(The Turkish Post) – AYLA LEMAN ŞANLI
Bir şehri düşündüğünüzde aklınıza ilk ne gelir? İstanbul için çoğumuzun cevabı bellidir: erguvan. Bahar aylarında Boğaz’ın iki yakasını mora boyayan bu çiçek, artık şehrin kimliğinin bir parçası haline geldi. Isparta denince de aynı şekilde gül gelir; her yıl düzenlenen Gül Festivali, şehri adeta bir gül kokusuyla özdeşleştirdi. Peki bu güzel örnek, neden sadece bir iki şehirle sınırlı kalsın?
HER İLİN KENDİNE AİT BİR ÇİÇEĞİ OLABİLİR
Türkiye’nin coğrafi çeşitliliği düşünüldüğünde, hemen her ilin, hatta her ilçenin kendine has bir bitki örtüsü, bir yerel çiçek türü zaten var. Belediyeler bu potansiyeli fark edip harekete geçse; kendi ilinin toprağına, iklimine uygun bir çiçek türü belirlese, fidanlıklarında bu çiçeğin fidesini üretse ve her yıl vatandaşlara ücretsiz dağıtsa, sonuç sadece görsel bir güzellik olmaz, aynı zamanda şehrin kimliğine dönüşen bir marka değeri de oluşturulmuş olur. Düşünün: balkonunda, bahçesinde, apartman girişinde herkesin aynı çiçeği yetiştirdiği bir mahalle, bir ilçe, bir il…
ZATEN BELEDİYELERİN LOGOLARINDA BU KİMLİK ARAYIŞI VAR
Aslında bu fikir, Türkiye’deki belediyelerin yıllardır sürdürdüğü bir çabanın doğal bir uzantısı sayılabilir. Akademik çalışmalar, belediye logolarının genellikle o bölgenin doğal ve beşeri coğrafyasını -dağını, gölünü, tarihi eserini, tarım ürününü- yansıtacak sembollerle tasarlandığını gösteriyor. Şehirler, küreselleşen dünyada “kimliksizleşmemek” için yerel değerlerine sıkı sıkıya sarılıyor. Bir çiçek dağıtım projesi, bu kimlik arayışını logodan çıkarıp doğrudan sokağa, balkona, bahçeye taşımanın en somut yollarından biri olabilir.
DÜNYADA BENZER GÜZEL ÖRNEKLER VAR
Bu fikir, dünyada da karşılığını bulmuş durumda. Hollanda’nın Keukenhof ve çevresindeki laleyle özdeşleşmesi, ülkenin turizminden ihracatına kadar bir markaya dönüşmüş durumda; her bahar milyonlarca insan sadece lale görmek için o bölgeye akın ediyor. Japonya’da sakura (kiraz çiçeği), sadece bir bitki değil, adeta ulusal bir ritüel haline geldi; belediyeler parklara sakura ağaçları dikip “hanami” (çiçek seyretme) kültürünü kentsel planlamanın bir parçası yapıyor. ABD’de Portland şehri, uzun süredir “Gül Şehri” (City of Roses) lakabını taşıyor; belediye, kamusal alanlara binlerce gül dikerek bu kimliği canlı tutuyor ve her yıl büyük bir Gül Festivali düzenliyor. Avrupa’da ise “Entente Florale Europe” adlı bir yarışma, kasabaları ve şehirleri çiçeklendirme, yeşillendirme ve kentsel peyzaj çalışmaları üzerinden ödüllendiriyor; bu da yüzlerce Avrupa kentini kendi çiçek kimliğini oluşturmaya teşvik ediyor.
KÜÇÜK BİR PROJE, BÜYÜK BİR KİMLİK
Belediyelerin asıl işi elbette yol, su, altyapı hizmetleri. Ama bir kentin ruhunu besleyen, insanların o şehre aidiyet hissetmesini sağlayan küçük ama etkili projeler de en az o kadar değerli. Her il, her ilçe kendi çiçeğini belirleyip yıllar içinde bu kimliği güçlendirse; belki 20 yıl sonra “bu şehir hangi çiçekle anılır” diye sorduğumuzda, Türkiye’nin dört bir yanından rengarenk, kokulu bir cevap alırdık. Belediyelerin ne iş yaptığı sorusuna belki de en güzel cevaplardan biri, tam da böyle küçük ama kalıcı izler bırakan projelerden geçiyor.




