(The Turkish Post) – TARIK GÜNDOĞAN
Avrupa’da aşırı sağ yükselirken, bu karanlık tablonun içinde umut veren hareketler de yok değil.
Yeşiller, sol koalisyonlar, feminist gruplar ve gençlik hareketleri, hem Avrupa’nın çokkültürlü yapısını hem de demokratik değerlerini savunmak için sokakta ve sandıkta mücadele ediyor.
Peki bu ilerici güçlerle Türkiye arasında gerçek bir dayanışma ilişkisi kurulabilir mi?
Fransa’da La France Insoumise (Boyun Eğmeyen Fransa), Almanya’da Die Linke ve Yeşiller Partisi, İspanya’da Sumar gibi partiler, sadece kendi ülkelerinde değil, Avrupa genelinde de adalet, çevre ve insan hakları mücadelesi yürütüyor. Bu hareketlerin ortak noktası ise “kale Avrupası” anlayışına, militarizme ve neoliberal kemer sıkma politikalarına karşı durmaları.
Bu siyasi odaklar geçmişte Türkiye’deki Gezi Olayları’na, HDP’nin kapatılmasına karşı verilen mücadeleye ve gazetecilerin özgürlüğü için yapılan kampanyalara destek verdiler. Ancak bu bağlar zamanla zayıfladı. Türkiye’deki otoriterleşme süreci, bu dayanışma zeminini bulanıklaştırdı.
Türkiye’de dış politika çoğunlukla liderler düzeyinde, kapalı kapılar ardında yürütülür. Ancak gerçek bir demokratik dış politika, sadece başkentler arası ilişkilerle sınırlı kalamaz. Sendikalar, belediyeler, sivil toplum örgütleri, kadın hareketleri ve çevre inisiyatifleri de uluslararası ilişkilerin öznesi olabilir.
Örneğin İtalya’da işçi sendikalarının, Türkiye’deki taşeron işçilerin hak mücadelesine verdiği destek; ya da Almanya’daki kadın gruplarının İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeye karşı yaptıkları protestolar, halklar arası diplomasinin örnekleri.
Türkiye’nin ilerici güçlerinin, Avrupa ile buluşması mümkün mü? Evet, bunun için birkaç somut adım mümkün:
Türkiye’deki muhalif belediyeler, Avrupa’daki şehirlerle daha sıkı işbirlikleri kurabilir. Kültürel projeler, çevre politikaları ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanlarında ortaklıklar oluşturulabilir.
Üniversiteler, meslek odaları ve bağımsız medya kuruluşları, Avrupa’daki benzer yapılarla dayanışma forumları düzenleyebilir.
Türkiye’deki sosyal hareketler, Avrupa’daki ilerici partilerle temasa geçerek, ortak basın açıklamaları ve kampanyalar yürütebilir.
Bu tür adımlar, sadece bir dış politika pratiği değil, aynı zamanda “halklar arası diplomasinin” birer aracıdır.
Avrupa sağa kayarken, ilerici güçlerin birbirine daha fazla ihtiyacı var. Türkiye’de demokrasi, eşitlik ve özgürlük mücadelesi verenler, yalnız değil. Aynı değerler uğruna Avrupa’da da mücadele eden milyonlar var. Önemli olan, bu sesleri birbirine duyurabilmek ve yeni bir uluslararası dayanışma dili kurabilmek.
Belki de bugünün en devrimci dış politikası, Saray’dan değil, sokaktan başlayacak.






















