(The Turkish Post) – ASLI GÜNEY
Türkiye, bir seçim sürecini daha geride bıraktı. Seçim öncesinde kamuoyuna bazı istenmeyen görüntüler yansıdı. Farklı illerde görev yapan kamu görevlileri, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da seçilmiş bazı şehirlere taşındı. Ancak 31 Mart gecesi iktidarın stratejileri ters tepki. Ne AK Parti’nin ne CHP’nin ne de başka bir siyasi partinin öngörüleri tuttu. Hatta seçim öncesi çalışma yapan anket şirketleri bile sınıfta kaldı.
Bunun temel sebebi de hem iktidar hem de anket şirketlerinin önyargılarını kıramamaları ve partilileşmeleriydi. Bundan dolayı da anket şirketleri, başta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan olmak üzere AK Parti Genel Merkezi’ni açıkça yanılttı. Partinin üst düzey yöneticileri de, anketlere güvenerek, gelen kasırgaya karşı önlem almadılar. Aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim öncesinde en önemli argümanlarının başında anketler geliyordu. Çünkü Erdoğan, Kasım 2002’den beri bu alanının tartışılmaz lideriydi. Hala etkinliğini kaybetmiş de değil. Tabii yerindeyse Erdoğan için ‘siyaset bükücü’ ibaresini kullansak yeridir. Ancak Erdoğan’ın son birkaç seçimde İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanları’na karşı kaybetmesi, onun yara almasına neden oldu. Erdoğan’ın “İstanbul’u alan Türkiye’yi alır” söylemini dikkate aldığımızda, AK Parti’nin artık patinaj sürecine girdiğini söylemek de yanlış olmasa gerek.
Tabii ki, 31 Mart’ı iktidar nezdinde hayal kırıklığına evirilmesinin birçok nedeni var. Zaten Cumhurbaşkanı da geçtiğimiz günlerde kurmayları ile yaptığı görüşmede, bunun temel dinamiklerini ayrıntılı olarak aktardı. Emeklilerle gerekli bağların kurulamaması, ekonomik krizin getirdiği temel sorunlar, enflasyondan kaynaklı fiyat istikrarsızlığı ve bazı partililerin medyaya düşen lüks yaşamları. Bunların hepsini alt alta koyduğunuzda, iktidarın ayağının altındaki halının nasıl kaydığını da yorumlamak zor olmasa gerek. Beni bir hukukçu olarak en fazla ilgilendiren temel nedense, ülkede hukuka duyulan güvenin zedelenmesi de, AK Parti’ye seçmenin kırmızı kart göstermesine neden oldu. Kaldı ki, yargı eliyle seçilmiş bir belediye başkanının elinden mazbatasının alınıp, ikinci sıradaki bir adaya verilme girişimi de seçmeni yanıltmadı ne yazık ki. Şimdi AK Parti’ye düşen mağlubiyetten gerekli dersi alıp almaması. Bütün mesele bundan ibaret. Gerisi tamamen teferruat.
CHP HALKA YAKIN DURDUKÇA OYU ARTIYOR
Gelelim asıl konuya. Mayıs 2023’de Cumhurbaşkanlığı seçiminin hemen ardından muhalefet partisi CHP’de ciddi değişiklikler yaşandı. Önce partinin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, güçlü girdiği seçimde Özgür Özel’e karşı kaybetti. Belki de beklenmeyen bir sonuçtu. Ancak Kılıçdaroğlu’nun çözemediği Ankara ve İstanbul faktörleri vardı. Hem Ekrem İmamoğlu hem de Mansur Yavaş, Özgür Özel’e destek verme kararları almıştı. Delege sayıları da dikkate alındığında, bir anda Kemal Kılıçdaroğlu, Genel Başkan olarak girdiği salondan, mağlup bir başkan olarak ayrılmak zorunda kaldı. İşte CHP’de bütün mesele burada başladı. Özellikle CHP Genel Başkanı Özgür Özel, başta İstanbul, Ankara ve İzmir gibi şehirlerle ilgili özel çalışmalar yaptı. Başkanların istediği ve güvendiği genç ve toplumdan destek bulacak adaylara, belediye başkanlıklarında yeşil ışık yaktı. Kamuoyu nezdinde yıpranmış adayları perdenin gerisine çekti. Hatay Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ı ikna edemediği için de, bir şehri iktidar partisine kaybetti. Çünkü Hatay halkı nezdinde Savaş, ‘istenmeyen bir aday’ olarak yer etmişti. Yeniden aday gösterildiği için de, seçmen CHP’ye cezayı fena kesti.
CHP lideri Özel, Yavaş ve İmamoğlu’na ise kendi şehirlerinde sonuna kadar destek verdi. Arkalarında durdu. CHP’de halen varlığını sürdürmeye çalışan eski ve yeni statükocuların baskılarını dikkate dahi almadı. Çünkü biliyordu ki, İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirleri almak Türkiye’yi almaktı. Gelinen süreçte İmamoğlu ve Yavaş’ın stratejileri CHP’yi birinci parti konumuna getirdi. Haliyle partinin başarısı da Özgür Özel’in hanesine büyük bir artı olarak yazıldı. Özel’de şunu net olarak biliyordu. Şayet, Mart 2024’te yerel seçimlerde büyük bir yenilgi alması, muhalifleri harekete geçirecekti. Artık CHP için yeniden strateji belirleme vakti.
Seçim bitti. Bundan sonra kazanılan belediyelerin sosyal belediyecilik anlayışı ile vatandaşla daha sıkı bir ilişki kurması gerekiyor. CHP’nin aldığı oyun hepsi kendisinin değil. Emanet oyları korumak ve bir sonraki seçimde de yanında görmek istiyorsa, Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu ile başlayan ‘halka dokunan belediyecilik’ anlayışını Türkiye geneline yaymalı. Bunu kısa sürede başarabilirse, CHP’nin bir sonraki seçimde Cumhurbaşkanlığı’nı kazanması için önünde hiçbir engel bulunmuyor. En önemlisi de AK Parti’de aday sayıları sadece Erdoğan ile sınırlı kalırken, CHP’de İmamoğlu, Yavaş ve Özel gibi isimler vitrine çıkıyor.
Tabii ki burada Kemal Kılıçdaroğlu’nun da hakkını teslim etmek gerekiyor. CHP’nin bugün yerel seçimlerde ciddi oyla birinci çıkmasının temelinde CHP eski liderinin stratejileri yatıyor. Partilerle kurulan ittifaklar, toplum nezdinde geçmişle yüzleşme ve İmamoğlu ve Yavaş gibi iki yerel belediye başkanının bölgesel aday haline getirmesi de Sayın Kılıçdaroğlu’nun projeleriydi. Şimdi Kılıçdaroğlu, bazı kırgınlıkları bir kenara bırakıp, partisinin bir neferi gibi strateji üretmeye devam etmeli. Özgür Özel’de bir kibir ya da gurur emaresi göstermeden, eski genel başkanın kapısı mutlaka çalmalı. İşte o zaman parti tabana daha hızlı yayılır. Bizden söylemesi.





















