(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye’nin en gözde turizm bölgelerinden Alanya’da deniz ve sahil kirliliği yeniden gündemde. Özellikle Galip Dere Halk Plajı’nda görülen plastik parçalar, ambalaj kalıntıları ve deniz yüzeyindeki talaş benzeri maddeler hem yerli hem yabancı turistlerin tepkisini çekiyor. Deniz Çöpleri İzleme Programı (Marine Litter Watch – MLW) çalışmasında, Türkler Güzel Sanatlar Lisesi öğrencileri ve belediye personeli sadece 15 dakikada tam 7750 kilogram atık topladı. Program, Avrupa Çevre Ajansı iş birliğiyle yılın dört döneminde tekrarlanarak, mevsimsel atık yoğunluğunu belirlemeyi ve kamuoyu farkındalığını artırmayı hedefliyor.
Yetkililer, bu kirliliğin mevsimsel akıntılar ve yetersiz arıtma altyapısından kaynaklandığını açıklıyor. Ancak vatandaşlar ve çevreciler, sürekli “mevsimsel” gerekçeler gösterilmesini yetersiz buluyor.
TÜRKİYE AVRUPA’NIN ÇÖPÜNÜ NEDEN KABUL EDİYOR?
Greenpeace’e göre Türkiye, hâlâ Avrupa Birliği ve İngiltere’den en fazla plastik atık alan ülke konumunda. 2023’te ithal edilen plastik atık miktarı yaklaşık 456 bin ton olarak kaydedildi.
Bu atıkların önemli bir bölümü geri dönüştürülmeden doğrudan yakılıyor ya da uygun olmayan yöntemlerle bertaraf ediliyor. Sonuç: Toprakta ve denizde mikroplastik kirliliği, havada toksik kimyasallar, halk sağlığında onarılması güç zararlar.
Bir yandan “turizm cenneti” söylemi öne çıkarılırken, diğer yandan Avrupa’nın çöpünün Türkiye’ye yönlendirilmesi çelişkili bir tablo oluşturuyor.
SAĞLIĞA VE EKOLOJİYE SESSİZ DARBE
Deniz kirliliği sadece estetik bir sorun değil. Mikroplastikler, balıklar ve diğer deniz canlıları aracılığıyla sofralarımıza kadar ulaşıyor. Solunum yolları ve cilt rahatsızlıkları, alerjik reaksiyonlar ve uzun vadede kansere kadar varabilen riskler gündeme geliyor. İstanbul ve Adana gibi bölgelerde yapılan saha çalışmaları, toprak ve su örneklerinde yüksek dioksin-furan düzeylerine işaret ediyor. Akdeniz’in “plastik denizi” olma tehdidi sürüyor. WWF’nin tahminlerine göre, bölgedeki plastik atık miktarı önümüzdeki 10 yılda üç kata kadar artabilir.
Ayrıca, kirlilik Akdeniz ekosisteminin hassas dengelerini bozuyor. Kum zambakları gibi endemik bitkiler yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Deniz yaşamında yaşanan kayıplar, balıkçılığı ve turizmi de doğrudan etkiliyor.
BELEDİYELER VE BAKANLIK NEDEN GECİKİYOR?
Alanya Belediyesi çeşitli temizlik kampanyaları düzenliyor, gönüllülerle sahil atıkları toplanıyor. Ancak asıl sorun kaynağında çözülmüyor. Arıtma tesisleri yeterince modernize edilmiyor, atık denetimleri sıklaştırılmıyor.
Belediyeler genelde “yetki sınırı” bahanesine sığınıyor, merkezi onay bekliyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ise plastik ithalatı ve geri dönüşüm tesislerini denetlemek yerine, çoğu zaman sorumluluğu yerel yönetimlere devrediyor.
Sahada firmalara yönelik yetersiz denetim sonucu, tehlikeli atıklar doğaya sızabiliyor. Geri dönüşüm kapasitesinin halen sınırlı olması, kirliliğin yerel ölçekte hızla yayılmasına yol açıyor. Greenpeace ve yerel sivil toplum kuruluşları güçlü raporlar ve imza kampanyaları düzenlese de politika yapıcıların tepki süreci yavaş ilerliyor.
ÇÖZÜM NEREDE?
Türkiye, Avrupa’nın plastik çöpünü almaktan vazgeçmeli. “Kirleten öder” ilkesi etkin şekilde uygulanmalı, denetimler sıklaştırılmalı, ceza mekanizmaları caydırıcı hâle getirilmeli.
Sivil toplum kuruluşları ve çevre örgütleri de daha güçlü ses çıkarmalı, kamuoyu baskısı artırılmalı. Turizmin geleceği, halk sağlığı ve doğal denge için şeffaf, samimi ve hızlı adımlar şart.
GÖZ YUMULACAK BİR SORUN DEĞİL
Alanya sahillerindeki kirlilik, yalnızca bir tatil beldesinin problemi değil; Türkiye’nin atık politikası, çevre yönetimi ve halk sağlığı anlayışının aynası. Sahillerde toplanan çöpler değil, bu çöplerin oraya nasıl ve neden geldiği sorgulanmalı.
Eğer “mavi bayrak”lı sahiller, kristal sular ve doğal zenginlikler korunmak isteniyorsa, yetkililerin gerçekçi ve uzun vadeli bir çevre politikası oluşturması artık bir zorunluluk.





















