(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye’de yargının bağımsızlığı artık sadece bir tartışma konusu olmaktan çıkıp, muhalefeti bastırmak için kullanılan bir silaha dönüşmüş durumda.
İktidarın muhalif siyasetçilere yönelik cadı avı hız kesmeden devam ederken, Erdoğan’ın CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i “Başkomutan” ifadesiyle hedef alması, tehdit dilinin zirveye ulaştığını gösteriyor. Bu sadece bir siyasi söylem değil, askeri gücü arkasına alma tehdidi olarak yorumlanıyor. Erdoğan’ın bu tür çıkışları, demokratik siyasetin tamamen tasfiye edilmek istendiğini gösteriyor.
İktidar neden bu kadar panik halinde ve muhalifleri susturmak için yargıyı nasıl bir sopa olarak kullanıyor?
MUHALEFETE YÖNELİK SİSTEMATİK BASKILAR: YARGI ARACILIĞIYLA SUSTURMA POLİTİKASI
AKP iktidarı, eleştirel sesleri susturmak için her geçen gün daha sert adımlar atıyor. 2025 itibarıyla, muhalefetin önemli isimleri hakkında açılan siyasi davalar ve hukuksuz tutuklamalar artıyor. Ümit Özdağ, iktidarın sığınmacı politikalarını sert bir dille eleştirdiği için “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” bahanesiyle hapse atıldı. Can Atalay, Gezi Davası kapsamında hukuksuz bir şekilde cezaevine konuldu ve hukuk devleti yerine ‘talimatla’ işleyen bir sistemin kurbanı oldu. CHP’li belediyelere yönelik sistematik baskının son kurbanı olan Rıza Akpolat, yolsuzluk iddiasıyla tutuklandı ancak bu sürecin siyasi bir intikam operasyonuna dönüştüğü konuşuluyor. Ekrem İmamoğlu ise hakkında açılan davalarla siyasi linç girişimine maruz kalıyor ve görevden alınması için çeşitli bahaneler üretilmeye çalışılıyor.
Bütün bu gelişmeler, yargının artık bağımsız bir kurum olmaktan çıktığını, iktidarın eliyle tasarlanan bir sopa haline geldiğini kanıtlıyor.
İKTİDARIN PANİK HÂLİ: SEÇİMLER ÖNCESİNDE KORKU REJİMİ Mİ KURULUYOR?
Ekonomik kriz, işsizlik, hayat pahalılığı ve kaybolan güven, AKP’nin siyasi zemininin altından kaydığını gösteriyor. İktidar, kaybetme korkusuyla, her zaman olduğu gibi muhalefeti hedef alarak toplumu sindirme taktiğine başvuruyor. Yargıyı sopa olarak kullanmak yetmezmiş gibi, şimdi de orduyu bir tehdit unsuru olarak öne sürmeye çalışıyor.
Siyasi analistler, AKP’nin hukuk ve adalet mekanizmasını tamamen kontrol altına aldığını ve demokratik sürecin ciddi anlamda tehlikeye girdiğini belirtiyor. İktidarın baskıcı uygulamaları, ülkeyi her geçen gün otoriter bir yönetime daha da yaklaştırıyor.
TÜRKİYE BİR HUKUK DEVLETİ Mİ YOKSA TOTALİTER REJİM Mİ?
Bağımsız yargı ve hukukun üstünlüğü artık sadece anayasal kavramlar olmaktan çıkıp, iktidarın keyfi uygulamaları karşısında yok hükmünde sayılıyor. Muhalefete yönelik baskılar artarken, halkın tepkisi de büyüyor. Türkiye’nin geleceği için kritik bir dönemeçte olduğu bu süreçte, muhalefetin nasıl bir mücadele vereceği ve halkın bu hukuksuzluklara karşı nasıl bir tavır alacağı merak konusu.





















