(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi’nin (NOAA) El Niño’nun yeniden gelişebileceğine yönelik değerlendirmeleri ve Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO) küresel sıcaklık artışı uyarıları, dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de orman yangınları riskine ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi. Ancak uzmanlara göre Türkiye açısından asıl mesele El Niño’nun kendisinden çok, iklim değişikliği nedeniyle giderek uzayan yangın sezonları, artan sıcaklıklar ve yıllardır ertelenen risk azaltım politikaları.
Son yıllarda yaşanan büyük yangınlar, Türkiye’nin yangınlarla mücadelede önemli bir kapasite oluşturduğunu ancak yangınları önleme konusunda aynı başarıyı gösteremediğini ortaya koyuyor.
EL NİÑO TEK BAŞINA AÇIKLAYICI DEĞİL
Kamuoyunda El Niño çoğu zaman doğrudan yangınlarla ilişkilendiriliyor. Oysa bilim insanları bu ilişkinin sanıldığı kadar basit olmadığını vurguluyor. Türkiye’deki orman yangınlarının büyük çoğunluğu insan kaynaklı nedenlerle çıkıyor. Elektrik nakil hatları, ihmaller, tarımsal faaliyetler, anız yakılması ve çeşitli insan faaliyetleri yangınların başlıca sebepleri arasında yer alıyor.
Buna karşın El Niño’nun etkisi dolaylı olarak ortaya çıkıyor. Daha sıcak hava dalgaları, düşük nem oranları ve uzun süreli kuraklık koşulları, çıkan yangınların çok daha hızlı büyümesine ve kontrol altına alınmasının zorlaşmasına neden oluyor. Bu nedenle uzmanlar, “yangını çıkaran kıvılcım ile yangını felakete dönüştüren iklim koşullarını” birbirinden ayırmak gerektiğini belirtiyor.
YAĞIŞLI GEÇEN BAHAR SAHTE BİR GÜVENLİK HİSSİ YARATABİLİR
Türkiye’de bu yıl ilkbaharın birçok bölgede yağışlı geçmesi, yangın sezonuna ilişkin iyimser beklentileri beraberinde getirdi. Ancak uzmanlar bu algının yanıltıcı olabileceği görüşünde. Yağışlar nedeniyle hızla büyüyen otlar, çalılar ve diğer bitki örtüsü yaz aylarında kuruyarak büyük bir yanıcı madde yükü oluşturuyor. Özellikle orman kenarları, yol şevleri, enerji nakil hatlarının çevresi ve kırsal alanlar bu açıdan risk taşıyor.
Bu durum aslında iklim krizinin yarattığı yeni paradokslardan biri. Daha fazla yağış her zaman daha az yangın anlamına gelmiyor. Bazen tam tersine, yaz aylarında daha büyük yangınların zeminini hazırlayabiliyor.
TÜRKİYE’DE YANGIN SEZONU ARTIK BİTMİYOR
Geçmişte yangınlar büyük ölçüde Akdeniz ve Ege kıyılarında, yaz aylarında görülürdü. Ancak son yıllarda tablo değişti. Karadeniz Bölgesi’nde kış aylarında çıkan yangınlar, sonbahara sarkan büyük yangın olayları ve iç bölgelerde artan vakalar, Türkiye’nin yeni bir yangın rejimine girdiğini gösteriyor. İklim değişikliği nedeniyle sıcak dönemlerin uzaması ve kuraklık riskinin artması, yangın sezonu kavramını giderek anlamsızlaştırıyor. Artık uzmanlar, Türkiye’nin yalnızca yaz aylarında değil yıl boyunca yangın riskine karşı hazırlıklı olması gerektiğini vurguluyor.
TARTIŞMA UÇAK SAYISINA SIKIŞIYOR
Her büyük yangından sonra kamuoyunda en çok konuşulan konu hava araçları oluyor. Kaç uçak var, kaç helikopter görev yapıyor, müdahale ne kadar sürede başladı? Kuşkusuz müdahale kapasitesi önemli. Ancak uzmanlar yangın politikasının yalnızca söndürme araçlarına indirgenmesini eksik bir yaklaşım olarak değerlendiriyor. Çünkü yangın yönetiminde asıl başarı ölçütü, yanan alan miktarını azaltmak kadar yangın sayısını düşürebilmek. Türkiye’de her yıl binlerce yangın çıkmaya devam ediyor. Bu durum, söndürme kapasitesi gelişse bile önleyici politikaların yeterince etkili olmadığını gösteriyor.
KRİTİK ZAYIF HALKA RİSK AZALTIMI
Uzmanların dikkat çektiği en önemli eksikliklerden biri risk azaltım çalışmaları. Orman çevresindeki kuru otların temizlenmesi, elektrik nakil hatlarının düzenli bakımı, yerleşim alanları ile ormanlar arasında tampon bölgeler oluşturulması ve yangına dayanıklı yapılaşmanın teşvik edilmesi gibi uygulamalar hâlâ sınırlı düzeyde bulunuyor. Özellikle son yıllarda elektrik nakil hatlarından kaynaklanan yangınların oranı dikkat çekici boyutlara ulaştı. Bu durum enerji altyapısının iklim değişikliğine uyumlu hale getirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Benzer şekilde tarım alanlarından başlayan yangınların ormanlara sıçramasını önleyecek denetim ve destek mekanizmalarının da güçlendirilmesi gerekiyor.
ASIL SINAV KURUMLAR ARASI KOORDİNASYON
Yangınlarla mücadele yalnızca Orman Genel Müdürlüğünün sorumluluğunda değil. Belediyeler, enerji şirketleri, karayolları, tarım müdürlükleri, AFAD, yerel yönetimler ve vatandaşlar aynı zincirin parçaları. Uzmanlara göre Türkiye’nin temel sorunu, yangınları çıktıktan sonra söndürmeye odaklanan bir sistem kurmuş olması. Oysa gelişmiş yangın yönetimi modellerinde öncelik, yangının hiç çıkmamasını sağlayacak tedbirlerde bulunuyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde asıl ihtiyaç duyulan şey daha fazla uçak değil; daha güçlü koordinasyon, daha etkin önleme politikaları ve toplum genelinde yangın farkındalığının artırılması.
TEHLİKE GÖKYÜZÜNDEN DEĞİL, HAZIRLIKSIZLIKTAN GELİYOR
El Niño’nun Türkiye üzerindeki etkilerinin ne ölçüde hissedileceği önümüzdeki aylarda daha net ortaya çıkacak. Ancak bugünden görünen gerçek şu ki, Türkiye’nin yangın riski yalnızca meteorolojik koşullardan kaynaklanmıyor. İklim değişikliği sıcaklıkları artırırken, plansız yapılaşma, yetersiz risk yönetimi, bakımı yapılmayan enerji altyapısı ve insan kaynaklı ihmaller bu riski daha da büyütüyor.























