(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Ukrayna savaşı artık yalnızca Rusya ile Ukrayna arasındaki bir çatışma olmaktan çıktı. Moskova ile Batı arasındaki askeri rekabet Avrupa’nın sınırlarını aşarken, Rusya’nın drone kapasitesini büyütmesi, Kuzey Kore ile askeri iş birliğini derinleştirmesi ve Çin ile stratejik ortaklığını sürdürmesi, savaşın küresel güvenlik dengeleri üzerindeki etkisini artırıyor.
Son dönemde ortaya çıkan gelişmelerin ortak noktası, büyük güçler arasındaki rekabetin birden fazla cephede yoğunlaşması. Bu nedenle asıl risk Rusya’nın yarın NATO’ya savaş ilan etmesinden çok, Ukrayna’da başlayan çatışmanın başka bölgelerdeki krizlerle birleşmesi ve zincirleme bir güvenlik krizine dönüşmesi.
İngiliz basınında yayımlanan bir araştırmaya göre Rusya, Ukrayna ve Belarus sınırlarına yakın bölgelerde yeni drone üsleri oluşturuyor. Uydu görüntülerine dayandırılan çalışmada en az 10 yeni veya dönüştürülmüş tesis ve toplam 59 fırlatma rampası tespit edildiği öne sürüldü. Bazı üslerin daha uzun menzilli ve hızlı saldırı dronlarının kullanımına uygun biçimde genişletildiği belirtildi.
Bu gelişme tek başına Moskova’nın NATO’ya saldırı kararı aldığı anlamına gelmiyor. Ancak Rusya’nın Ukrayna savaşının uzun süreceğini varsayarak saldırı kapasitesini genişlettiğini gösteriyor. Üslerin Ukrayna ve Belarus sınırlarına yakın konumlandırılması da dikkat çekiyor. Böylece Rusya hem Ukrayna’ya yönelik saldırılarını sürdürebilecek hem de NATO’nun doğu kanadına yönelik potansiyel baskı kapasitesini artırabilecek bir altyapı oluşturuyor.
Drone teknolojisi burada özellikle önemli. Ukrayna savaşı, düşük maliyetli insansız araçların büyük ölçekli savaşlarda ne kadar etkili olabileceğini gösterdi. Rusya ve Ukrayna binlerce drone kullanırken, hava savunma sistemlerinin her saldırıya karşı aynı maliyet etkinliğiyle cevap vermesi mümkün değil. Rusya’nın uzun menzilli Geran tipi saldırı dronlarını geliştirmesi, bu kapasitenin daha geniş bir coğrafyada kullanılabileceği endişesini artırıyor. Bu nedenle Rusya’nın drone üslerini yalnızca Ukrayna savaşının bir parçası olarak görmek eksik kalabilir. Moskova, aynı zamanda gelecekteki çatışmalar için daha geniş bir saldırı ağı oluşturuyor olabilir. Özellikle Polonya ve Baltık ülkeleri gibi NATO’nun doğu kanadındaki ülkeler açısından bu gelişmelerin yakından izlenmesinin nedeni de bu.
Fakat burada önemli bir ayrım bulunuyor. Askeri altyapının genişletilmesi doğrudan saldırı kararının alındığını kanıtlamıyor. Rusya’nın amacı Ukrayna’daki savaşta kapasitesini artırmak, Batı’nın hava savunmasını zorlamak veya NATO’ya karşı caydırıcılığını güçlendirmek de olabilir. Dolayısıyla ortaya çıkan tabloyu doğrudan bir NATO-Rusya savaşı hazırlığı olarak tanımlamak yerine, Moskova’nın gelecekteki seçeneklerini genişletmesi olarak okumak daha sağlıklı.
Rusya’nın kapasite arayışında yalnız olmadığı da görülüyor. Kuzey Kore’nin Moskova’ya yönelik askeri desteğinin artırılabileceğine ilişkin iddialar son dönemde yeniden gündeme geldi. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Rusya’ya on binlerce Kuzey Kore askerinin gönderilebileceğini öne sürdü. 50 bin asker rakamı bağımsız olarak doğrulanmış değil. Ancak Kuzey Kore’nin daha önce Rusya’ya asker ve mühimmat desteği verdiği biliniyor.
Kuzey Kore askerlerinin Rusya’nın sınır bölgelerinde görevlendirilmesi halinde bunun Moskova açısından önemli bir sonucu olabilir. Bu birlikler doğrudan Ukrayna cephesinde savaşmasa bile Rus askerlerinin bir bölümünün cepheye kaydırılmasını sağlayabilir. Böylece Pyongyang’ın savaşa katkısı yalnızca doğrudan çatışmaya giren askerlerle ölçülmez. Bu iş birliğinin bir başka sonucu da Asya-Pasifik’te ortaya çıkıyor. Rusya ile Kuzey Kore arasındaki askeri yakınlaşma Güney Kore ve Japonya’nın güvenlik kaygılarını artırıyor. Kuzey Kore’nin Rusya’dan askeri teknoloji ve savaş deneyimi elde etme ihtimali de bölgedeki güç dengesini etkileyebilir.
