(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Büyükçekmece Adliyesi’nde yaşanan kayıp emanet skandalı, basit bir soygun hikâyesi olmaktan çok daha fazlasını anlatıyor.
Çünkü mesele sadece 25 kilo altının ve 55 kilo gümüşün buhar olup uçması değil; mesele, Türkiye’nin en güvenli olması gereken kurumsal yapılardan biri olan bir adliye binasında böylesine büyük bir hırsızlığın gerçekleşebilmesi.
Bu yüzden asıl soru “Kim çaldı?” değil, “Bu nasıl mümkün oldu?” olmalı.
Hırsız dışarıdan değil içeriden
Soruşturmanın merkezinde adli emanet bürosunda çalışan iki memurun bulunması, olayın profesyonel bir dış saldırı değil, tamamen içeriden planlanan bir operasyon olduğunu düşündürüyor. Bir görevlinin gözaltına alınması ve diğerinin ailesiyle birlikte İngiltere’ye kaçtığının iddia edilmesi, tabloyu daha da netleştiriyor.
Ve bu durum ister istemez şu soruyu büyütüyor:
Adliye gibi sıkı kontrol altında olması gereken bir kurumda bile denetim bu kadar zayıfsa, diğer kamu kurumlarında neler oluyor?
Boş kasalar, tesadüfen ortaya çıkan bir skandal
Şüpheler, bir memurun uzun süre işe gelmemesiyle başlıyor ve kasalar açıldığında bir anda dev bir güvenlik fiyaskosuna dönüşüyor. Tıpkı bir suç dizisinin senaryosu gibi… Suç, sistem tarafından değil, çalışanların “rutin dışı davranışlarının” şansa fark edilmesiyle ortaya çıkıyor.
Yani bu bir başarılı denetim hikâyesi değil; bu, “tesadüfen çözülmüş bir suç vakası.”
146 milyon TL’lik kayıp, sadece ekonomik değil
Bugünkü piyasa değerleriyle yaklaşık 146 milyon TL eden altın ve gümüşün kaybolması elbette maddi bir yıkım. Ancak bundan daha önemlisi, bu olayın devlete ve yargıya olan güveni zedelemesi.
Çünkü adliye, vatandaşın kendini en güvende hissetmesi gereken yerdir.
Orada bile 80 kiloluk değerli metal kimseye fark ettirilmeden çıkarılabiliyorsa, güven duygusunun sarsılması kaçınılmaz.
Asıl soru: 80 kilo metal adliyeden nasıl çıkarıldı?
Savcılık kamera kayıtlarını, giriş–çıkış loglarını ve HTS verilerini incelemeyi sürdürüyor. Ancak hâlâ asıl sorunun cevabı yok:
25 kilo altın ve 55 kilo gümüş, bir adliye binasından nasıl taşındı? Tek seferde mi? Parça parça mı? Bir valizle mi? Birden fazla kişiyle mi? Yoksa sistemsel bir açık mı kullanıldı?
Bu soruların yanıtı, yalnızca bu dosyanın sonucunu değil, kamu kurumlarının gelecekteki güvenlik protokollerinin nasıl şekilleneceğini de belirleyecek.
Sistem “sos” veriyor
Büyükçekmece Adliyesi’ndeki kayıp, bir soygundan çok daha fazlası. Olay, kurum içi denetimlerin ne kadar aksadığına ve içeriden işleyen yolsuzluk riskinin ne kadar ciddi bir tehdit oluşturduğuna işaret ediyor.
Dizilerdeki gibi karmaşık planlara, maskelere, yüksek teknolojiye gerek yokmuş.
Bir adliyenin iç düzeni çöktüğünde, 80 kilo metal bile sessizce ortadan kaybolabiliyormuş.
Asıl düşündürücü olan da bu.




















