(The Turkish Post) – YUSUF ALİ MERCAN
Emniyet teşkilatında polislerin yaşamına son vermesi yeniden gündemde. Birkaç gün içinde, önce Ankara’da AYM önünde emekli bir polis memuru intihar etti. Ardından da iki aylık bir polis memuru evinde canına kıydı. Acı haberler birbirini izledi.
Şırnak…
Tekirdağ ve…
Son olarak da Kocaeli…
Ne kadar kolay söyleniyor değil mi!
Ancak işin aslı öyle değil. Bu ülkenin beş güzel evladı bir gün içinde canına kıydı…
Bunlar bizim insanımız. Vatanı için canını hiç çekinmeden feda edecek kadar da feraset sahibi insanlar.
Ama sebebini bilmediğimiz bazı nedenlerden dolayı canlarına kıydılar. Polislerin eşleri, çocukları ve aileleri vardı.
Ama şimdi onlar gözü yaşlı olarak sebebini bulmaya ve öğrenmeye çalışıyorlar.
Daha önceki aylarda da Hakkâri ve Bolu Emniyeti’nde yaşanan iki intihar vakası, polis camiasını derin bir yasa boğmuştu. Yaşanan vakaların birinde intihar eden komiserin, açık bir şekilde idari mobbinge maruz kaldığı iddiası, camiada ciddi endişeleri beraberinde getiriyor. Söz konusu vakaların ardından ciddi bir tepkinin gelmemesi ve idari kadronun sorumluluk almaması da soru işaretlerini beraberinde taşıyor. Artık bu vakaların son bulması adına, öncelikle İçişleri Bakanlığı’nın somut adımlar atması gerekiyor. Bu kapsamda yapılacak eğitimlerden psikolojik desteklere kadar pek çok adımı atması gerekiyor. Aksi durumda bu intiharların önüne geçilmesi mümkün değil.
Her ne kadar kamuoyuna polis intihar olayları sıklıkla getirilmemiş olsa da, teşkilatta mobing ve yönetici baskısı gibi etmenleri görmezden gelmemiz mümkün değil.
Kaldı ki İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin oğlu da bir polis memuru.
Bakan Bey, Valiliği’nden bu güne kadar bu olaydan haberdar.
Görevden geldiği günden beri de bu sorunu çözmeye çalıştığını kurumda herkes biliyor.
Evet, söz konusu intihar olaylarının sebepleri saysak bitiremeyiz. Ancak yaşanan psikolojik sorunların ve intiharların önüne geçebiliriz. Çünkü devletin elinde, bu kişilere psikolojik ve sosyolojik olarak destek verecek, yüzlerce görevli bulunuyor. Özellikle elinde silah taşıyan insanlar için bu tedavi yönteminin çok elzem olduğunun altını çizmem gerekiyor. Şayet bu durumu görmezden gelirseniz, sonuçlarının ne kadar ağır olacağını da aktarmam gerekiyor.
Bunun o kadar fazla sebebi var ki… Çalışma saatlerinden tayin durumuna, iş ortamında yaşadığı mobbingden aile yaşantısına kadar… Hepsi bir araya geldiğinde de polislerimiz çareyi intihar etmekte buluyor. Temel bir sorun kanıksanmış olarak önümüzde duruyor. Yaşanan onca olaya rağmen İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü gibi yetkili kurumlar izlemekle yetiniyor. Ancak atılması gereken temel bir adım var. İhtiyaç halindeki personeller hemen tedavi kanalına yönlendirilmeli. Bu sayede hem personelinizi hem de ailesini korumuş olursunuz.
İşte ölümlerin ve intiharların arkasında yatan temel sorun, çalışma sistemi. Ve polislerin yıllarca bir mesai içinde hayatlarını devam edememeleri. Çevrenizde görürsünüz… Hiçbir polis günlük ya da haftalık planlama yapamaz. Görevlendirmenin ne zaman geleceği ya da iptal edileceğini bilemez. Bir gün gündüz çalışır, diğer gün geceye geçer. İzinli olduğu bir günde mesaiye çağrılır. Bundan dolayı ailesiyle sorunlar yaşar. Tepkisini gösterdiğinde de ciddi bir mobbinge maruz kalır. Devamında bir polis memurunun çalıştığı ortamda huzur bulmasının imkanı olmaz. Sürekli tahkirlere maruz kalır. Adeta günü ve gecesi zehir olur. Ne yazık ki, yaşadığı travmanın mağduru da eşi ve çocukları olur.
Gönül istiyor ki, intiharların, kendine zarar vermelerinin hiçbirisi yaşanmasın. Güvenlik görevlileri hayatlarına mutlu mesut devam etsin. Ancak polislerin yaşadıkları fiziksel ortamlar, çalışma koşulları ve mobbinglere bir çözüm bulunamadığı müddetçe bunlar devam edecektir. Malumunuz geçtiğimiz yıllarda da, Adıyaman’da bir polis memuru cinnet geçirerek iki amirini öldürmüştü. Bu tür vakaların temeline inilmediği müddetçe palyatif çözümler asla sorunları çözmez. Burada hem iktidarın hem de muhalefetin taşın altına ellerine koymaları gerekiyor. Aksi durumda masum çocuklar babasız hayatlarına devam etmek zorunda kalacak. Benim gördüğüm, mesleğini yapmaya gayret eden polislerin büyük çoğunluğu hayatlarından memnun değil. Kimi fazla çalışma saatinden rahatsız, kimi sürekli bir yerlere tayinden şikayet ediyor. Çoğunluğu da yöneticilerinin mobbinginden ve baskısından şikayet ediyor.
Hem İçişleri Bakanlığı hem de EGM, sorunlara bütüncül bakmak zorunda. Bir ağacı yaşatma kültüründen gelen bir toplumun, insan gibi değerli bir varlığa daha fazla önem vermeli. Adeta üzerine titremeliyiz. Ne yazık ki, basit gibi kabul ettiğimiz bir vakada, ciddi bir adım atılmadığı zaman büyük bir dağ haline gelir. Bunun önüne geçilmesi için de artık İçişleri Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı acil adım atmak zorunda. Öncelikle kronik bazı sorunların çözümü için girişimler başlatılmalı. Çalışma koşulları esnetilmeli, haftada bir gün izin verilmeli ve amirlerin mobbing uygulamasına karşı da caydırıcı adımlar atılmalı. Öncelikli bunlar çözülürse polisler de rahat bir nefes alır. Aksi durumda evdeki sorunun işe, emniyette yaşanan travmaların da evlere taşınması halinde ciddi aile dramları yaşanmaya devam edecek gibi gözüküyor. Burada önemli olan bizim hangi tarafta olduğumuz. Biz çözüm mü istiyoruz, yoksa sorun mu? Bütün mesele burada…




















