(The Turkish Post) – TARIK GÜNDOĞAN
Donald Trump’ın Rusya-Ukrayna savaşına yaklaşımı, geleneksel Amerikan dış politikasından köklü bir kopuşu temsil ediyor ve sonuçları sadece ABD-Avrupa ilişkilerini değil, daha geniş uluslararası düzeni de şekillendirebilir.
2022’de çatışmanın başlamasından itibaren, hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi yönetimler Ukrayna’ya askeri yardım, diplomatik destek ve Rusya’ya karşı güçlü yaptırımlar konusunda birleşmişti. Bu zaman kadar ABD dış politika çevreleri —parti fark etmeksizin— Rusya’yı stratejik bir rakip olarak görmüş ve Avrupa güvenliğinin korunmasını Amerika’nın çıkarlarının bir parçası saymıştı.
Ancak Trump meselelere farklı bir pencereden bakıyor. Söylemlerine göre ABD’nin Ukrayna’ya desteği, Amerikalıların kaynaklarını boşa harcanması demek.
Avrupa’nın, Ukrayna’yı savunmanın yükünü üstlenmesi gerektiğini savunuyor ve Avrupalı ülkeleri ABD’nin askeri gücüne “bedavacılık” yapmakla suçluyor. Sık sık, “savaşı 24 saat içinde bitirebileceğini” iddia ediyor ki bu da muhtemelen Ukrayna’nın toprak tavizleri vermesini içeren bir müzakereyi işaret ediyor.
Elbette Kiev yönetimi buna kesinlikle karşı çıkıyor. Ve Beyaz Saray’da kameralar önünde yaşanan tartışmanın asıl derinlerinde de bu sebep yatıyor.
Peki Trump, neden bu kadar farklı?
Trump’ın dünya görüşü tamamen pragmatik ve işlemsel. Ona göre ittifaklar, ancak ABD’ye somut ve doğrudan fayda sağlıyorsa değer taşıyor.
Ukrayna’ya olan şüpheciliği de buradan kaynaklanıyor: Bu çatışmanın bir Avrupa sorunu olduğunu ve ABD’nin çıkarlarına hizmet etmediğini düşünüyor. Geleneksel Amerikan liderleri Ukrayna’ya desteği demokrasi değerlerini ve II. Dünya Savaşı sonrası düzeni savunmak olarak görürken, Trump bunu tamamen maliyet-fayda dengesi üzerinden değerlendiriyor.
Bu düşüncesi ve yaklaşımı, onu Rusya yanlısı yapar mı? Trump’ın ne kadar pragmatist olduğunu gözardı ederseniz, bu soruya evet cevabı verebilirsiniz.
Ancak Trump açıkça “Rusya yanlısı” değil, ancak Vladimir Putin’in güçlü lider tarzına ve reelpolitik yaklaşımına uzun süredir hayranlık duyuyor. Putin’i “zeki” ve “usta” bir lider olarak övüyor. NATO’ya olan eski şüpheciliği de biliniyor; Trump NATO’yu ABD’nin cömertliğinden faydalanan bir yük olarak görüyor. Dolayısıyla, Trump doğrudan Rusya’yı desteklemekten ziyade, Rusya ile uzlaşmayı ve çatışmadan kaçınmayı daha cazip buluyor.
Trump’ın Ukrayna konusundaki yaklaşımı, ABD’nin Avrupa’daki müttefikleriyle ilişkilerini şimdiden zedeliyor. Özellikle Fransa, Almanya ve Polonya gibi ülkeler, Ukrayna’ya desteği Avrupa’nın kendi güvenliğinin temel taşı olarak görüyor. ABD’nin desteğini çekmesi ya da azaltması, sadece Ukrayna’yı değil, tüm Doğu Avrupa’yı savunmasız bırakabilir. Bu yüzden birçok Avrupa ülkesi, ABD desteği olmadan kendi başına hareket edebilmek için hazırlık yapmaya başladı.
Eğer Trump’ın etkisiyle ABD desteği çekilirse, Avrupa’nın sorumluluk üstlenmesi kaçınılmaz olacak. Ancak Avrupa ülkeleri askeri, lojistik ve istihbarat açısından ABD’ye kıyasla çok daha zayıf durumda. Dolayısıyla, mevcut koşullarda hâlâ ABD’nin üstünlüğü sürüyor. Batı ittifakındaki bir bölünme ise, Rusya için büyük bir fırsat yaratabilir.
Evet, Trump’ın Ukrayna politikası NATO’yu doğrudan zayıflatıyor. NATO’nun temel ilkesi, bir üyeye yapılan saldırının tüm üyelere yapılmış sayılmasıdır. Trump’ın söylemleri, ABD’nin bu taahhüde bağlı kalmayabileceği algısını yaratıyor ve bu da NATO’nun caydırıcılık gücünü azaltıyor. Trump doğrudan NATO’dan çekilmekten söz etmese de, ittifak içindeki güveni ve dayanışmayı ciddi şekilde sarsıyor.
Ukrayna’daki savaşta önümüzdeki aylar belirleyici olacak.
Trump’ın siyasi gücü artarsa ve Çin ile Avrupa ülkeleri ile girdiği vergi savaşından zaferle ayrılırsa, ABD’nin Ukrayna’ya yardımı önemli ölçüde azalabilir. Bunun tersi de elbette mümkün, vergi savaşının kaybı, ABD’nin maddi destek sağladığı her başlık için ayrı bir sıkıntı getirecek.
Bu da Ukrayna’yı Avrupa’nın desteğine daha fazla bağımlı hale getirecek — ancak Avrupa’nın kapasitesi sınırlı. Bu durumda Ukrayna, müzakere masasına daha zayıf bir konumda oturmak zorunda kalabilir. Batı’nın bölünmesini fırsat bilen Rusya ise saldırılarını artırabilir.
Özetle, Trump’ın Ukrayna politikası, onlarca yıllık Amerikan dış politika geleneğine büyük bir meydan okuma anlamına geliyor. Bu yaklaşım, bir “düzeltme” olarak mı yoksa tehlikeli bir liderlik boşluğu olarak mı görülecek, bunu zaman gösterecek. Ancak etkileri hem Ukrayna hem de İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa edilen uluslararası düzen açısından derin olacak gibi görünüyor.






















