(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Ortadoğu’da krizlerin ve savaşların sayısı artarken, barış görüşmelerinin adresi çoğu zaman aynı ülke oluyor: Umman. ABD-İran temaslarından Yemen krizine, rehine takaslarından dolaylı müzakerelere kadar birçok kritik başlık Maskat’ta ele alınıyor. Peki Umman’ı bu kadar “güvenli” ve tercih edilir kılan ne? Bu sorunun yanıtı, Umman’ın onlarca yıla yayılan istisnai dış politika çizgisinde saklı.
TARAFSIZLIK STRATEJİSİ VE BÖLGESEL GÜVEN
Umman, Körfez ülkeleri arasında en az ideolojik ve en az blokçu dış politikaya sahip aktörlerden biri. Ne Suudi Arabistan-BAE eksenine tam olarak eklemlendi ne de İran karşıtı sert cephelerin parçası oldu. Aynı anda Washington’la stratejik ilişki yürütürken, Tahran’la diplomatik kanalları açık tutabilen nadir ülkelerden biri.
Bu denge siyaseti, Umman için geçici bir taktik değil; Sultan Kabus döneminde kurumsallaşan ve mevcut Sultan Heysem bin Tarık döneminde sürdürülen bir devlet refleksi. Umman, bölgesel krizlerde taraf olmayı değil, tarafları aynı masaya oturtmayı tercih ediyor. Bu da ülkeyi doğal bir arabulucuya dönüştürüyor.
COĞRAFYA KADAR PSİKOLOJİ DE BELİRLEYİCİ
Maskat’ın tercih edilmesinde yalnızca siyasi tarafsızlık değil, psikolojik faktörler de etkili. Umman, bölgedeki diğer başkentler gibi güç gösterisi yapan, sert mesajlar veren ya da medyatik çıkışlarla öne çıkan bir profil çizmiyor. Diplomasi sessiz, kapalı kapılar ardında ve düşük tonla yürütülüyor.
Bu yaklaşım, özellikle doğrudan konuşamayan ya da kamuoyu baskısından kaçınmak isteyen aktörler için elverişli bir zemin yaratıyor. Umman, görüşmelerin “görünür olmasını” değil, “sonuç üretmesini” önceleyen bir ev sahibi profili sunuyor.
EKONOMİK GÜÇ DEĞİL, SİYASAL İSTİKRAR
Umman’ı Körfez’in diğer ülkelerinden ayıran bir başka unsur da ekonomik ölçeği. Suudi Arabistan veya Katar kadar büyük mali güce sahip değil. Petrol ve doğalgaz gelirlerine dayalı bir ekonomi var, ancak bu kaynaklar sınırsız değil. Bu durum Umman’ı daha temkinli, daha öngörülebilir ve maceracı olmayan bir çizgiye itiyor.
Büyük güç olma iddiası taşımayan bir ülkenin, büyük krizlerde arabulucu rolü üstlenmesi taraflar açısından daha kabul edilebilir görülüyor. Umman’ın masaya “gizli ajandalarla” oturmadığı algısı, diplomatik güvenin temelini oluşturuyor.
SERT İDEOLOJİLERDEN UZAK BİR ZEMİN
Umman toplumu da bu dış politika çizgisiyle uyumlu bir yapıya sahip. Ülkede hâkim olan İbadi İslam yorumu, Sünni-Şii geriliminin keskinleştiği Ortadoğu denkleminde daha uzlaştırıcı bir dini arka plan sunuyor. Bu durum, toplumsal düzeyde de çatışmacı değil, uzlaşmacı bir kültürün yerleşmesini sağlıyor.
Devletin ideolojik mobilizasyon yerine istikrar ve düzen vurgusu yapması, ülkeyi iç krizlerden büyük ölçüde uzak tutmuş durumda.
“ORTADOĞU’NUN İSVİÇRESİ” BENZETMESİ NE KADAR DOĞRU?
Umman için zaman zaman “Ortadoğu’nun İsviçresi” benzetmesi yapılıyor. Bu tanım, askeri ve ekonomik açıdan birebir örtüşmese de diplomatik rol bakımından belirli bir karşılık buluyor. Umman da tıpkı İsviçre gibi çatışmaların değil, temasların mekânı olmayı tercih ediyor.
Ancak önemli bir fark var: Umman bu rolü küresel bir marka stratejisi olarak değil, hayatta kalma ve denge siyaseti olarak benimsiyor. Yani tarafsızlık, Umman için lüks değil, zorunluluk.
SAVAŞSIZ BİR TARİH TESADÜF DEĞİL
Umman’ın yakın tarihinde büyük ölçekli dış savaşlar ya da işgaller yok. 20. yüzyılda yaşanan bazı iç isyanlar dışında ülke, bölgesel fırtınaların dışında kalmayı başardı. Bu da bugünkü diplomatik kredinin arkasındaki en önemli faktörlerden biri. Sürekli kriz üreten bir coğrafyada, krizden uzak durabilmiş olmak başlı başına bir güç unsuru.
KÜÇÜK AMA VAZGEÇİLMEZ
Umman ne askeri bir süper güç ne de ekonomik bir dev. Ancak tam da bu yüzden, Ortadoğu’da giderek azalan güven ortamında vazgeçilmez bir diplomatik alan sunuyor. Tarafsızlık, sessizlik ve süreklilik üzerine kurulu bu model, Umman’ı barış görüşmelerinin “olağan adresi” haline getiriyor. Bugün Maskat’ta kurulan her masa, Umman’ın değil; bölgenin ne kadar güvenli limanlara ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.























