(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
İktidar gündemi sürekli değiştirip toplumu yapay tartışmalara sürüklemeye çalışsa da halkın gündemi çok daha yakıcı. Türkiye’nin her köşesinde derinleşen yoksulluk, kurumsallaşan yolsuzluk ve giderek sertleşen yasaklar artık günlük hayatın olağan bir parçası haline gelmiş durumda. Bugün ülkede milyonlarca vatandaş ay sonunu getiremiyor, gençler geleceğini yurtdışında arıyor, muhalefet partileri ise neredeyse her adımda duvarlarla karşılaşıyor.
AÇLIK SINIRININ ALTINA SIKIŞTIRILAN ASGARİ ÜCRETLİLER
TÜRK-İŞ’in Ağustos 2025 raporuna göre yoksulluk sınırı 88 bin TL’yi aşarken açlık sınırı ise 27 bin TL’ye ulaştı. Buna karşılık net asgari ücret yalnızca 22 bin 104 TL. Yani Türkiye’de milyonlarca çalışan, resmi verilerle dahi açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edilmiş durumda. Bekâr bir çalışanın yaşama maliyeti 34 bin 981 TL olarak hesaplanırken, her gün işine giden, üreten ve vergi ödeyen emekçiler açlık sınırının bile gerisinde bırakılıyor.
Üstelik devlet, bu tabloyu görünmez kılmaya da çalışıyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, geçmişte düzenli olarak açıklanan sosyal yardım verilerini artık kamuoyuyla paylaşmıyor. Kaç ailenin sosyal yardıma muhtaç olduğu, kaç çocuğun yetersiz beslenme nedeniyle eğitim hayatında geri kaldığı bilinmiyor. Uzmanlar bu durumu, “yoksullukla mücadele edemeyen iktidar, en azından verileri saklayarak sorunun boyutunu gizlemeyi tercih ediyor” sözleriyle özetliyor.
YOLSUZLUK İKTİDARIN YÖNETİM BİÇİMİNE DÖNÜŞTÜ
Türkiye, yolsuzluk algısında da alarm veren bir tabloyla karşı karşıya. Transparency International’ın 2024 Yolsuzluk Algı Endeksi’nde Türkiye 180 ülke arasında 107. sırada yer aldı. Türkiye’nin yolsuzluk algı puanı 34. Bu skor, Türkiye’yi endekste en düşük performans gösteren ülkeler arasına sürüklerken, son on yılda yaşanan gerilemeyi de net biçimde ortaya koyuyor.
Yolsuzluğun böylesine yaygınlaşmasının en önemli sebeplerinden biri denetim mekanizmalarının ortadan kaldırılması. Kamu İhale Kanunu’nun yüzlerce kez değiştirilmesi, kamu kaynaklarının belirli şirketlere ve yandaşlara aktarılmasının önünü açtı. Sayıştay raporlarının kısıtlanması, MASAK’ın etkisiz hale getirilmesi ve bağımsız yargının zayıflatılmasıyla birlikte yolsuzlukla mücadele neredeyse imkânsız hale geldi. Muhalefet partileri, “yolsuzluk artık istisna değil, bizzat iktidarın yönetim tarzına dönüşmüş durumda” diyerek sert eleştiriler yöneltiyor.
YASAKLAR MUHALEFETİ SUSTURMANIN ARACI HALİNE GELDİ
Türkiye’de bir diğer çarpıcı tablo da yasaklar. İfade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve toplanma hakkı her geçen gün daha fazla kısıtlanıyor. İktidarla bağlantılı yolsuzluk haberleri hızla erişime engelleniyor, internet siteleri ve sosyal medya platformları sansür kıskacına alınıyor. Gazeteciler, görevlerini yaptıkları için davalarla, para cezalarıyla ve hapis tehditleriyle karşı karşıya kalıyor.
Ana muhalefet partisi CHP’nin karşılaştığı baskılar da bu gidişatın en somut göstergelerinden biri. Mart 2025’te İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından dört gün boyunca miting ve basın açıklamaları yasaklandı, metro istasyonları kapatıldı. Yüzlerce kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Halkın en temel demokratik hakkı olan itiraz etme hakkı fiilen gasp edildi. Avrupa Konseyi ve uluslararası insan hakları örgütleri bu gelişmeleri, “Türkiye’de demokrasi alanının daralması” olarak yorumladı.
3Y SÖYLEMİNDEN 3Y GERÇEĞİNE
Yıllar önce “3Y” – yani yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklarla mücadele – söylemiyle iktidara gelenler, bugün bizzat bu üç başlığın da merkezinde yer alıyor. Yoksulluğu azaltma sözü veren iktidar, halkı açlık sınırının altına itti. Yolsuzluğu bitirme iddiasıyla gelenler, denetim mekanizmalarını yok ederek yolsuzluğu sıradanlaştırdı. Yasakları kaldıracağını söyleyenler ise bugün en küçük eleştiriye bile tahammül göstermiyor, muhalefeti susturmak için yasakları yönetim aracına dönüştürüyor.
Türkiye’nin gerçek gündemi artık inkâr edilemeyecek kadar açık: Daha fazla yoksulluk, daha fazla yolsuzluk ve daha fazla yasak. Toplum, ekonomik darboğazın altında ezilirken, siyaset alanı giderek daraltılıyor. İktidarın gündemi değiştirme çabaları bir yana, sokaktaki vatandaşın yaşadığı çıplak gerçek her geçen gün daha ağır bir şekilde hissediliyor.




















