(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye’de hukuk, giderek daha fazla bir adalet aracı olmaktan çıkıyor; bir susturma, korkutma ve itibarsızlaştırma mekanizmasına dönüşüyor.
Son olarak TÜSİAD Başkanı Orhan Turan ve Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Arif Aras hakkında açılan dava bu dönüşümün çarpıcı bir örneği. Sadece ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek açıklamalar, ağır ceza talepleriyle yargı önüne taşındı.
TÜSİAD yöneticileri, şubat ayındaki genel kurulda yaptıkları konuşmalarla ekonomik göstergelere ve toplumsal gerçekliğe dikkat çekerken, “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” ve “yanıltıcı bilgiyi yaymak” suçlamalarıyla karşı karşıya kaldı. Bu suçlamaların öznesi olmak, aslında onların söylediklerinin ne kadar yerli yerine oturduğunu da kanıtlıyor.
HUKUKİ TEDBİRLER, CEZAYA DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR
TÜSİAD yöneticileri hakkında alınan yurt dışına çıkış yasağı ve adli kontrol kararları, hukuki bir “tedbir” olarak sunuldu. Ancak uygulamada bu tür kararlar, süreci sonuçlandırmadan önce cezalandırmanın bir yolu haline geliyor. Yani mahkeme “henüz karar vermediğini” söylerken, kişi hem itibarıyla hem de özgürlüğüyle peşinen cezalandırılmış oluyor.
Bu uygulamalar, sadece davanın taraflarını değil, toplumun tümünü hedef alıyor. Çünkü açıkça şu mesaj veriliyor: “Konuşursan bedelini ödersin.” Bu anlayış, hukukun koruyucu şemsiyesi altında değil; cezalandırıcı gölgesinde bir yaşam alanı kurmaya zorluyor.
TÜSİAD DAVASINDA GERİ ADIM
Davanın ilk duruşmasında yurt dışına çıkış yasağının kaldırılması ve sanıkların duruşmalardan muaf tutulması, kamuoyunda “geri adım” olarak yorumlandı. Ancak asıl sorun, bu sürecin neden başladığı ve nasıl araçsallaştırıldığı. Madem ortada gerçek bir suç yoktu, bu insanlar neden aylarca kamuoyu önünde yargılandı?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Haddinizi bileceksiniz” sözlerinin hemen ardından başlayan yargı süreci, yürütmenin söylemlerinin yargıya yön verdiği izlenimini güçlendirdi. Sonradan gelen “yumuşama” ise bu müdahalenin taktiksel bir geri çekiliş. Geri adım, yanlışın fark edilmesiyle değil; uluslararası baskıların, ekonomik kaygıların ve toplumun tepkisinin etkisiyle atıldı.
HUKUKUN GÖLGESİNDE KORKU, TOPLUM ÜZERİNDE BASKI
TÜSİAD davası, Türkiye’de ifade özgürlüğünün daraldığı, hukukun siyasallaştığı, cezaların ise önleyici değil sindirici hale geldiği bir sürecin parçası. Davada çıkan “geçici” olumlu kararlar bile, aslında yargının içine düştüğü siyasi iklimin ve keyfiyetin bir yansıması.




















