(The Turkish Post) – TOLGA YAVAŞ
Bir işte, bir koltukta ömür tüketenlere, bazıları hayranlık duyuyor. Yıllar yılları kovaladığı halde aynı sokakta aynı binada aynı katta oturarak işlerini yapanların saygınlığını tartışmak istemiyorum. Devlet memurluğu bana göre değil. Çok sık olmasa da şirket değiştirmeyi, hatta meslek değiştirmeyi ve şehir değiştirmeyi heyecan verici buluyorum.
Gençliğinde seçtiği mesleğin insanı dar bir koridora sokmasını acımasız bulurum hep. Medeni bir ülkede iş değiştirmek isteyenlere yeni iş deneyimleri için destek ödemesi yapılmalı bence. Belki yapılan ülke vardır. Sevmediği bir işe sırf ailesini geçindirmek için katlanan insanların içinde yaşadığı cendere çok dramatik değil mi? Böyle durumdaki birinden ne kadar verim alınır ki?
Şimdilerde Youtube gibi mecralarda bol bol gezenlerin, şehirden kırsala göçenlerin hikayesinin çok izlenmesinin altında, onlar gibi olma isteği yatıyor, değil mi? Metropoldeki işini gücünü bırakıp, kırsalda bulduğu bir Ahlat Ağacı gölgesine baraka yapanların ya da konteynır ev kuranların öykülerini kimler izliyordur en çok?
Peki taşraya göçmek gerçekten de çare oluyor mu? Göçenler aradıklarını bulabiliyor mu? Bu bir anlam arayışı mı? Çocukluğuna dönme çabası mı?
Nuri Bilge Ceylan, Kuru Otlar Üstüne filmiyle ilgili bir söyleşide “Hayatımızdan memnun değilsek nerede olursak olalım, başka yerde mutlu olabileceğimiz avuntusu bize iyi gelir.” diyordu. İşte sanırım yaşadığımız bu huzursuz arayış, böyle bir avuntuyla besleniyor.
Öte yandan yine Nuri Bilge’nin 2018 çıkışlı Ahlat Ağacı filminde İdris öğretmenin dramı da beni epey etkiledi. İdris öğretmenin idealistliğinin yıllar içinde törpülenmesi hazin bir tablonun yansıması. En nihayetinde İdris öğretmen emekli olunca köye yerleşip koyun besliyor.

Yüksek enflasyon karşısında eriye eriye kuşa dönen bir maaş. Sürekli değişen eğitim sistemi, verimsiz müfredat, altyapısı yetersiz okullar, devam eden öğretmen açığı, eğitimcilerin ideallerini törpülemesin de ne yapsın. Sınav baskısı ve fırsat eşitsizliği altında ezilen öğrenciler için işe yarar bir şey yapamamak. Sadece öğretmenler değil, hayal kırıklığı yaşayanlar.
Emekliler de yıllarca çalışıp, doldurdukları prim gün sayısının çok bir şey ifade etmediğini gördüler. Eskiden emekli olunca hakkedilen kıdem tazminatıyla ev-bark alınırken şimdi imarsız 200 metrekare arsa alıp, başına bir konteynır koyabilirlerse ne ala.
Psikolog ve psikoterapist Carl Jung’a atfedilen “Hayat gerçekten 40 yaşında başlıyor. O zamana kadar sadece araştırma yapıyorsunuz.” sözü bizim insanımız için yol gösterici olabilir mi?
40 yaşına kadar fiziksel ve psikolojik olarak yıpranan bu toprakların insanları için hayatın bu yaştan sonra başlıyor olması, daha çok ezilmek anlamına gelir mi?
Hayatından memnun olmayan önemli bir kitle her gün büyükşehirlerin sokaklarını adımlıyor. Hayallerini İzmir, Manisa, Karabük, Giresun, Erzurum ya da herhangi başka şehrin kırsalında bir ahlat ağacı gölgesine kuracakları barakada keçi, tavuk beslemek süslüyor.























