(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye, dünya çapında incir ve zeytinyağı üretiminde önemli bir konumda. Ancak bu başarı, ekonomik olarak karşılığını tam anlamıyla bulmuyor. Zira bu iki değerli ürünün asıl kazancını, işleme ve markalaştırma süreçlerinde devreye giren Avrupalı şirketler elde ediyor.
ÜRETİM GÜCÜ VAR, KATMA DEĞER YOK
Aydın’da incir, Edremit’te zeytin yıllardır bereketli topraklarda yetişiyor. Türkiye, kuru incirde dünya lideri; zeytinyağında ise ilk 5’te yer alıyor. Bu üretim, Türkiye’ye zenginlik getirmiyor. Çünkü Türkiye hâlâ 1950’lerin “ham madde tedarikçisi” modelinden çıkabilmiş değil. Bu ürünlerin büyük kısmı toplu olarak yurtdışına gönderiliyor. Yani ürün tarladan çıktığı gibi tenekelere dolduruluyor, ardından Avrupalı firmalar tarafından işlenip, ambalajlanıp, kendi markalarıyla dünya pazarlarına sürülüyor.
Sonuç? Ürünü yetiştiren Türkiye, kilogram başına birkaç dolar kazanırken; ambalajlayıp markalaştıran ülkeler, aynı ürünü 5–6 katı fiyata satabiliyor.
MARKALAŞMADA GERİ KALINDI
Türkiye, coğrafi işaretli ürünlerde ciddi bir potansiyele sahip. Aydın inciri, Gemlik zeytini, Memecik zeytinyağı gibi ürünler AB düzeyinde tescil almış durumda. Ancak bu potansiyelin markaya dönüşmesi için gereken stratejik adımlar atılamıyor. Komili, Tariş, Marmarabirlik gibi markalar yurt içinde bilinse de uluslararası pazarda İtalyan veya İspanyol rakipleriyle kıyaslandığında görünürlükleri sınırlı kalıyor.
POLİTİKALAR YETERLİ Mİ?
Ticaret Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı zaman zaman ihracatı desteklemek amacıyla çeşitli teşvik programları sunsa da bu desteklerin markalaşmaya dönük kısmı sınırlı kalıyor. “TURQUALITY” gibi marka destek programları çoğunlukla büyük ölçekli firmaların yararlanabildiği yapılar sunuyor. Oysa Türkiye’nin incir ve zeytinyağı gibi ürünlerinde asıl üretimi sağlayan küçük ve orta ölçekli üreticiler, bu destek mekanizmalarına yeterince erişemiyor. Ayrıca, lojistik, kalite kontrol ve izlenebilirlik gibi alanlardaki eksiklikler de ihracatta yüksek fiyatlı satışların önünü kapatıyor.
ÇİFTÇİ KAZANAMIYOR, ARACI KAZANIYOR
Zeytinyağı ve incirde sadece uluslararası sistem değil, iç piyasada da sorunlar dikkat çekiyor. Artan girdi maliyetleri, düşen alım fiyatları, çiftçinin kazancını her geçen yıl biraz daha düşürüyor. Üretici maliyetleri karşılayamazken, nihai ürünün market rafındaki fiyatı tüketiciyi de zorluyor. Bu çelişkili tablo, sektörde uzun vadeli sürdürülebilirliği de tehdit ediyor.
TÜRK ÜRÜNLERİNDE KAYIP ZİNCİRİ
Benzer durum yalnızca incir ve zeytinyağında değil, fındık, üzüm, kiraz, kayısı ve pamuk gibi pek çok üründe de karşımıza çıkıyor. Türkiye, örneğin dünya fındık üretiminin %60’ını karşılasa da, bu ürünü markalaştırıp nihai ürüne dönüştürmeden büyük oranda Avrupa çikolata ve gıda devlerine satıyor. Üzümden elde edilen şıra, kayısıdan üretilen atıştırmalık ürünler, hatta pamuk gibi sanayi girdileri de benzer şekilde ham madde olarak yurt dışına gidiyor ve orada markalaştırılarak kat kat fazla gelirle piyasaya sunuluyor. Sorunun temelinde, ihracatın büyük ölçüde işlenmemiş ve markasız yapılması, güçlü bir ürün hikayesi ve küresel tanıtım eksikliği yatıyor. Bu durumun en önemli nedenleri arasında markalaşma konusunda yetersiz altyapı, uzun vadeli pazarlama stratejilerinin eksikliği, Ar-Ge yatırımlarının sınırlı olması, küçük üreticilerin küresel pazarlara erişememesi ve devlet politikalarının çoğunlukla sadece üretimi destekleyip marka inşasını geri plana atması yer alıyor. Oysa bir ürünü dünya çapında tanınır hale getiren yalnızca üretim miktarı değil; ambalajı, hikâyesi, standardı ve pazarlama diliyle oluşturulan markadır. Türkiye’nin bu ürünlerde yalnızca üretici değil, aynı zamanda küresel marka sahibi olabilmesi, ekonomik kazancını artırmasının ve dışa bağımlılığı azaltmasının en etkili yollarından biri.
KAYNAK BİZDE, DEĞER BAŞKALARINDA
Türkiye, zeytin dalını efsanelere konu eden, inciriyle medeniyetlere ev sahipliği yapan bir ülke. Ancak bu tarihî ve coğrafi miras, ekonomik kazanca dönüşmüyor. Üreten Türkiye’nin, artık sadece üretmekle yetinmemesi, değer zincirinin tamamında yer alması gerekiyor.





















