(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Ortadoğu, 2023’ün son çeyreğinde ciddi bir jeopolitik sarsıntı yaşadı. Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği saldırının ardından başlayan gerginlik, adeta bir domino etkisi yaratarak, sadece bölgeyi değil, uluslararası dengeleri de derinden etkiledi.
İsrail’in Gazze’yi yerle bir eden operasyonlarıyla başlayan süreç, Hizbullah’ın bitirilmesi ve İran’ın hedef alınmasıyla devam etti.
Ancak asıl mesele, bu olayların Türkiye’ye kadar uzanan etkileri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın izlediği siyasi stratejide yatıyor.
İRANSIZ ORTADOĞU’YA YÖN VEREN ANLAŞMA
ABD’deki yönetim değişikliği, bölge siyasetini çok daha kritik bir noktaya getiriyor. Donald Trump’ın yeniden yönetimi devralması, Ortadoğu’da yeni bir mimari oluşturma girişimini tetikledi. Washington ve Tel Aviv’in, İran’ın etkisini sıfıra indirmeyi hedeflediği bu projede, Türkiye de kilit oyunculardan biri haline geldi. Bunun karşılığında ise Erdoğan’ın yönetimi, ulusal iç politika açısından daha fazla manevra alanı buldu. Bu, aynı zamanda Türkiye’nin Ortadoğu’daki etkisini artırırken, iç politikada da otoriterleşme sürecini hızlandırmasına yol açtı.
YARGI DARBESİ VE KONTROLLÜ MUHALEFET PROJESİ
Son dönemde Türkiye’de yaşanan gelişmeler, siyasi arenada gerilimi tırmandırdı. 19 Mart’ta yaşanan ve “yargı darbesi” olarak nitelenen süreç, sadece Ekrem İmamoğlu’nu değil, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) geleceğini de hedef alıyor.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na siyasi yasak getirilme ihtimali, Türkiye’nin otoriterleşme yolunda geri dönülmez bir noktaya doğru ilerlediğini gösteriyor. CHP içinde “kontrollü muhalefet” anlayışını benimseyen bir grubun inşa edilmek istendiği açık bir gerçek.
MUHALEFETİN GELECEĞİ
Muhalefet cephesinde ise belirsizlik hakim. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, İmamoğlu’nun diploması iptal edildiğinde “Bu iş yargıdan döner” açıklaması yapması, muhalefetin hala hukuk sistemine naif bir güven duyduğunu gösteriyor. Oysa mevcut yargı yapısında hukuk devleti prensiplerinin korunmadığı defalarca görülmüş durumda.
Erken seçim talepleri dahi anlamsız hale geliyor, çünkü mevcut yargı sistemi değişmeden yeni bir seçim, sadece mevcut iktidarın yeniden kazanacağı bir sürece hizmet edecek. Muhalefetin temel gündeminin erken seçim yerine gerçek bir yargı reformu olması gerekiyor.
TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ NE OLACAK?
Türkiye, tıpkı Orta Asya rejimlerine benzer bir yola girmiş durumda. Seçimlerin bir demokrasi illüzyonuna dönüştüğü, yargının bir iktidar aracı haline geldiği bir sistem inşa ediliyor. Şu anki gidişata bakıldığında, Türkiye’nin otoriter bir rejime doğru ilerlediği gözler önüne seriliyor.
Böylesine kritik bir dönemde muhalefetin cesur hamleler yapması şart. Aksi halde, bu otoriter sistemin kalıcı hale gelmesi için her şey hazırlanmış durumda.























