(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Suudi Arabistan’ın büyük dönüşüm projesi “Vizyon 2030” tam 10 yıl önce büyük iddialarla duyurulduğunda dünya, çölde yeni bir ekonomik modelin doğuşunu izliyordu. Petrol sonrası döneme hazırlanan krallık dev mega şehirler, teknoloji merkezleri, turizm projeleri ve küresel yatırım hamleleriyle kendisini yeniden inşa etmeyi hedefliyordu.
Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın liderliğinde açıklanan program, yalnızca ekonomik bir reform paketi değil aynı zamanda Suudi Arabistan’ın toplumsal, siyasi ve küresel kimliğini yeniden şekillendirme girişimiydi. Ancak 2030’a yalnızca birkaç yıl kala bugün ortaya çıkan tablo, ilk yıllardaki sınırsız iyimserlikten daha farklı bir noktaya işaret ediyor. Çünkü Riyad artık yalnızca “geleceğin şehirlerini” değil, bu dönüşümün gerçek maliyetini ve sürdürülebilirliğini de hesaplamak zorunda.
PETROL DÜZENİNİN SINIRLARI
Vizyon 2030’un ortaya çıkışındaki temel sebep aslında uzun yıllardır bilinen bir kırılganlıktı. Suudi Arabistan ekonomisi büyük ölçüde petrol gelirlerine dayanıyordu. Devlet petrol gelirlerini topluyor, bunun karşılığında kamu istihdamı, sübvansiyonlar ve sosyal refah sağlıyordu. Bu model uzun süre yüksek petrol fiyatları sayesinde işledi. Ancak 2014 sonrası yaşanan petrol fiyat çöküşü sistemin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koydu. ABD’de kaya petrolü üretiminin yükselmesi, küresel talebin zayıflaması ve enerji piyasasındaki değişim Riyad’ın gelirlerini ciddi biçimde sarstı.
Daha da önemlisi, Suudi Arabistan’ın genç nüfusu hızla büyüyordu. Her yıl yüz binlerce genç iş gücü piyasasına giriyor ancak devlet artık herkese kamu işi sağlayamıyordu. Özel sektör ise hâlâ büyük ölçüde devlet harcamalarına bağımlıydı. İşte Vizyon 2030 bu ekonomik baskının ortasında doğdu. Riyad’ın temel hedefi petrol gelirlerine bağımlı refah modelini terk edip üretken, çeşitlenmiş ve küresel sermayeyi çeken yeni bir ekonomi kurmaktı.
İLK YILLARDA HIZLI DÖNÜŞÜM YAŞANDI
Bugün geriye dönüp bakıldığında Vizyon 2030’un tamamen başarısız olduğunu söylemek mümkün değil. Çünkü Suudi Arabistan gerçekten değişti. Kadınların araç kullanması serbest bırakıldı. Kadın istihdamı ciddi şekilde arttı. Eğlence sektörü büyüdü. Sinemalar, konserler, spor etkinlikleri ve uluslararası organizasyonlar artık ülkenin gündelik hayatının parçası haline geldi. Bir dönem Suudi toplumunun en sert denetim mekanizmalarından biri olan dini polisin etkisi büyük ölçüde geriledi. Riyad yönetimi aynı zamanda turizm ve küresel marka yatırımlarıyla ülkenin uluslararası imajını dönüştürmeye çalıştı. Bu değişim yalnızca ekonomik değil aynı zamanda siyasi bir dönüşüm anlamına da geliyordu. Çünkü Muhammed bin Selman eski muhafazakâr düzenin sınırlarını kısmen gevşeterek yeni bir toplumsal denge kurmaya çalıştı.