Tam bu sırada ABD’nin Güney Kore ile ortak askeri tatbikatlarını azaltma kararı ayrı bir tartışma yarattı. Donald Trump, tatbikatların maliyetine ve Kuzey Kore ile ilişkilerin yeniden geliştirilmesi ihtiyacına dikkat çekti. Washington açısından bu karar diplomatik bir açılımın parçası olabilir. Ancak Güney Kore açısından bakıldığında, Kuzey Kore-Rusya askeri iş birliği güçlenirken ABD’nin askeri varlığını ve tatbikatlarını azaltması farklı bir güvenlik algısı yaratabilir. Bu gelişmeler, Ukrayna savaşının neden küresel bir meseleye dönüştüğünü de gösteriyor. Avrupa’daki Rusya-NATO gerilimi ile Asya-Pasifik’teki ABD-Çin rekabeti artık tamamen ayrı başlıklar değil. Rusya’nın Kuzey Kore ile ilişkileri, Çin’in Moskova ile stratejik ortaklığı ve ABD’nin aynı anda Avrupa, Orta Doğu ve Asya’daki güvenlik yükümlülükleri, birbirini etkileyen bir sistem oluşturuyor.
Batılı güvenlik çevrelerinin en fazla üzerinde durduğu senaryolardan biri de Rusya ile Çin’in aynı dönemde farklı cephelerde baskı oluşturması. Rusya’nın Avrupa’da, Çin’in ise Tayvan çevresinde askeri gerilimi artırması halinde ABD’nin kaynaklarını iki ana bölge arasında bölmek zorunda kalacağı düşünülüyor.
Buna İran ve Orta Doğu’daki gerilimler de eklendiğinde Washington’ın karşı karşıya kalacağı tablo daha karmaşık hale geliyor. Ancak bu senaryonun gerçekleşeceğine ilişkin doğrulanmış bir Rusya-Çin savaş planı bulunmuyor. Moskova ile Pekin arasındaki stratejik ortaklık güçlü olsa da iki ülkenin çıkarları her konuda aynı değil. Özellikle Çin açısından Tayvan konusunda askeri bir kararın yaratacağı ekonomik ve siyasi maliyet son derece yüksek olabilir.
Dolayısıyla bugün “Rusya Avrupa’ya saldıracak, Çin Tayvan’a girecek” demek için yeterli veri bulunmuyor. Fakat NATO’nun dikkate almak zorunda olduğu en kötü senaryolardan birinin bu olduğu açık. Çünkü Ukrayna savaşı, Batı’nın mühimmat ve hava savunma kapasitesini zaten zorluyor. Aynı anda Avrupa’da ve Asya-Pasifik’te büyük bir kriz yaşanması, ABD’nin askeri kaynaklarının bölünmesine yol açabilir.
Bu noktada küresel güvenlik açısından en büyük tehlike savaş kararından çok yanlış hesaplama olabilir. Rusya’nın bir drone saldırısı, Karadeniz’de yaşanabilecek bir askeri kaza, Baltık Denizi’ndeki bir çatışma veya Tayvan çevresinde meydana gelecek bir kriz, tarafların birbirlerinin niyetlerini yanlış değerlendirmesine neden olabilir.
Ukrayna savaşının bugün ulaştığı aşama tam da bu nedenle önemli. Savaşın kendisi henüz Rusya ile NATO arasında doğrudan bir çatışmaya dönüşmüş değil. Ancak savaşın etrafında oluşan askeri ittifaklar, silahlanma programları ve yeni cephe ihtimalleri, küresel sistemin daha kırılgan hale geldiğini gösteriyor.
Önümüzdeki dönemin kritik sorusu artık yalnızca Ukrayna’da hangi tarafın üstün geleceği olmayacak. Asıl soru, Ukrayna’daki savaşın Avrupa’daki güvenlik dengelerini ne kadar bozacağı ve bunun Asya-Pasifik ile Orta Doğu’daki krizlerle birleşip birleşmeyeceği.
Çünkü dünyayı tehlikeli bir noktaya taşıyabilecek olan tek bir savaş değil. Birbirinden uzak üç farklı bölgede başlayan krizlerin aynı anda büyük güçleri karşı karşıya getirmesi. Rusya’nın Avrupa’daki askeri kapasitesini artırması, Kuzey Kore’nin savaşa daha fazla dahil olması, Çin’in Tayvan üzerindeki baskısını sürdürmesi ve ABD’nin birden fazla bölgede kaynaklarını kullanmak zorunda kalması, böyle bir ihtimalin neden ciddiye alındığını gösteriyor.
Ukrayna savaşı bu nedenle artık yalnızca Ukrayna’nın geleceğini belirleyen bir çatışma değil. Avrupa’nın yeniden silahlanmasını, Rusya’nın Batı ile ilişkilerini, Kuzey Kore’nin askeri kapasitesini, Çin’in stratejik hesaplarını ve ABD’nin küresel askeri önceliklerini aynı anda etkileyen daha büyük bir güç mücadelesine dönüşmüş durumda.




