.
“Belki o işi kabul etseydim çok başarılı olacaktım.”
“Belki onunla evlenseydim çok mutlu olacaktım.”
“Belki yurtdışına gitseydim hayatım değişecekti.”
Belki.
Ama başka ihtimaller de vardı.
Belki mutsuz olacaktınız.
Belki şirket batacaktı.
Belki evlilik birkaç yıl içinde bitecekti.
Belki o şehirden nefret edecektiniz.
Bunu çoğu zaman düşünmeyiz.
Çünkü yaşanmamış hayatın kötü günleri hafızamızda yoktur.
Hayal bu yüzden avantajlıdır.
Hile yapabilir.
Pişmanlık kötü bir duygu mudur?
Hayır.
Doğru kullanıldığında son derece işe yarayabilir.
Pişmanlık geçmiş ile gelecek arasında bir bağlantı kurar.
“Burada neyi yanlış yaptım?”
“Bir daha aynı durumda ne yapacağım?”
“Neyi değiştirebilirim?”
“Telafi edebileceğim bir şey var mı?”
Zeelenberg ve Pieters’in Pişmanlık Düzenleme Kuramı, pişmanlığın gelecekteki davranışları değiştirebilen bir duygu olduğunu vurgular. Epstude ve Roese de karşı-olgusal düşünmenin önemli işlevlerinden birinin gelecekte daha iyi davranış üretmek olduğunu gösterir. [6–8]
Yani “keşke” bazen işe yarar.
Çünkü bize şunu söyler:
“Bir dahaki sefere bunu farklı yap.”
Sorun pişmanlık değildir.
Sorun, öğreteceği şeyi öğrettikten sonra hâlâ zihnimizde dönmeye devam etmesidir.
Pişmanlık ne zaman öğretmen olmaktan çıkar?
Bir hata yaptınız.
İlk gün:
“Nerede yanlış yaptım?”
Bu işe yarayabilir.
Sonra:
“Bir daha neyi farklı yapacağım?”
Bu da işe yarayabilir.
Ama aylar sonra hâlâ aynı sahneyi oynatıyorsanız?
“Neden yaptım?”
“Neden yaptım?”
“Neden yaptım?”
O zaman artık öğrenmiyor olabilirsiniz.
Sadece kendinizi cezalandırıyor olabilirsiniz.
Pişmanlık bir noktaya kadar öğretmendir.
Aynı dersi yüzüncü kez anlatıyorsa artık öğretmiyordur.
Bu yüzden kendimize sorabileceğimiz en önemli sorulardan biri şudur:
“Bu düşünce bana hâlâ bir şey öğretiyor mu, yoksa yalnızca beni cezalandırıyor mu?”
Birincisi geleceğe açılır.
İkincisi geçmişin içinde döner.
Kaynak literatür de pişmanlığın tekrarlayıcı ruminasyona dönüştüğünde öğrenme işlevini kaybedebildiğini ve psikolojik sıkıntıyla ilişkili hale gelebildiğini vurgular. [6–8]
Bazı keşkeler düşünerek değil, hareket ederek küçülür
Her pişmanlık aynı değildir.
Bazılarında hâlâ yapabileceğiniz bir şey vardır.
Özür dileyebilirsiniz.
Birini arayabilirsiniz.
Yanlış bir kararı değiştirebilirsiniz.
Bir ilişkiyi onarmaya çalışabilirsiniz.
Yıllardır ertelediğiniz şeye başlayabilirsiniz.
Böyle durumlarda pişmanlığın en iyi cevabı daha fazla düşünmek değildir.
Harekete geçmektir.
Onarıcı davranış, pişmanlığın en işlevsel taraflarından biridir. [7]
Çünkü bazı “keşke”ler ancak bugün yaptığımız bir şeyle küçülebilir.
Ama bazı şeyler gerçekten geri getirilemez.
Geçmiş değişmez.
Bir insan ölmüş olabilir.
Bir fırsat kapanmış olabilir.
On yıl önceki halinize geri dönemezsiniz.
İşte burada başka bir beceri gerekir:
Kabullenmek.
Kendine karşı biraz daha insaflı olmak.
Araştırmalar kendine şefkatin pişmanlık sonrasında kendini suçlamayı azaltıp kişisel gelişime katkıda bulunabildiğini gösteriyor. [12]
Ama kendini affetmek:
“Yaptığım şey doğruydu.”
demek değildir.
Kendini affetmek, geçmişi aklamak değil; geçmişteki hataya hayatının geri kalanını yönetme yetkisi vermemektir.
Bugün sonucu biliyoruz. O gün bilmiyorduk.
Pişmanlığın en acımasız taraflarından biri de budur.
Bugünkü bilgimizle geçmişteki kendimizi yargılarız.