MEGA PROJELERDE YAVAŞLAMA BAŞLADI
Ancak Vizyon 2030’un en dikkat çekici tarafı olan mega projeler bugün ciddi bir gerçeklik testiyle karşı karşıya. Bunun en çarpıcı örneği NEOM projesi. Başlangıçta 500 milyar dolarlık dev bir gelecek şehri olarak duyurulan proje, çölde yüksek teknolojiye dayalı yeni bir yaşam modeli vaat ediyordu. Projenin sembolü haline gelen “The Line” adlı şehir ise 170 kilometrelik aynalı bir yapı olarak tanıtılmıştı. Otomobilsiz, sıfır karbon salımlı ve tamamen yapay zekâ destekli bir şehir hedefleniyordu. Fakat bugün Riyad yönetimi artık bu projeyi ilk duyurulduğu hız ve ölçekte ilerletmiyor. Projenin önemli bölümleri erteleniyor, küçültülüyor veya yeniden değerlendiriliyor. Aslında bu durum yalnızca teknik bir gecikme değil; Vizyon 2030’un en büyük sorununu ortaya koyuyor: finansman ve sürdürülebilirlik. Çünkü Suudi Arabistan petrol dışı gelirlerini artırmış olsa da hâlâ büyük ölçüde enerji gelirlerine bağımlı durumda. Petrol fiyatları düştüğünde devletin harcama kapasitesi yeniden baskı altına giriyor. Bu da yüz milyarlarca dolarlık projelerin sürdürülebilirliğini zorlaştırıyor.
RİYAD ARTIK DAHA SEÇİCİ DAVRANIYOR
İlk yıllarda Riyad’ın yaklaşımı daha çok “aynı anda her şeyi yapmak” şeklindeydi. Bugün ise öncelikler değişiyor. Suudi yönetimi artık hangi projelerin gerçekten ekonomik değer üreteceğini daha sert biçimde sorguluyor. Bu nedenle yapay zekâ, veri merkezleri, lojistik, madencilik ve enerji yatırımları daha fazla ön plana çıkmaya başladı. Çünkü bu alanlar, dev prestij projelerine kıyasla daha hızlı ekonomik geri dönüş sağlayabiliyor. Aynı şekilde spor yatırımlarında da daha dikkatli bir döneme girildiği görülüyor. LIV Golf gibi yüksek maliyetli projelerde finansman tartışmaları yaşanması, Kamu Yatırım Fonu’nun artık sınırsız kaynak görüntüsü vermekten uzaklaştığını gösteriyor.
İRAN GERİLİMİ DÖNÜŞÜMÜ ZORLAŞTIRIYOR
Son dönemde bölgesel gerilimler de Vizyon 2030 üzerindeki baskıyı artırıyor. Özellikle İran’la yaşanan gerilim, Suudi Arabistan’ın ihtiyaç duyduğu güvenli yatırım ortamını kırılgan hale getiriyor. İlk bakışta yükselen petrol fiyatları Riyad için avantaj gibi görünse de savaş riski; sigorta maliyetlerini, savunma harcamalarını ve yatırımcı kaygılarını artırıyor. Oysa Vizyon 2030’un başarısı büyük ölçüde yabancı yatırımcı güvenine bağlı. Turizm, teknoloji yatırımları, lüks projeler ve küresel organizasyonlar sürekli kriz tehdidi altında büyümekte zorlanıyor. Bu nedenle Riyad son yıllarda İran’la doğrudan çatışmadan kaçınan daha temkinli bir politika izlemeye çalışıyor. Çünkü bölgesel istikrarsızlık, Vizyon 2030’un ekonomik mantığını doğrudan zedeliyor.
ASIL SINAV ŞİMDİ BAŞLIYOR
Vizyon 2030’un ilk aşaması görece daha kolaydı. Toplumsal reformlar yapılabilir, eğlence sektörü büyütülebilir ve küresel vitrine yönelik büyük projeler açıklanabilirdi. Ancak bundan sonrası çok daha zor bir dönemi ifade ediyor. Çünkü artık Suudi Arabistan’ın gerçek anlamda üretken bir özel sektör oluşturması, petrol dışı kalıcı gelir üretmesi ve genç nüfusa sürdürülebilir istihdam sağlaması gerekiyor.
Bugün Vizyon 2030’un geleceğini belirleyecek temel soru Suudi Arabistan gerçekten petrol sonrası bir ekonomi kurabilecek mi, yoksa mega projeler petrol gelirleriyle finanse edilen dev vitrin yatırımları olarak mı kalacak?
Riyad dönüşümden vazgeçmiş değil. Ancak artık öncelik, daha fazla proje açıklamak değil hangi projelerin gerçekten tamamlanabileceğini ve ekonomik karşılık üretebileceğini belirlemek. Bu nedenle Vizyon 2030 artık tek bir tarihe yetişecek dev bir kalkınma hamlesinden çok, uzun yıllara yayılacak zorlu bir ekonomik yeniden yapılanma süreci olarak görülüyor.























