(The Turkish Post) – Birkaç gündür Diyarbakır ve Mardin çevresinde yaşanan yangını yüreğim ağzımda izliyorum. Çok uzaklarda olsam da, o bölgede sevdiğim dostlarım ve aile yakınlarım var. Sürekli bilgi almaya çalışıyorum. Bir yandan da, sosyal medya üzerinden yangın hakkında bilgi edinmeye çalışıyorum. Olayın üzerinden birkaç gün geçtiği için, şu aşama birilerini ve kurumları suçlu ilan etmek doğru olmaz. Umarım Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı yetkilileri kapsamlı bir inceleme yapar. Ve hazırlanan raporlar doğrultusunda da kafalardaki bütün soru işaretleri giderilir. Aksi durumda vicdanlar ciddi yara alır. Benden söylemesi.
Yukarıda sadece basit bir girizgâh yaptım. Amacım yargının idari ve adli boyutunu ele almak değil tabii ki. Ben burada sadece vicdan noktasında bir konuya parmak basmak istiyorum. Çünkü yangının başladığı andan itibaren yalnız bırakılmış bir halk vardı benim gördüğüm. Köylüler tek başlarına yangına müdahale etmek istemişler. Ancak ellerindeki ekipmanlarda yetersiz olduğu için, ne yazık ki ciddi kayıplar oldu. Hem onlarca masum canımızı hem de onların tahılları ve hayvanları da yanan yangınla birlikte kül olup gitti. Şimdi ortaya koskoca bir acı çıktı. Sanki bölge halkının yüreğine geceden sabaha büyük bir bıçak saplanmıştı. Neden mi? Sabaha kadar devlet denilen yardım meleği yardımlarına koşmamıştı, ya da koşamamıştı! Sayın yetkililer bu büyük bir iddia. Bunun izahatı yapılmalı. Devlet istediğinde gecenin bir yarısı da olsa yardıma koşabilirken, bu bölge halkı neden yalnız bırakıldı. Bir dönem en ufak bir doğal afette çizmesini giyip, sokağa çıkan bir siyasetçi vardı. En azından olay yerinde çizmeleri ve beyaz gömleğiyle fotoğraf paylaşıyordu. Bu yangında gözler beyaz gömlekli bürokratları ve siyasetçileri aradı. Ama ne nazik ki, gözler asude havada asılı kaldı.
Allah aşkına biz ne zaman vicdanımızı kaybettik? Hani iyi ve kötü günde birlikte olacaktık? Hani Çanakkale Savaşı’nda Kürdü, Türkü, Lazı, Çeçeni ve sayısız topluluk birlikte düşmana süngü sallamıştık? Vatanı düşmanlardan birlikte kurtarmadık mıydı? Ben en azından öyle biliyorum. Okuduğum tarih kitapları da bana onları anlatmıştı. Ancak önceki gün bir kez daha gördüm ki, toplumun bir kesimi vicdanını kaybetmiş! Çok acı değil mi? Mardin ve Diyarbakır’daki Kürt vatandaşlarımız canlarıyla ve mallarıyla imtihan olurken, sosyal medya üzerinden bazı kendini bilmez asalaklar, Kürt vatandaşlarımıza hala kötülük düşünüyordu. Şimdi onları kaleme almak, bu insanlığını kaybetmiş, asalak grupları övmek olur. Onları rencide etmemiz gerekiyor. Hem devlet kurumları hem de sosyal vakıflar, ismi ortada olan bu kendini bilmez hayvan bozuntularına dersini vermek zorundadır. Nasıl birkaç insan, birilerinin milliyet farklılığından dolayı hedef gösterebilir. Orada Türk vatandaşlarımız olsaydı, devlet yoksa hemen orada mı olacaktı? Bunun izahatı iyi yapılmalı. Umarım burada toplumsal bir kötülük yoktur. Ben şimdilik olmadığına inanmak istiyorum.
VİCDANI OLMAYAN ASALAKLARA!
Sosyal medya üzerinden kalemşorluk yapan bu asalak tiplere birkaç sözüm olacak. Ateş sadece düştüğü yeri yakmaz. Eğer bir insan vicdan denilen şeye sahipse, nereye düşerse düşsün yüreklerimizi yakar. İnsan ancak acı duyarsa canlıdır. Zaten hayvan ile insanı ayır dedende taşıdığı bu özelliktir. Bir birey, karşısındakinin dinine, siyasetine, mezhebine ve inancına bakmaksızın, başkalarının acılarını duyuyorsa, insandır. Aksi durumda acıları bile kendine meze edinenler, insanlığını kaybetmiş bir avuç asalaktan öte anlam ifade etmez. Bir doğal felakette insanı, hayvanı ve bitkisi aynı oranda değerlidir. Bir canlının kurtarılması bile hem imanıdir, hem de İslami. Günlerden beri ateşler içinde inleye inleye can çekişen ve kendini kurtarmak için feryat eden her canlı aynıdır. Bu canlıların gökkubeye bile ulaşan seslerine kulak kapatanlar, asla bizim insanımız olamaz. Bunlar olsa olsa, bu topraklarda, huzurun, barışın, refahın ve sükûnetin gelmesinden rahatsızlık duyan, insan görünümlü yaratıklar olabilir.
ÖZGÜR BASIN BİLE YANGINI GÖREMİYOR!
Bir söz de ulusal basına söylemem gerekiyor. Ne yazık ki, artık Türkiye’de toplum, kabul edelim ya da etmeyelim karpuz gibi ikiye bölünmüş durumda. Hele ki özgür basın nidaları atarak, sadece kendi ideolojilerini savunan bir grup gazeteci ve televizyoncu var. Onların sadece kendi dünyaları var. Onun dışında özgürlük kavramı hak getire. Ben geceden sabaha gözüme uyku girmezken, bir yandan da ulusal basın yayın organlarına göz atmaya çalıştım. Bölge insanım geceden beri canıyla ve malıyla mücadele ederken, onları üç maymunu oynamaya devam ettiler. Ne yazık ki, günün sonun da, sadece bir alt yazı vererek kamuoyunu bilgilendirmek istediler sanırım. Ancak aynı basın grupları, sahil kenarında bir metrekare toprak yansa, canlı yayınlarla gün boyu habercilik yapıyorlardı.
İşte dün bir kez daha anladım. Bu topraklarda Kürt olmak, Kürt kalabilmek ve yaşamını sürdürmek çok zordu. Her daim Demokles’in kılıcı başında sallanıp duruyordu. Doğru söylesen de, yanlışa taraf olsan da kaybeden hem sen oluyordun. Bunu değiştirmek çok zordu.






















