(The Turkish Post) – AYLA LEMAN ŞANLI
Son yıllarda özellikle sosyal medyada ve kişisel gelişim içeriklerinde sıkça dile getirilen “70 yaş hâlâ orta yaş”, “Hayat 80’den sonra başlıyor” gibi söylemler dikkat çekiyor. Daha çok yüksek gelir grubuna, gelişmiş sağlık hizmetlerine erişebilen ve uzun yaşam beklentisine sahip toplumların yaşam tarzını yansıtan bu yaklaşım, Türkiye’nin demografik gerçekleriyle ne kadar örtüşüyor?
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre erkeklerde doğuşta beklenen yaşam süresi yaklaşık 75 yıl düzeyinde bulunuyor. Bu tablo, toplumun önemli bir kesimi için 70 yaşın “orta yaş” değil, yaşamın ileri dönemlerinden biri olduğunu gösteriyor. Kadınlarda yaşam beklentisi daha yüksek olsa da, ortalama değerler dikkate alındığında Batı’da üretilen bazı yaşam kalıplarının Türkiye’ye doğrudan uyarlanmasının sağlıklı sonuçlar vermediği değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre “orta yaş” kavramı yalnızca biyolojik yaşla değil; sağlık durumu, yaşam beklentisi, ekonomik koşullar ve sosyal refah gibi birçok faktörle birlikte ele alınmalı. Bu nedenle Japonya, İsviçre ya da İskandinav ülkelerindeki yaşam beklentisi üzerinden yapılan değerlendirmelerin Türkiye için birebir geçerli kabul edilmesi yanıltıcı olabiliyor.
Öte yandan, yaşam süresinin uzamasını teşvik eden sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve koruyucu sağlık hizmetleri elbette önemini koruyor. Ancak uzmanlar, toplumun tamamını kapsayan değerlendirmelerde istatistiksel gerçeklerin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguluyor.
Elitistlerin “70 yaş yeni orta yaş” söylemi bazı ülkelerdeki yaşam koşullarını yansıtabilir. Ancak Türkiye’nin mevcut demografik verileri dikkate alındığında, bu söylemin toplumun geneli için geçerli bir gerçeklikten çok, belirli bir yaşam standardını temsil eden bir bakış açısı olduğu yönündeki tartışmalar sürüyor.























