(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Kamu kurumlarının harcamalarını azaltmak ve israfla mücadele etmek amacıyla Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından duyurulan “Tasarruf ve Verimlilik Paketi”, yürürlüğe girdiği 2025 yılının ilk yarısında beklenen etkiyi yaratmadı. Aksine, rakamlar kamu yönetiminin tasarruf değil, harcamaya devam ettiğini ortaya koyuyor. Açıklanan verilere göre Ocak-Haziran döneminde araç satışlarından yalnızca 5 milyon 109 bin TL gelir elde edilirken, aynı dönemde kamu kurumları 161 milyon 182 bin TL değerinde yeni taşıt alımı yaptı. Başka bir deyişle, satılan her aracın karşılığında 31 katı harcama yapıldı.
Bu durum, “israfı önleme” iddiasındaki kamu yönetiminin söylemleriyle eylemleri arasında derin bir çelişki olduğunu gözler önüne seriyor. Zira sadece sembolik birkaç satış yapılarak tasarruf yapılıyormuş görüntüsü verilirken, kamu bütçesinden aynı hızla harcama yapılmaya devam ediliyor.
İHTİYAÇ FAZLASI TANIMI DA SINIRLI KALDI
Tasarruf paketinin en dikkat çeken ayağı, kamuya ait “ihtiyaç fazlası” araçların satışıydı. Ancak uygulamada bu tanımın son derece sınırlı tutulduğu ortaya çıktı. 2024 sonunda açıklanan resmi verilere göre kamunun elinde yaklaşık 120 bin araç bulunmasına rağmen, bunların sadece 1.079’u ihtiyaç fazlası olarak sınıflandırıldı. Altı aylık süre zarfında bu araçlardan sadece 135’i satılabildi. Bu da hedefin yalnızca yüzde 12’sinin gerçekleştiğini gösteriyor.
Söz konusu satışlardan elde edilen toplam gelir 5 milyon TL civarında kalırken, satışların büyük kısmının hurda değeri taşıyan eski araçlardan oluştuğu belirtiliyor. Bu tablo, kamunun gerçekten tasarruf etme niyetiyle mi hareket ettiği sorusunu gündeme getiriyor.
2024’E GÖRE BÜYÜK GERİLEME
Daha da çarpıcı olan, tasarruf paketinden önceki dönemde araç satışlarından elde edilen gelirin bugünkünün çok üzerinde olması. 2024’ün ilk altı ayında kamu kurumları 26 milyon 358 bin TL’lik araç satışı gerçekleştirmişti. Bu durumda 2025’te satış gelirlerinde yaklaşık yüzde 80 oranında bir düşüş yaşandığı görülüyor. Paket yürürlüğe girdikten sonra kamu kurumlarının elini taşın altına koymak yerine aracılığıyla yükü sadece vatandaşa bıraktığı izlenimi güçleniyor.
SARAY HARCAMALARI VE “YAVRU KÜLLİYE” TARTIŞMALARI
Kamuya ait araçların satışı bu kadar kısır kalmışken, Cumhurbaşkanlığı ve bağlı kurumların harcamaları da kamuoyunda tartışma yaratıyor. CHP Adana Milletvekili Burhanettin Bulut’un açıkladığı verilere göre, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın yalnızca 2025 yılının ilk beş ayında yaptığı toplam harcama, günlük ortalama 39 milyon 725 bin TL düzeyinde gerçekleşti. Bulut, bu harcamanın “yaklaşık 2.746 emekli maaşına ve 1.798 asgari ücrete denk geldiğini” belirtti.
Bu rakamlar dikkate alındığında Saray’ın yıllık harcamasının 14 milyar 500 milyon TL’ye ulaşabileceği tahmin ediliyor. Bu tutar, 2025 yılı için belirlenen net 22.104 TL’lik asgari ücret esas alındığında, yaklaşık 656 bin asgari ücretlinin bir aylık maaşına veya 54.649 asgari ücretlinin yıllık gelirine denk geliyor.
Öte yandan, KKTC’de inşa edilen ve kamuoyunda “yavru külliye” olarak bilinen yeni Cumhurbaşkanlığı yerleşkesine de yaklaşık 5,5 milyar TL harcandı. Bu harcama da kamu yönetiminin tasarruf ilkeleriyle çelişen bir başka kalem olarak dikkat çekiyor. Özellikle ekonomik kriz ve yüksek enflasyon koşullarında bu tür büyük çaplı projelerin sürdürülmesi, kamu vicdanını zedeliyor.
TASARRUF YALNIZCA VATANDAŞA MI?
Tasarruf paketi açıklanırken kamu çalışanlarının servis hizmetlerinden kırtasiye kullanımına kadar birçok alanda kesintiye gidilmiş, vatandaşın da aynı anlayışla hareket etmesi istenmişti. Ancak tabloya bakıldığında gerçek fedakârlığın vatandaşlardan beklendiği, yönetim kadrolarının ise bu kurallardan muaf tutulduğu izlenimi doğuyor. Yapılan kesintiler yalnızca alt düzey çalışanlara ve halka yük bindiren, göstermelik önlemler olmaktan öteye gitmiyor.
SÖYLEM BAŞKA, GERÇEK BAŞKA
Kamu yönetiminin tasarruf adına attığı adımların etkisizliği, şeffaflık ve hesap verebilirlik eksikliğiyle birleşince, ortaya ciddi bir güven sorunu çıkıyor. Açıklanan hedefler, uygulanan politikalarla desteklenmeyince, vatandaş nezdinde inandırıcılığını yitiriyor. Söylem ile eylem arasındaki uçurum kapanmadıkça ne bütçe dengesi sağlanabilir ne de kamuya güven inşa edilebilir.























