(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2025 yılı ilk altı aylık verileri, Türkiye’de yoksulluğun ulaştığı vahim boyutları bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Resmî rakamlar, milyonlarca ailenin temel gıda, barınma, enerji ve sağlık gibi en temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını; devletin sağladığı sosyal yardımlar olmadan hayatın devam ettirilemez hale geldiğini ortaya koyuyor. Ekonomistler, bu durumun yalnızca anlık bir ekonomik dalgalanmanın değil, uzun süredir derinleşen yapısal sorunların sonucu olduğunu vurguluyor.
ÇOCUKLAR EN AĞIR BEDELİ ÖDÜYOR
Verilere göre, ailesi tarafından bakılamayan çocuk sayısı 2018 yılında 122 bin 489 iken, 2025 Haziran itibarıyla 171 bin 895’e yükseldi. Bu, son yedi yılda yaklaşık %40’lık bir artış anlamına geliyor. Okullarda yapılan denetimler de tabloyu destekler nitelikte: 64 bin 158 çocuğun sosyoekonomik açıdan risk altında olduğu tespit edildi. Uzmanlara göre bu çocuklar yalnızca maddi yoksunluk çekmiyor; yetersiz beslenme, eğitimden kopma, psikolojik sorunlar ve sosyal dışlanma gibi zincirleme etkilerle karşı karşıya kalıyor.
SOSYAL YARDIMLARLA HAYATTA KALMA MEKANİZMASI
Bakanlığın açıkladığı verilere göre, Türkiye Aile Destek Programı kapsamında 2 milyon 969 bin 483 haneye yardım yapılıyor. TÜİK’in hane başına dört kişi hesabına göre bu, yaklaşık 11,9 milyon kişinin aşırı yoksulluk sınırının altında yaşadığını gösteriyor. Bu yardımlar, çoğu aile için hayatta kalmanın tek yolu haline gelmiş durumda. Ancak sosyal politika uzmanları, yardımların yoksulluğun temel nedenlerini ortadan kaldırmak yerine yalnızca semptomlarını hafiflettiğini; bu nedenle uzun vadede bağımlılık yaratan bir yapıya dönüştüğünü belirtiyor.
Diğer sosyal yardım verileri de tabloyu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor:2 milyon 83 bin kişi Şartlı Eğitim ve Sağlık Yardımlarından yararlandı. 3,4 milyon hane elektrik, 669 bin hane ise doğalgaz faturalarını devlet yardımıyla ödeyebildi. Ayrıca 10 bin 888 hanenin oturulamayacak derecede sağlıksız ve bakımsız olduğu tespit edildi. Bu rakamlar, Türkiye’de barınma krizinin de derinleştiğinin göstergesi.
SAĞLIK HİZMETLERİNE ERİŞİM ARTIK LÜKS
Genel Sağlık Sigortası primlerini ödeyemeyenlerin sayısı 8 milyon 217 bin 937’ye ulaştı. Bu, temel sağlık hizmetlerine erişimin bile ekonomik yetersizlik nedeniyle ayrıcalıklı bir konu haline geldiğini ortaya koyuyor. İşsiz veya düşük gelirli vatandaşlar, sağlık ihtiyaçlarını bile devletin sosyal yardımlarına bağımlı şekilde karşılamak zorunda kalıyor.
FAKİR-ZENGİN MAKASI DERİNLEŞİYOR
Pandemi sonrası ekonomik yapının çökmesi, orta sınıfın erimesine yol açtı. Gelir dağılımındaki adaletsizlik giderek artarken, bir kesim servetini artırmayı sürdürüyor. Bu durum, toplumsal eşitsizliği derinleştiriyor ve sosyal gerilimi yükseltiyor. Ekonomistler, bu tabloyu “sosyal kriz sinyali” olarak yorumluyor.
EĞİTİM VE GELECEK ÜZERİNDEKİ ETKİLER
Yoksulluk, sadece bugünü değil geleceği de tehdit ediyor. Maddi imkânsızlıklar nedeniyle çocuklar eğitimden uzak kalıyor, yeterli beslenemiyor ve sağlıklı gelişim şanslarını kaybediyor. Eğitimde fırsat eşitsizliğini uzun vadede toplumsal adaletsizliği artırır.
SİVİL TOPLUM VE YEREL YÖNETİMLERE BÜYÜK GÖREV
Devletin sosyal yardım politikaları, geniş kitlelerin temel ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalırken, sivil toplum kuruluşları ve belediyeler ön plana çıkıyor. Gıda bankacılığı, yerel istihdam projeleri, sosyal konut programları ve ücretsiz eğitim destekleri, yoksulluğun etkilerini hafifletecek adımlar olarak öne çıkıyor. Ancak uzmanlar, bu girişimlerin devletin sosyal politika yükümlülüğünü tamamen devralmaması gerektiğini; asıl çözümün istihdamı artıracak, gelir dağılımını düzeltecek ve fırsat eşitliğini sağlayacak yapısal reformlarda olduğunu vurguluyor.
YAPISAL SORUNLAR GÖRMEZDEN GELİNİYOR
Veriler, yalnızca geçici yardım programlarıyla milyonlarca insanın yaşamını sürdürmeye çalıştığını gösteriyor. Ancak yoksulluğun temel nedenleri, işsizlik, gelir dağılımındaki adaletsizlik ve sosyal politikaların yetersizliği görmezden geliniyor.





















