(The Turkish Post) – VAHAP AKTAŞ
Son günlerde Türkiye hem dış hem iç cephelerde sarsıcı olaylarla karşı karşıya. Karadeniz üzerinden hava sahamıza sızan ve Ankara’ya kadar ulaşan insansız hava araçları (İHA’lar), Rusya ile ilişkilerimizi test ederken, İsrail’in Suriye ve Doğu Akdeniz’deki agresif stratejileri, bölgede yeni bir çatışma zemini mi hazırlıyor?
Bununla birlikte, iç siyasette futbol tribünlerinden taşan gerilimler, özellikle Bursaspor ve Amedspor taraftarları arasındaki son olaylar toplumsal yaraları derinleştiriyor.
Türkiye’nin karşı karşıya olduğu stratejik tuzaklar neler?
Öncelikle, Karadeniz’den gelen İHA krizi. Geçen haftalarda, Millî Savunma Bakanlığı (MSB), Karadeniz üzerinde kontrolden çıkan bir İHA’yı F-16’larla vurduğunu açıkladı.
Bu araç, muhtemelen Ukrayna-Rusya savaşının bir parçası olarak değerlendiriliyor ve Ankara semalarına kadar yaklaştı.
MSB, Rusya ve Ukrayna’ya ikazda bulundu, ancak olay Karadeniz’deki genel gerilimi tırmandırıyor.
Rusya’nın Tu-22M3 bombardıman uçaklarını Karadeniz’de uçurması ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin gündeme gelmesi, bu ihlalin tesadüf olmadığını düşündürüyor.
Peki, bu durum Türkiye-Rusya arasında bir gerilime mi zemin hazırlıyor?
Doğrudan bir çatışma değil belki, ama Karadeniz’in yeni güvenlik ortamı, Ankara’yı pasif kalmaktan çıkarıyor.
Muhalefet, İHA’ların başkent yakınlarına nasıl ulaştığını sorgularken, hava savunmamızın hazır olup olmadığı tartışılıyor.
Bu olaylar, Rusya’nın Suriye’deki varlığıyla da bağlantılı; zira Karadeniz, Doğu Akdeniz’e açılan bir kapı. Burada İsrail’in rolüne geçelim. İsrail, Suriye’deki “yayılmacı politikalarını” sürdürürken, Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile ittifakını güçlendiriyor.
İsrailli General Eiland, Türkiye’yi “sekizinci ve en tehlikeli cephe” olarak nitelendirerek, Türk donanmasının deniz ablukası kapasitesini ve Suriye hava sahasındaki riskleri vurguladı.
Netanyahu’nun uluslararası yalnızlaşması, Yunanistan’la askeri tatbikatları artırıyor. “Iniochos 2025” gibi.
Dışişleri Bakanı Fidan’ın Suriye ziyareti sırasında SDG’yi İsrail’le koordinasyonla ilgili atıfta bulunması, bu stratejilerin Türkiye’yi hedef aldığını gösteriyor.
Doğu Akdeniz’de gaz sahaları ve deniz sınırları üzerinden baskı artarken, İsrail’in Türkiye’yi “birinci tehdit” olarak konumlaması, çatışma mı isteniyor sorusunu akla getiriyor.
Yunanistan’ın korkusu, Türkiye-İsrail yakınlaşması olsa da mevcut ittifaklar tam tersi bir senaryo çiziyor.
Bu hamleler, Karadeniz gerilimini Doğu Akdeniz’e bağlayarak, Türkiye’yi birden fazla cephede sıkıştırmayı amaçlıyor mu?
Dış tehditler yetmezmiş gibi, iç siyasetteki gerilimler de alarm veriyor. Bursaspor ve Amedspor arasındaki rekabet, futbolun ötesinde bir toplumsal kırılma. Son olaylarda, Bursaspor taraftarlarının Kürt siyasetçi Leyla Zana’ya yönelik cinsiyetçi küfürleri, PFDK tarafından 16 bin TL ceza ile geçiştirildi.
Bu, yıllardır süren gerilimin devamı: Geçmiş maçlarda Beyaz Toros pankartları gibi faili meçhul simgeleri, enforced disappearances gibi tarihi yaraları çağrıştıran pankartlar, saldırılar ve tribün olayları.
Bodrum FK-Amedspor maçı sonrası yaşanan taşkınlıklar ve otobüs camlarının kırılması, gerilimin sahaya indiğini gösteriyor.
Leyla Zana’ya saldırı, çözüm sürecine müdahale olarak görülüyor ve taraftar gruplarının galeyanı ötesinde siyasal bir boyut taşıyor.
Bu olaylar, İsrail’in Suriye stratejilerinin etnik gerilimleri körükleyerek Türkiye’yi içten zayıflatma fırsatı yaratıyor.
Karadeniz İHA’ları Rusya’yla dolaylı gerilimi, İsrail’in stratejileri Doğu Akdeniz’de doğrudan çatışma riskini, iç gerilimler ise toplumsal bütünlüğümüzü tehdit ediyor. Bu unsurlar birbirine bağlı: Bölgesel tuzaklar ve iç yaralar tehdit oluşturma boyutuna ulaşmadan tedbirler alınmalı.
Hükümetin diplomatik hamleleri, muhalefetin birleştirici rolü şart. Aksi takdirde, “sekizinci cephe” sadece bir metafor olmaktan çıkar.
Bölgesel hamleleri ve iç gerilimler, Türkiye’yi jeopolitik fırtınanın ortasında bırakıyor. Eğer birlikte yaşama konusunda gerekli tuğlaları öremez isek, dış tehditler iç yaraları derinleştirir.
Hükümetin şeffaf açıklamalar yapması, muhalefetin yapıcı eleştirileri şart. Aksi takdirde, sloganist ve sembolik büyük laflar bir işe yaramayacak. Barış ve adalet hem dışarıda hem içeride zaferin anahtarı.
Bölgesel ve toplumsal o kadar büyük problemlerimiz var ki…
Buna rağmen hızla değişen “naylon” gündem değişikliklerine akıl sır erdiremiyorum.
En büyük nedeni; gerçeklikten kaçan uyuşturulmuş anestezik bir toplum.
Uyuşukluğun lüzumu yok.





















