(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Rusya-Ukrayna savaşı üçüncü yılını geride bırakırken çatışmanın coğrafi sınırları giderek genişliyor. Son günlerde Karadeniz’de yaşanan gelişmeler, savaşın yalnızca Ukrayna topraklarıyla sınırlı kalmadığını, bölgedeki ticaret yollarını, enerji taşımacılığını ve NATO ülkelerinin güvenliğini de doğrudan etkileyen yeni bir aşamaya geçtiğini gösteriyor.
Rus petrol tankerlerine yönelik saldırılar, Türk sahipli bir yük gemisinin vurulması ve Romanya topraklarına düştüğü belirtilen Rus dronu, Karadeniz’deki gerilimin son halkaları olarak dikkat çekiyor. Yaşananlar, savaşın deniz boyutunun giderek daha kritik hale geldiğine işaret ederken, Türkiye ve NATO açısından da yeni risk senaryolarını gündeme taşıyor.
ENERJİ SAVAŞI KARADENİZ’E TAŞINDI
Son aylarda Ukrayna’nın askeri stratejisinde dikkat çeken değişimlerden biri, Rusya’nın enerji altyapısına ve petrol ticaretine yönelik saldırıların artması oldu. Rus ekonomisinin temel gelir kaynaklarından biri olan petrol ve doğalgaz ihracatı, Kiev yönetimi tarafından savaşın finansmanını hedef alan operasyonların merkezine yerleştiriliyor.
Karadeniz’de Rus petrolü taşıdığı belirtilen tankerlerin hedef alınması da bu stratejinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Ukrayna açısından amaç, cephede doğrudan askeri kazanım elde etmekten ziyade Moskova’nın ekonomik kapasitesini aşındırmak ve savaş maliyetini yükseltmek. Ancak bu saldırılar yalnızca Rusya’yı etkilemiyor. Karadeniz’deki ticaret güzergâhları üzerinden faaliyet gösteren üçüncü ülkelere ait gemiler de giderek daha büyük risklerle karşı karşıya kalıyor.
TÜRK GEMİSİNİN VURULMASI NE ANLAMA GELİYOR?
Gerilimin en dikkat çekici boyutlarından biri, Ukrayna’nın Odessa Limanı’ndan ayrılan Türk sahipli bir yük gemisinin Rus saldırısına uğraması oldu. Olayda iki Türk vatandaşının yaralanması, savaşın Türkiye’yi doğrudan etkileyen sonuçlar üretmeye başladığını ortaya koydu. Ankara’nın olay sonrasında kullandığı diplomatik dil dikkat çekiciydi. Türkiye, saldırıyı kınarken doğrudan Rusya’yı hedef alan sert bir söylem benimsemekten kaçındı. Bunun temel nedeni, Ankara’nın savaş boyunca sürdürdüğü denge politikası olarak görülüyor.
Türkiye bir yandan Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü desteklerken, diğer yandan Rusya ile enerji, turizm, ticaret ve bölgesel güvenlik alanlarında yoğun ilişkilerini korumaya çalışıyor. Bu nedenle Türk gemisinin vurulması ciddi bir olay olsa da Ankara’nın Moskova ile açık bir kriz istemediği görülüyor. Bununla birlikte olay, savaş uzadıkça Türkiye-Rusya ilişkilerinin daha kırılgan hale gelebileceğini de gösteriyor.
NATO’NUN KIRMIZI ÇİZGİSİ NEREDE BAŞLIYOR?
Karadeniz’deki gerilimin ikinci boyutu ise Romanya’da yaşanan drone olayı oldu. Bir NATO üyesinin topraklarına düşen insansız hava aracı, ittifakın en hassas güvenlik tartışmalarından birini yeniden gündeme taşıdı. NATO ve Batılı liderlerin açıklamalarında dikkat çeken unsur, olayın “Rusya’nın Romanya’ya saldırısı” olarak tanımlanmaması oldu. Bunun yerine daha dikkatli ve kontrollü ifadeler tercih edildi.
