(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Türkiye ile Suudi Arabistan arasında diplomatik ve hususi pasaport sahiplerine yönelik vize muafiyeti anlaşmasının imzalanması, iki ülke ilişkilerinde yeni bir dönemin kapısını araladı. Ankara’da gerçekleştirilen Türk-Suudi Koordinasyon Konseyi Üçüncü Toplantısı sonrasında atılan imzalar, yalnızca teknik bir düzenleme değil, aynı zamanda son yıllarda hız kazanan normalleşme sürecinin somut bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
NORMALLEŞMEDEN STRATEJİK ORTAKLIĞA
2018’de Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’da öldürülmesi sonrası iki ülke ilişkileri ciddi bir kriz yaşamış, diplomatik temaslar büyük ölçüde askıya alınmıştı. Ancak 2021 sonrasında başlayan normalleşme süreci, karşılıklı ziyaretler ve ekonomik anlaşmalarla giderek derinleşti.
İmzalanan vize muafiyeti anlaşması, bu sürecin geldiği noktayı göstermesi açısından kritik bir eşik niteliği taşıyor. Artık ilişkiler sadece kriz yönetimi düzeyinden çıkıp, kurumsallaşmış bir işbirliği modeline evriliyor.
VİZE MUAFİYETİ KİMLERİ KAPSIYOR?
Anlaşma, şu aşamada yalnızca diplomatik ve hususi (yeşil) pasaport sahiplerini kapsıyor. Buna göre, iki ülke vatandaşları bu pasaportlarla karşılıklı olarak vize almadan seyahat edebilecek. Bu kapsamın sınırlı olması, tarafların henüz tam serbest dolaşıma geçmeden önce kontrollü bir geçiş modeli tercih ettiğini gösteriyor. Ancak diplomatik kaynaklara yansıyan bilgiler, ilerleyen dönemde kapsamın genişletilebileceğine işaret ediyor.
EKONOMİK HEDEFLER BELİRLEYİCİ
Vize muafiyeti kararının arkasında en güçlü motivasyonlardan biri ekonomik ilişkilerdeki hızlı büyüme. Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ticaret hacmi son yıllarda ciddi artış gösterirken, taraflar bu rakamı daha da yukarı taşımayı hedefliyor. Suudi Arabistan’ın “Vizyon 2030” programı kapsamında yürüttüğü büyük ölçekli projelerde Türk şirketlerinin daha aktif rol alması bekleniyor. Bu noktada, iş insanları ve kamu görevlilerinin hareketliliğini kolaylaştıracak adımlar kritik önem taşıyor.
BÖLGESEL JEOPOLİTİK DENKLEM
Anlaşma aynı zamanda Ortadoğu’daki jeopolitik gelişmelerle de doğrudan bağlantılı. İran-ABD gerilimi, Hürmüz Boğazı’ndaki riskler ve bölgesel güvenlik arayışları, Türkiye ile Suudi Arabistan’ı daha yakın bir koordinasyona itiyor. Ankara’nın son dönemde vurguladığı “bölgesel sahiplenme” yaklaşımı da bu çerçevede öne çıkıyor. İki ülke, sadece ikili ilişkilerde değil, çok taraflı platformlarda da birlikte hareket etme eğilimi gösteriyor.
KÖRFEZ’E YAYILIR MI?
Bu adımın bölge genelinde domino etkisi yaratıp yaratmayacağı ise merak konusu. Körfez ülkelerinde genel eğilim, tam vize muafiyetinden ziyade kontrollü kolaylaştırma yönünde. Bu nedenle kısa vadede tüm Körfez ülkelerinden benzer adımlar beklenmese de e-vize süreçlerinin kolaylaştırılması ve uzun süreli vizelerin yaygınlaşması gibi gelişmelerin hız kazanması olası görünüyor.
SEMBOLİK DEĞİL, YAPISAL BİR ADIM
Türkiye ile Suudi Arabistan arasında imzalanan bu anlaşma, yüzeyde sınırlı bir kesimi kapsasa da aslında çok daha geniş bir stratejik dönüşümün parçası. Diplomatik hareketliliği artıran bu tür düzenlemeler, çoğu zaman daha büyük ekonomik ve siyasi entegrasyonların önünü açıyor. Bu açıdan bakıldığında, vize muafiyeti anlaşması iki ülke ilişkilerinde “yeni normalin” başlangıcı olarak okunabilir.
























