(The Turkish Post) – TARIK GÜNDOĞAN
Almanya’da siyasi manzara, Johann Wadephul’un yeni Dışişleri Bakanı olarak atanmasıyla bir kez daha değişti.
Disiplinli pragmatizmi ve uluslararası normlara olan güçlü bağlılığıyla tanınan Wadephul, dışişleri koltuğuna savunma, dış ilişkiler ve Avrupa politikası alanlarında yıllara dayanan tecrübesiyle oturuyor. Yeni dönemde, Almanya’nın dış politikasında bir yandan süreklilik, öte yandan da özellikle Türkiye ile karmaşık ilişkilerinde yeni bir dengeleme süreci öngörülüyor.
Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisinden deneyimli bir siyasetçi olan Wadephul, uluslararası ilişkiler alanındaki engin tecrübesi ve küresel meselelere karşı net tutumlarıyla tanınıyor. Özellikle Türkiye hakkındaki görüşleri, Berlin’in Ankara ile olan karmaşık ilişkisine dair yaklaşımında bir değişimi işaret ediyor.
Wadephul, uzun yıllar boyunca partinin dış ve güvenlik politikalarını şekillendiren kilit figürlerden biri oldu.
CDU/CSU meclis grubunun dış ilişkilerden, savunmadan ve transatlantik politikalardan sorumlu başkan yardımcısı olarak görev yaptı. Hukukçu kimliğinin yanı sıra, Bundeswehr’de (Almanya Silahlı Kuvvetleri) subaylık yapmış olan Wadephul, güvenlik odaklı ve yapılandırılmış bir dünya görüşüne sahip.
Wadephul’un siyasi duruşunu dikkat çekici kılan unsurlardan biri, Türkiye’nin son yıllardaki politikalarına karşı sürdürdüğü tutarlı ve eleştirel yaklaşımı.
2020 yılında Dağlık Karabağ’daki çatışmalar yeniden alevlendiğinde, Wadephul Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği desteği açıkça eleştirmiş, özellikle Suriye’den getirilen paralı savaşçıların bölgeye gönderildiğine dair güvenilir raporları gündeme taşımıştı. “Türkiye bilmeli ki sabrımız tükendi” diyerek Ankara’yı bölgedeki etkisini daha sorumlu şekilde kullanmaya çağırmıştı.
Bu tutum yalnızca dış politikaya değil, Türkiye’deki demokratik gerilemeye de dayanıyor.
2021 yılında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Osman Kavala’ya destek veren Batılı büyükelçileri sınır dışı etmekle tehdit etmesi üzerine çıkan diplomatik krizde, Wadephul dengeli ama ilkesel bir tepki verilmesini savundu. Türkiye’nin jeopolitik önemini ve NATO üyeliğini kabul etmekle birlikte, bu ortaklığın temel değerlere zarar vermemesi gerektiğini vurguladı. Erdoğan hükümetinin Avrupa ile sağlıklı ilişkilerin önünde engel oluşturduğunu ima ederek, farklı bir liderlikle ilişkilerin daha olumlu olabileceğini söyledi.
Ancak Wadephul dogmatik bir siyasetçi değil. Almanya’nın Türkiye ile olan ilişkilerindeki hassas dengeyi çok iyi kavrayan biri. Türkiye, aynı anda hem stratejik bir müttefik hem zorlu bir ortak, hem de Almanya’daki geniş Türk diasporası nedeniyle sosyal bir bağa sahip bir ülke. Bu bağlamda, 2022 yılında dönemin Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock’un Yunanistan ziyareti sırasında Türkiye’yi alenen eleştirmesini uygun bulmamış, bu tür meselelerin özel görüşmelerle çözülmesi gerektiğini savunmuştu. Wadephul, NATO’nun bütünlüğüne zarar verebilecek sert çıkışlardan kaçınılması gerektiğini ifade etmişti.
Wadephul’un Türkiye’ye yaklaşımı, yeni dış politika çizgisinin genel karakterini yansıtıyor: değer odaklı gerçekçilik.
Almanya, onun yönetiminde, insan hakları ve demokratik standartlar konularında daha kararlı bir tutum sergileyebilir; ancak bu tutum, diplomasiden ve pragmatizmden uzaklaşmayacak. Özellikle Rusya’dan gelen güvenlik tehditlerinin arttığı ve Orta Doğu’nun istikrarsızlaştığı bir dönemde bu ikili yaklaşım hayati öneme sahip.
Kısacası, Johann Wadephul’un dışişleri bakanlığı, Almanya’nın dış politikasında daha güvenlik temelli, tutarlı ve ilkesel bir dönemin işareti.
Türkiye’ye yönelik tutumu, hem artan bir rahatsızlığı hem de koşullu iş birliğine duyulan inancı yansıtıyor. Gösterişli diplomasi yerine, Almanya’nın çıkarlarına ve demokratik kimliğine dayanan bir çizgi izlemesi bekleniyor. Belirsizliklerle dolu bu dönemde, Berlin’in ve belki de Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu şey tam olarak bu olabilir.






















