(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA) 2024-2025 raporu, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün “adliye koridorlarında” nasıl boğulduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Gazeteciliğin “terör” faaliyeti, haberin ise “suç delili” sayıldığı bu karanlık tabloda, tutuklu yargılananların sayısı geçen yıla göre yüzde 560 oranında artarak rekor kırdı.
TUTUKLAMA, BİR BASKI ARACINA DÖNÜŞTÜ
Türkiye’de gazetecilik yapmanın, sokağa çıkıp hak aramanın veya sadece bir tweet atmanın bedeli her geçen gün ağırlaşıyor. MLSA’nın 1 Eylül 2024 – 31 Ağustos 2025 dönemini kapsayan raporu, yargının basın üzerindeki baskı aracına dönüştüğünü somut verilerle kanıtladı. Rapora göre, geçtiğimiz yıl sadece 10 kişi tutuklu yargılanırken, bu yıl bu sayı 66’ya fırladı. Bu yüzde 560’lık artış, yargı paketleriyle vadedilen “özgürlüklerin” sadece kağıt üzerinde kaldığının, sahada ise tam tersi bir “cadı avı” yürütüldüğünün en net göstergesi.
HABER YAPMAK “TERÖR”, FOTOĞRAF ÇEKMEK “DELİL” SAYILIYOR
MLSA Dava Takip Koordinatörü Semra Pelek tarafından açıklanan verilere göre, mahkemelerin en sevdiği suçlama yine değişmedi: “Örgüt üyeliği” ve “Örgüt propagandası”. İzlenen 275 davada sanık kürsüsüne oturtulan bin 696 kişinin büyük çoğunluğu, ellerine silah aldıkları için değil, kalem tuttukları veya slogan attıkları için “terörist” muamelesi gördü.
Raporun en çarpıcı ve bir o kadar da ürkütücü tespiti ise delillerin niteliği. Savcıların hazırladığı iddianamelerde suç delili olarak sunulan materyallerin yüzde 53’ünü haber içerikleri, yüzde 49’unu ise fotoğraf ve görüntüler oluşturuyor. Yani bir gazetecinin mesleğini icra etmesi, olay yerinde bulunması ve kamuoyunu bilgilendirmesi, mahkeme heyetleri tarafından doğrudan suçun kendisi olarak kabul ediliyor.
HEDEFTE KİMLER VAR?
Yargı kıskacına alınanların profili incelendiğinde, devletin “makbul vatandaş” tanımına uymayan herkesin hedef tahtasında olduğu görülüyor. Sanıkların yüzde 52’si aktivistlerden, yüzde 18’i ise gazetecilerden oluşuyor. İstanbul, davaların yüzde 52’sine ev sahipliği yaparak baskının merkezi konumunda. Onu Diyarbakır ve Ankara takip ediyor. Bu coğrafi dağılım, toplumsal muhalefetin en güçlü olduğu yerlerde yargının daha sert bir “balyoz” gibi indiğini gösteriyor.
YARGILAMALAR CEZAYA DÖNÜŞTÜ: BERAAT VAR AMA ADALET YOK
Rapor, Türkiye’deki hukuk sisteminin “cezalandırma yöntemi” olarak yargılamayı kullandığını da ortaya koyuyor. Sonuçlanan davaların yüzde 57’sinin beraatle sonuçlanması, aslında bu davaların hiç açılmaması gerektiğinin en büyük kanıtı. Ancak gazeteciler ve aktivistler aylar, hatta yıllar süren yargılamalarla, gözaltılarla ve tutuklamalarla sindiriliyor; beraat kararı gelse bile “iş işten geçmiş” oluyor.
SİSTEMİK SANSÜR MEKANİZMASI
MLSA raporu, sadece rakamları değil, sistematik bir çöküşü de belgeliyor. Protesto hakkının kriminalize edildiği, Anayasa Mahkemesi kararlarının yerel mahkemelerce yok sayıldığı, duruşmaların 20 dakikaya sıkıştırılarak savunma hakkının gasp edildiği bir düzen inşa edilmiş durumda. Toplamda 197 yılı aşan hapis cezaları ve on binlerce liralık para cezaları, Türkiye’de basının sesini kısmak için yargının ne kadar “etkin” bir silah olarak kullanıldığını acı bir şekilde yüzümüze çarpıyor.
Görünen o ki; “Yargı, Haber ve Sansür Üçgeninde” sıkışıp kalan Türkiye gazeteciliği, sadece gerçeği yazdığı için bedel ödemeye devam ediyor.





