Bu yaklaşımın nedeni açık. Eğer olay doğrudan bir NATO ülkesine yönelik saldırı olarak kabul edilirse, NATO Antlaşması’nın kolektif savunmayı öngören 5. maddesi teorik olarak tartışmaya açılabilir. Bu ise Rusya ile NATO arasında doğrudan çatışma riskini beraberinde getirir. Bu nedenle Batılı başkentler hem Moskova’ya mesaj vermeye hem de krizin kontrolden çıkmasını önlemeye çalışıyor.
KÖSTENCE VE KARADENİZ’İN YENİ STRATEJİK HARİTASI
Romanya’nın Karadeniz kıyısındaki Köstence Limanı son yıllarda Ukrayna’nın dış dünyaya açılan en önemli lojistik merkezlerinden biri haline geldi. Tahıl ihracatı, askeri sevkiyatlar ve NATO faaliyetleri açısından kritik öneme sahip olan liman, aynı zamanda Karadeniz’deki Batı varlığının da sembollerinden biri olarak görülüyor.
Bu nedenle Rusya ile NATO arasındaki olası bir gerilimde Köstence’nin stratejik önemi daha da artıyor. Moskova açısından liman, Ukrayna’ya yönelik Batı desteğinin önemli bir geçiş noktası olarak değerlendirilirken, NATO açısından ise Karadeniz’deki savunma mimarisinin temel unsurlarından biri konumunda.
PUTİN’İN STRATEJİSİ TIRMANDIRARAK CAYDIRMAK
Rusya’nın son dönemde izlediği stratejiye bakıldığında, askeri baskı ile psikolojik baskının birlikte kullanıldığı görülüyor. Kremlin’e yakın isimlerin Avrupa şehirlerini hedef alan sert açıklamaları, Ukrayna’ya verilen desteğin maliyetini Batı kamuoyuna hissettirme çabasının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Amaç, Avrupa toplumlarında savaş yorgunluğunu artırmak ve Kiev’e verilen desteğin sorgulanmasını sağlamak olabilir. Bu strateji yeni değil. Soğuk Savaş döneminde de büyük güçler zaman zaman kontrollü tırmanma yöntemleriyle karşı tarafı geri adım atmaya zorlamaya çalışmıştı. Ancak günümüzde risk daha yüksek. Çünkü Karadeniz’de yaşanacak bir hata, yanlış hesaplama veya kontrol dışı gelişme yalnızca bölgesel değil küresel sonuçlar doğurabilir.
TÜRKİYE İÇİN RİSKLER ARTIYOR
Karadeniz’deki son gelişmeler Türkiye açısından üç temel risk ortaya çıkarıyor. Birincisi, deniz ticaretinin güvenliği. Türk gemilerinin hedef alınması, sigorta maliyetlerinden lojistik planlamaya kadar birçok alanda ekonomik sonuçlar doğurabilir. İkincisi, diplomatik baskı. Hem Moskova hem Kiev ile konuşabilen nadir aktörlerden biri olan Türkiye’nin arabuluculuk rolüne yönelik beklentiler artabilir. Üçüncüsü ise güvenlik boyutu. Karadeniz’de NATO-Rusya geriliminin yükselmesi, Türkiye’yi coğrafi konumu nedeniyle doğrudan etkileyebilecek bir gelişme niteliği taşıyor.
KARADENİZ ARTIK SADECE BİR SAVAŞ ALANI DEĞİL
Karadeniz son dönemde yalnızca bir ticaret koridoru ya da enerji geçiş hattı olmaktan çıktı. Bölge, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın yeni mücadele alanlarından biri haline geliyor. Türk gemisinin vurulması, Rus petrol tankerlerine yönelik saldırılar ve Romanya’daki drone olayı birlikte değerlendirildiğinde, savaşın deniz boyutunda yeni ve daha tehlikeli bir döneme girildiği görülüyor.
Bugün için ne Moskova ne de NATO doğrudan bir çatışma istemiyor. Ancak savaş uzadıkça yanlış hesaplama ihtimali artıyor. Karadeniz’deki her yeni olay, yalnızca bölge ülkeleri için değil, Avrupa güvenliği ve küresel istikrar açısından da daha büyük önem taşıyor.






















