(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın son yayımladığı taklit ve tağşiş listesi, Türkiye’de gıda güvenliğine dair kaygıları yeniden gündeme taşıdı. Bakanlık denetimlerinde, dana salamda domuz eti, baharatta yasaklı boya ve kıymada sakatat tespit edildi.
Bu tespitler yalnızca birkaç firmanın ihmali değil; daha derin bir sistem arızasına işaret ediyor: Türkiye’de gıda güvenliği neden sağlanamıyor?
UCUZ VE KALİTESİZ OLAN KAZANDIRIYOR
Ekonomik krizle birlikte alım gücü hızla düşerken, ucuz olanın “tercih” değil “zorunluluk” haline gelmesi, sahte ürünlerin piyasada hızla yayılmasına zemin hazırlıyor. Tüketici market rafında uygun fiyatlı bir salam ya da kıyma gördüğünde, içeriğinde domuz eti ya da sakatat olup olmadığını sorgulamadan satın alıyor. Çünkü tercih değil, hayatta kalma mücadelesi söz konusu.
Bu ortamda sahtekar üreticiler için fırsatlar artıyor. Gerçek dana eti yerine daha ucuz domuz eti ya da sakatat kullanarak maliyeti düşüren firmalar, piyasada rekabet avantajı sağlıyor. Yasaklı boyalarla canlı gösterilen baharatlar, görselliğiyle tüketiciyi yanıltıyor. Sonuçta vatandaş hem cebinden oluyor hem sağlığından.
CEZALAR VE DENETİMLER YETERSİZ Mİ?
Her ne kadar Bakanlık, taklit ve tağşiş yapan firmaları zaman zaman ifşa etse de bu firmaların birçoğu isim değiştirerek veya aynı adla faaliyetlerine devam ediyor. Uygulanan idari para cezaları ise caydırıcılıktan uzak. Gıda güvenliğini ihlal eden firmalara sadece birkaç yüz bin lira ceza kesilmesi, halk sağlığına kasteden bu suistimalleri önlemeye yetmiyor. Dahası, ürünlerin toplatılması ya da ruhsat iptali gibi yaptırımlar nadiren uygulanıyor.
Denetimlerin sıklığı da tartışmalı. Türkiye genelinde gıda üretim ve satış noktaları milyonları bulurken, bu işletmeleri düzenli denetleyecek personel sayısı oldukça sınırlı. Hal böyle olunca, birçok uygunsuz ürün ya rafa ulaşana kadar fark edilmiyor ya da hiç fark edilmiyor.
AVRUPA’DA GIDA GÜVENLİĞİ NASIL SAĞLANIYOR?
Avrupa ülkelerinde gıda güvenliği sadece denetim değil, aynı zamanda üretici ve tüketici bilinciyle korunuyor. AB ülkelerinde, örneğin Almanya’da, taklit ya da tehlikeli ürün tespit edildiğinde firmanın lisansı iptal edilebiliyor, yöneticilere hapis cezası verilebiliyor. Ürün izlenebilirliği barkod sisteminden sahaya kadar şeffaf şekilde yürütülüyor. Ayrıca tüketici hakları daha etkin işliyor; vatandaş hem daha bilinçli hem de hak arama yollarını kullanma konusunda daha donanımlı.
SORUN BELLİ, ÇÖZÜM NET
Türkiye’de gıda güvenliği yalnızca denetimle değil, sistemli bir reformla sağlanabilir.
Caydırıcı cezaların artırılması, firmaların teşhirinin ötesine geçilmesi, ürün izlenebilirliğinin dijital altyapıyla desteklenmesi ve tüketici farkındalığının yükseltilmesi şart. Artan hayat pahalılığıyla birlikte, sahteciliğin gıda sektörünün karanlık bir parçası haline gelmesi kaçınılmaz.























