(The Turkish Post) – ASLI GÜNEY
Futbolda şike ve bahis iddiaları yıllardan beri süregelmekte. Sadece Türkiye’de değil, dünyanın çeşitli ülkelerinde de benzer vakalarla hukuki süreçler yürütüldü. Bu çerçevede en kapsamlı temizlik operasyonları, İtalya futbolunda yaşandı.
İtalya savcılığı, aralarında Milan ve Juventus’un da bulunduğu bazı takımlara ciddi cezalar verdi. Yerel mahkemenin kararının ardından İtalya Futbol Federasyonu, 14 Temmuz 2006 günü, Juventus, Fiorentina ve Lazio’yu bir alt küme olan belirlenen Serie B’ye düşürdü. Tüm takımların bir sonraki yıl da önemli puanları silindi. Lige bu şekilde başlamaları kararlaştırıldı. AC Milan ise ligde kaldı. Ancak bu takımın da bir sonraki yıl puanlarının silinmesine karar verildi. Bu karar, İtalya futbolunda derin bir sarsıntı oluşturdu. Ligin 4 dev takımı olmayınca İnter, yıllarca şampiyonluk sevinci yaşadı. Juventus ve Lazio birkaç yıl içerisinde lige geri dönüş yaptı. Ancak toparlanmaları uzun süre aldı. Ne var ki, siyah beyazlı takımın altına yapışan kara leke hiçbir zaman gitmedi. Juventus, “şikeci” olarak anılmaya başlandı.
Yukarıda izah ettim. Son dönemde özellikle bahis ve iddia sektörü ciddi bir sorun haline geldi. Bugün 7’sinden 70’ine kadar pek çok kişi bu kumar illetinin içinde. Kumarın olduğu bir sektörde usulsüzlük olmaması mümkün mü? Tabii ki hayır. Yıllardan beri Türkiye’de Süper Lig başta olmak üzere, alt liglerde gayri resmi olarak açıktan iddia oynanıyor. İddia ve bahis konusunda, direkt etki edilecek bir futbolcu, hakem ya da teknik kadro noktasında elimizde ciddi bir done yok. Ancak bugün her maçtan sonra ortaya atılan iddialar ve ekranlarda edilen sözlere bakıldığında, Türk futbolunda ciddi bir arınmaya ihtiyaç olduğu aşikar.
KEMAL BELGİN’İN ŞİKE AÇIKLAMASI
Bunun son örneği önceki gün yaşandı. Türkiye’nin yakından tanıdığı Gazeteci-Yazar Kemal Belgin, aSpor’da yaptığı açıklamada, 1970’li yıllarda Fenerbahçe ile Galatasaray arasında oynanan bir derbide, Fenerbahçe’nin hakeme 7 bin 500 dolar rüşvet verdiğini ve bu süreçte parayı hakeme götüren araçta kendisinin de bulunduğunu öne sürdü. Belgin, daha önce de, Fenerbahçe’nin 1951 yılında Beşiktaş ile oynadığı bir maçta, Galatasaray’ın şampiyonluğunu engellemek amacıyla iki lisanssız oyuncuyla sahaya çıkarak hükmen mağlubiyete yol açtığını iddia etmişti.
Öne sürülen bu bilgiler ışığında, Türk futbolunda geçmişte yaşandığı öne sürülen şike ve etik dışı davranışların yaşandığı, dönenim şahitleri tarafından teyit edilmiş oldu. Burada şimdi temel bir sorun var. Bir gazeteci ve bir takımın aracısı, maçın hakemine açıktan rüşvet veriyor. Ve yıllar içerisinde bu yapılan ahlak dışı yaklaşımla ilgili hiçbir özeleştiride bulunulmuyor. Aslında şike denilen bu kavram, sportif rekabetin adil ve dürüst bir şekilde sürdürülmesini engelleyerek, sporun bütünlüğüne zarar veren ciddi bir suç unsuru olarak dikkat çekmektedir. Şimdi bu açıklamanın ışığında Galatasaray takımının, 1951 ve 1971 yıllarını yeniden mercek altına alma hakkı doğmaktadır. Hukuki olarak bir zaman aşımı süresi mevcuttur. Şayet iki belirlenen yıl içerisinde, şampiyonluk Sarı Lacivertli takıma gitmişse, o zaman etik ve ahlaki olarak şampiyonluk değerlendirmesi yeniden yapılmalıdır.
