(The Turkish Post) – DR. UĞUR K. YİĞİT
Cumhur İttifakı bileşenlerinden biri olan BBP Genel Başkanı Mustafa Destici’nin dediğine bakılırsa Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu bulunan partiler, Parlamentomuzdaki kadroları adil bir şekilde paylaşabilmek için bir tür “centilmenlik” anlaşması yapmışlar. Her partinin kontenjanı ve bütün bunların listeleri varmış. Kızının TBMM’de ballı bir kadroya atanmasını savunurken söyledi bunları Destici. Genel Başkan, nepotizmi eleştirenleri, “TBMM’de 5 binin üzerinde personel var. Onların tamamı hangi yasa, usul, kanunla işe girmişse benim evladım da aynı usulle işe girmiştir. Bir tek benim evladım mı girmiş!” diye azarlıyor.
Burada durup Mustafa Destici’nin söylediklerini madde madde bir daha düşünelim: Bu ülkenin parlamentosundaki bütün partiler, parlamento binasındaki kadroları akraba, eş dost arasında paylaşmak üzere anlaşmışlar. Bu adil, bu demokratik paylaşım beş bin kişilik dev bir maaşlı akraba ordusuna dönüşmüş. Yıllarca hiçbir parti ses çıkarmamış, seçmene durumu fısıldayan da olmamış. “Mustafa Destici kızını TBMM’de işi soktu” diye haberler yapılmasaydı, konuyu açıklayan yine olmayacaktı belli ki! Geldiği gibi gidecekti bu düzen. Ki zaten yine de gidecektir: Herkes ketum ve herkes çoktan uzlaşmış sonuçta.
Türkiye’nin her yerinde demokrasi, cumhuriyet, otoriterlik, yandaş ve akraba kayırmacılığı gibi konular en üst perdeden tartışılmakta iken, TBMM’nin duvarları arkasında ne kadar sakin ne kadar huzur dolu bir hava estiğini… Eş-dost-akraba işlerinde partilerin birbirine karşı ne kadar kibar olduğunu… Hiçbir düzenin dikiş tutmadığı bu ülkede nepotizmin nasıl kurumsallaştığını, nasıl da pürüzsüz yürüdüğünü görüyorsunuz değil mi?
Oysa biz Ortadoğu değil de muasır medeniyet istikametine gitmeye karar verdiğimizde ne büyük zorluklarla açmıştık Parlamentomuzu…
Hatırlayın! Son Osmanlı Mebûsan Meclis’i İngilizler tarafından basılmış, kapatılmış, üyeleri sürgüne gönderilmiş ve başkaca bir seçim yapmak da yasaklanmıştı. Ama toplumsal iradenin öncülüğünde 66 seçim bölgesinden mümkün olan yerlerde sandıklar kuruldu.
Seçilen ve sürgünden kurtulabilen mebuslar bin bir zorlukla Ankara’ya, yeni parlamentonun, TBMM’nin açılışına koştu. İngilizlerin, Yunanlıların, İstanbul hükümetinin yakalamak için fırsat kolladığı idam fermanını elinde taşıyan insanların istiklal ruhu, bir önderin kıvılcımıyla nasıl da alev almıştı… Tohum nasıl da bulmuştu toprağını! Ne aziz bir parlamento yaratmıştık hiç yoktan, Anadolu’nun steplerinde!
Mustafa Destici, “TBMM’deki bütün partiler anlaşmış durumda, ben sadece payımı aldım; ne olmuş yani!” demeye getiriyor. Peki bu olayın aynasında gördüğümüz tedirgin edici siluet, bir halüsinasyon mu, yoksa gerçek yüzümüz mü? TBMM’ye akrabaların belirli bir usul ile yerleştirilmesi konusunda uzlaşmış olan partilerimiz gerçek ise… Yani bunlar biz isek… 1920 yılının 23 Nisan’ında Ulus yokuşunda çekilmiş fotoğraflarda gördüğümüz insanlar kim? Bu fotoğraflardan hangisi biziz? Mustafa Destici’nin herkesi azarlayarak savunduğu Parlamenter Nepotizm, kadro kapma dayanışması, demokratik(!) rejimimizin en demokratik, en tıkır tıkır işleyen parçalarından biri olabilir mi?
Buna razı mıyız?





