“O işe girmemeliydim.”
Bugün bunu söylemek kolaydır.
Çünkü işin nasıl sonuçlandığını biliyoruz.
Ama o işi kabul ettiğimiz gün bilmiyorduk.
“Onunla evlenmemeliydim.”
Bugün bunu söylemek kolaydır.
Çünkü yıllar sonra ne olduğunu biliyoruz.
Ama o gün bilmiyorduk.
Kararı veren kişi bugünkü siz değildiniz.
O günkü bilgiye,
o günkü korkulara,
o günkü ihtiyaçlara,
o günkü deneyime
sahip olan sizdiniz.
Bu, bütün hataları mazur göstermez.
Ama geçmişteki kendimize sahip olmadığı bir bilgiyi yükleyip sonra onu bununla mahkûm etmenin de adil olmadığını hatırlatır.
Bazı şeyleri gerçekten ancak yaşadıktan sonra öğreniriz.
Yaş ilerledikçe soru biraz değişebilir
Yaşla birlikte pişmanlıkla baş etme biçimimizin değişebildiğini gösteren çalışmalar var.
Genç yetişkinlerde değiştirilebilir görülen pişmanlıklar karşısında harekete geçme ve düzeltme daha öne çıkabilir.
Yaş ilerledikçe ise gerçekten değiştirilemeyecek bazı kayıplarda kabullenme ve anlamlandırma daha önemli hale gelebilir. [10]
Belki olgunlaşmanın bir tarafı da budur:
Değiştirebildiğin şey için harekete geçmek, değiştiremediğin şeyi ise ömür boyu kendine karşı kullanmamak.
Pişmanlıksız bir hayat mümkün mü?
Muhtemelen değil.
Çünkü her seçim aynı zamanda bir vazgeçiştir.
Bir yolu seçtiğiniz anda başka yolları seçmemiş olursunuz.
Bir şehirde yaşarsınız.
Başka şehirlerdeki hayatınızdan vazgeçersiniz.
Bir insanla evlenirsiniz.
Başka ihtimalleri kapatırsınız.
Bir meslek seçersiniz.
Başka kariyerleri yaşamazsınız.
Hayatın bütün yollarını aynı anda yürümek mümkün değildir.
Bu yüzden amaç bütün keşkeleri ortadan kaldırmak olmamalı.
Belki mesele daha basittir:
Hata yaptığımızda öğrenmek.
Hâlâ mümkünse düzeltmek.
Değilse bırakabilmek.
Ve bazen kendimize şu soruyu sormak:
“Bugün korktuğum için yapmadığım hangi şey, yıllar sonra ‘keşke’ olabilir?”
Çünkü yaptığımız hataların sonucunu çoğu zaman öğreniriz.
Ama yapmadığımız şeylerde geriye cevapsız bir soru kalabilir:
“Ya deneseydim?”
Referanslar
- Kahneman D, Tversky A. The simulation heuristic. In: Kahneman D, Slovic P, Tversky A, eds. Judgment Under Uncertainty: Heuristics and Biases. Cambridge University Press; 1982:201–208.
- Kahneman D, Miller DT. Norm theory: Comparing reality to its alternatives. Psychological Review. 1986;93(2):136–153.
- Roese NJ, Olson JM, eds. What Might Have Been: The Social Psychology of Counterfactual Thinking. Lawrence Erlbaum Associates; 1995.
- Gilovich T, Medvec VH. The experience of regret: What, when, and why. Psychological Review. 1995;102(2):379–395.
- Roese NJ, Summerville A. What we regret most… and why. Personality and Social Psychology Bulletin. 2005;31(9):1273–1285.
- Zeelenberg M. The use of crying over spilled milk: A note on the rationality and functionality of regret. Philosophical Psychology. 1999;12(3):325–340.
- Zeelenberg M, Pieters R. A theory of regret regulation 1.0. Journal of Consumer Psychology. 2007;17(1):3–18.
- Epstude K, Roese NJ. The functional theory of counterfactual thinking. Personality and Social Psychology Review. 2008;12(2):168–192.
- Van Hoeck N, Watson PD, Barbey AK. Cognitive neuroscience of human counterfactual reasoning. Frontiers in Human Neuroscience. 2015;9:420.
- Wrosch C, Heckhausen J. Perceived control of life regrets: Good for young and bad for old adults. Psychology and Aging. 2002;17(2):340–350.
- Liu Z, Li L, Zheng L, Xu M, Zhou FA, Guo X. Attentional deployment impacts neural response to regret. Scientific Reports. 2017;7:41374.
- Zhang JW, Chen S, Sedikides C, et al. Self-compassion and regret. Personality and Social Psychology Bulletin. 2016;42(2):244–258.






