Söz konusu iddialara hukuki temelden bakmak gerekiyor. Çünkü her şeyin temeli hukuka dayanmaktadır. Hukuki olarak hakkını alamayan takımlar ya da taraftarlar, kendi çapında çözüm yolunu tercih etmekteler. Bu kapsamda, Türkiye’de şike ve teşvik primi gibi eylemler, 6222 sayılı “Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun” kapsamında suç sayılıyor. Bu kanuna göre, müsabakanın sonucunu etkilemeye yönelik her türlü hileli davranış, ciddi cezai yaptırımlara tabi tutuluyor. Fakat Belgin’in bahsettiği olaylar 1950’ler ve 1970’lerde gerçekleştiği iddia edilen ve üzerinden uzun yıllar geçmiş vakalar olarak ortada durmaktadır. Bu çerçevede, Belgin’in dile getirdiği bu iddiaların hukuki olarak incelenmesi, zaman aşımı ve delil yetersizliği gibi nedenlerle mümkün olmayabilir. Ancak rakip takımın hukuki olarak TFF’ye başvurması ve söz konusu yıllar içerisindeki puan durumu ve şampiyonluk paylaşımını yeniden değerlendirmesini istemek, hukuki olarak bir sorun teşkil etmemekte. Bundan dolayı sadece Galatasaray değil, o dönemde ligde mücadele eden takımların yöneticileri de, Belgin’in açıklamaları üzerinden savcılığa suç duyurusunda bulunmalıdır. Aslında Belgin, istemeden de olsa tuttuğu takıma ciddi bir zarar vermiştir. “Fenerbahçe’nin şike yaptığını” açıkça ifade etmiştir.
KEMAL BELGİN’İN İFADESİ ALINMALI
Bu konuda hukuki olarak bazı adımlar mutlaka atılmalı. Özellikle futbol sahalarında şike ve bahis gibi şeylerin yaşanmaması adına farkındalık oluşturulmalı. Futbolcular, teknik ekipler ve yöneticilere yönelik düzenli eğitim programlarıyla şike ve etik dışı davranışların zararları konusunda farkındalık oluşturulmalı. Maçların ve futbol faaliyetlerinin bağımsız kurumlar tarafından sürekli denetlenmesi, olası usulsüzlüklerin tespit edilmesini kolaylaştırılmalı. En önemlisi de, şike girişimlerini bildiren kişilerin korunmasını sağlayacak gizli ihbar hatları ve tanık koruma programları oluşturularak işin hukuki yanı güçlendirilmeli. Ayrıca İtalya’da olduğu gibi şike ve benzeri eylemlere karışanlara yönelik caydırıcı cezaların etkin bir şekilde uygulanması, bu tür davranışların önlenmesine katkı sağlayacaktır.
Son olarak şunun altını çizmem gerekiyor. 1971 yılında yaşanan bir şike vakasının bugün yeninden gündeme getirilmesi, Türk futbolunun imajına büyük bir zarar vermiştir. Gelecekte benzer durumların önlenmesi için yukarıda belirtilen adımların atılması ve sporun etik değerlerinin korunması büyük önem taşımakta. Buradan hareketle, hem yargı mercileri hem de TFF, bu kadar açık bir ifşaata sessiz kalamaz. Zaten kalmamalı da. Bu aşamadan sonra hukuki olarak Kemal Belgin’in geç de olsa ifadesi alınmalı. En azından geçmişin karanlık dönemlerine ışık tutması açısından. Geçmiş cezalandırılamasa da, geleceğin aydınlık olması için futbolun önündeki taşlar mutlaka temizlenmeli. O zaman şunu sormak gerekiyor. Geçmişte, bir maçın alınması için 7 bin 500 dolar verenlerin, milyarlarca liralık bir sektör haline gelen futbol dünyası için benzer yollara başvurmadığını iddia etmek, safdillik olur. O zaman temiz futbol için birlikte hareket etmeliyiz. Nasıl İtalya, dört büyük takıma ciddi yaptırımlar uyguladıysa, Türkiye’de de yanlış yapanlar, kesinlikle korunmamalı.





















