(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Asgari Ücret Tespit Komisyonu ilk toplantısını yapmaya hazırlanırken, görüşmeler daha başlamadan ciddi bir temsil kriziyle karşı karşıya. İşçi kesimini temsilen masada yer alması gereken Türk-İş’in toplantıya katılmayacağını açıklaması, sürecin demokratik niteliğini tartışmalı hâle getiriyor. Ekonomik koşulların ağırlaştığı, alım gücünün hızla eridiği bir dönemde Türkiye’nin en kritik ücret belirleme mekanizmasının eksik toplanacak olması, adil bir sonuç çıkıp çıkmayacağı sorusunu gündemin merkezine yerleştiriyor.
TÜRK-İŞ MASAYA OTURMUYOR
Bakanlık geçen hafta davet yazılarını iletti ancak Türk-İş’in uzun süredir talep ettiği yapısal düzenleme konusunda somut bir adım gelmedi. Sendika yetkilileri, verilen sözlerin tutulmadığını ve görüşmelerin göstermelik bir sürece dönüşmesini istemediklerini belirtiyor. Ergün Atalay’ın “Henüz düzenleme yapılmadı, bu saatten sonra zor görünüyor” sözleri, sadece bir taktik çıkış değil; komisyonun yıllardır çözülemeyen temsil sorununa açık bir itiraz niteliği taşıyor.
TEMEL SORUN: KARARLAR KİMİN LEHİNE ÇIKIYOR?
Komisyon 15 üyeden oluşuyor ancak kararlar oy çokluğu ile alınıyor. Oyların eşitliği durumunda başkanın bulunduğu tarafın çoğunluğu kabul edilmiş sayılıyor. Bu yapının işçiyi gerçek anlamda temsil etmediği yönündeki eleştiriler yıllardır dillendiriliyor. Türk-İş’in masadan kalkması, sadece bir protesto değil; işçinin sesinin yıllardır mekanik bir çoğunluk aritmetiğine sıkıştırılmasına karşı bir tepki. İşçilerin en düşük gelir grubuna mahkûm edildiği bir ülkede bu temsil sorunu artık teknik bir ayrıntı değil, doğrudan sosyal adalet meselesi.
GEÇİM DERDİ DERİNLEŞİYOR
Komisyon yarın çalışma takvimini belirleyecek. Sonrasında ekonomik veriler ve tarafların talepleri görüşülecek. Ancak ekonomik gerçeklikler ortada:
Asgari ücret net 22 bin 104 lira seviyesinde ve bu tutar, büyük şehirlerde temel yaşam maliyetlerinin bile altında. TÜİK verileriyle çelişen enflasyon hissi, mutfak enflasyonundaki sert yükseliş, kira krizinin derinleşmesi… Çalışanların önemli bir kısmı için asgari ücret, bir emek karşılığı değil, açlık sınırına yakın bir hayatta kalma bedeli hâline gelmiş durumda.
ASGARİ ÜCRET KAÇ TL OLMALI? TARAFLAR NE BEKLİYOR?
Sendikaların beklentisi, ücretin en azından enflasyon kaybını telafi edecek düzeye çekilmesi. DİSK, yaşam maliyetlerini dikkate alarak 30 bin TL’nin üzerinde bir rakam gerektiğini savunuyor. Türk-İş ise bu yıl masaya oturmayacağını açıklasa da daha önceki görüşmelerde ücretin mevcut ekonomik tabloyu karşılamadığını vurgulamıştı.
İşverenler, artan prim yükleri ve ekonomik yavaşlama nedeniyle daha temkinli bir artıştan yana. Hükümet ise, siyasi ve ekonomik dengeleri gözeterek henüz kesin bir rakam açıklamasa da kulislere göre 25–29 bin TL bandı konuşuluyor.
Bu yılki tartışmalarda öne çıkan bir başka önemli çıkış ise CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in net 39 bin TL önerisi oldu. Özel, bu rakamın ancak “asgari yaşam maliyetine yaklaşabildiğini” ve çalışanın emeğini koruyacak bir seviyeyi temsil ettiğini ifade ediyor. Böylece taraflar arasındaki beklenti makası daha da açılıyor; sendikalar, muhalefet ve kamuoyu talepleri işveren ve hükümetin temkinli yaklaşımıyla sert bir biçimde karşı karşıya geliyor.
TEMSİLİ ZAYIFLAYAN MASA, GÜVEN KAYBEDEN MEKANİZMA
Yarın başlayacak sürecin en büyük sorunu, pazarlığın daha başında adalet duygusunun zedelenmiş olması. Çalışanı temsil eden sendikanın masada olmaması, çıkacak kararın toplum nezdinde kabulünü güçleştirecek. Ekonomik kriz karşısında çalışanların dayanma gücü azalırken, komisyonun zayıf bir temsil yapısıyla toplanması hem siyasi hem de sosyal açıdan geri dönüşü zor bir güven erozyonu yaratıyor.




















