(The Turkish Post) – UĞUR K. YİĞİT
Geçen yılın Eylül ayında AKP iktidarının, New York’taki Türkevi binasındaki bazı ruhsata aykırılıkların göz ardı edilmesi için New York Belediye Başkanı’na rüşvet verdiği ortaya çıkmıştı, hatırlıyor musunuz? Skandalın ortalığa saçılmasından sadece iki gün sonra taze CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i binanın kapısında açıklama yaparken gördük. AKP teşkilatlarından bile önce koşup gidip New York’ta savunma pozisyonu almıştı: “Bu bina hepimiz için bir gurur kaynağı (…) İktidarın karşısında yer almak yerine tarihin doğru tarafında durmak istiyoruz (…)”.
Belki taze bir lider olarak Erdoğan tarafından muhatap alınmak istiyordu… Belki bu açıklamalarını teyit ederek genel başkanlığını pekiştirmesi için Cumhurbaşkanına üstü kapalı bir talepte bulunuyordu… Belki seçildiği kurultaya ilişkin işlemlerin bir iktidar savcısının masasına konulduğunu öğrenmişti de sempatik yollarla karşı tedbir almayı deniyordu… Belki gayrimenkulün savunulması gerektiğini düşünüyordu; kim bilir!
Rakibine Nefes Olmak
Son yerel seçimlerde neredeyse bütün büyük şehirleri kaybetmiş olan AKP’nin en zayıf anında ringe çıkmıştı Özgür Özel. Sersemlemiş rakibine yumruk atmak yerine “normalleşme” deyip durmasıyla geçti o dönem. Yerel seçim gecesi tek başına balkon konuşması yapmak zorunda kalmış olan Türkiye’nin ikinci büyük partisinin lideri Recep Tayyip Erdoğan, Özel sayesinde soluklandı, biraz daha soluklandı, biraz daha soluklandı… Şimdi bulunduğumuz yerdeyiz işte!
Özgür Özel insan üstü bir gayretle hapisteki arkadaşlarını kurtarmaya çalışıyor bugünlerde. Nazik davetleri, güler yüzlü buluşmaları, Türkevi’ni cansiperane savunurken “tarihin doğru tarafının iktidarın yanı” olduğunu ilan etmesi falan AKP’ye zaman kazandırmaktan başka hiçbir işe yaramadı. Demokles’in Yargısı’nın tam altında bu kez Türkiye’nin en büyük partisi, en köklü partisi, en çok umut bağlanan partisi ve belki de bizzat kendisi var.
OTOBANDAN ÇIKIŞ FIRSATI KAÇTI
Özgür Özel yıllar sonra bir gün hikayesine dönüp bakarsa, otobandan çıkış fırsatını “normalleşme” dediği o günlerde kaçırdığını daha iyi anlayacaktır. O ve biz hepimiz, Özgür Özel Türkevi’ne göğsünü siper ederken kaçırdık çıkış kavşağını. “Ortadoğu’ya gitmek istemiyoruz. Bizi ilk çıkıştan çıkar, U dönüşü yap ve rotamızı İzmir’e doğru çevir” diye seçtiğimiz adam, bunu derhal yapmak yerine, “Bedel ödenecekse ben öderim” diye ısrar etti kendi parlak fikrinde. Şimdi ise şehir şehir, meydan meydan mitingler düzenliyor. İlerde başkaca bir çıkış var mıdır acaba?
Her gün hatta her saat demokrasinin kolonlarından birinin daha kesildiği haberi geliyor artık. Ekipler kalkan toza su tutma gereği bile duymadan, umarsız ve şevkle devam ediyor yıkıma. Anıtkabir için organize edilen tezahüratcılar, şeriat çağrısı yapan dinciler, Atatürk’e hakaret eden profesörler, kurumların yandaşlığı ve yapılanması falan hep tamamlandı. Türkiye’deki muhalif partiler, genel başkanlar, inanç grupları, yaşam tarzları Siyasal İslam’ın önünde yan yana dizilmiş, kurbanlıklar gibi bekleşmekteler. Otokrasinin safına geçmeyi içiniz kaldırmıyorsa en büyük hakkınız bir sonraki kurban bayramına kadar hayatta kalmak olabilir. O da şanslıysanız.
Her şeye rağmen Demokles’ten normalleşme dilenmekten, iki dudağının arasından çıkacak sözü beklemekten başka bir yolumuz daha var: Amasya Genelgesi. Üç paragraflık Amasya Genelgesi’ni yeniden okuyunuz. Her otokratın tarihin en derinine gömmek istediği bu belgeyi gün yüzüne çıkarıp her duvara asmak, ilkelerini yeni baştan telgraflarla duyurmak bir çıkış yolu yaratabilir bizim için. O prensipler ve kararlılık çözümün bizzat kendisi, diktanın panzehiridir.
Miras Bırakılan Bir Ulus Olmak
Amasya Genelgesi’ne sahip olmak bu ulus için eşsiz bir gurur ve güç kaynağı. Kıymetini bilmeliyiz. Doğu sınırımızdan Çin’e kadar uzanan coğrafyadaki Türk halkları, tarihlerinde böyle bir telgraf mesajı olmadığı için babadan oğula miras bırakılmaktalar. Orta Doğu Arap halklarının yaptığı tek şey de bir sonraki sahiplerini beklemek, ötesi değil. Oysa bizim Amasya Genelgemiz var. Bizi hiç kimse asla miras bırakamaz.
Özgür Özel hata etmiş olabilir. Çıkışsız bir yol gibi de görünebilir sürüldüğümüz rota. Ama Amasya Genelgesi’nin üç paragrafındaki ruh etrafında kenetlenebilirsek hallolur her şey. Tarihin doğru tarafı, New York’taki Türken binasının önünde Demokles’in sempatisini aramak değil Amasya Genelgesi’dir. Göze almalıyız Atatürk’ün Amasya Genelgesi günü göze aldığı şeyleri. “İstiklalimiz” için bu şart, “sada-yı hukukumuzu cihana işitdirmek” için bu şart. Birinin terekesine yazılmıs miras malına donüşmek istemiyorsak bu şart.
Unutma: Özgürlük bedava değildir ve talep edilmediği yerde fazla kalmaz hiçbir zaman.






















