(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Ortadoğu’da gerilim tırmanırken, İran’a karşı yürütülen strateji ve sahadaki gelişmeler küresel gündemin odağında. Amerika ve İsrail’in beklediği hızlı sonuçlar alınamazken, savaşın tüm taraflara ciddi dersler verdiği görülüyor. Şimdi dikkatler müzakere masasına çevrildi; fakat masanın nasıl şekilleneceği hâlâ net değil.
Doğrudan bir taraflar arası görüşmeden ziyade aracılı müzakerelerin yürütüldüğü belirtiliyor. Türkiye, Pakistan ve Mısır gibi ülkeler mesajların iletilmesinde rol alıyor. Bu yöntem, 2015’teki nükleer müzakerelerde de uygulanan bir stratejiye benziyor. Yani savaşın devam ettiği ortamda diplomasi “arka kapıdan” işliyor.
İRAN’IN ÖNCELİKLERİ VE KABUL EDEBİLECEĞİ BAŞLIKLAR
İran ile Amerika arasındaki müzakerelerde öne çıkan başlıklar arasında uranyum zenginleştirmesinin sınırlanması, balistik füze programının kısıtlanması ve bölgesel vekil güçlere desteğin durdurulması var. Bu taleplerin hepsinin eşit ağırlıkta olmadığı belirtiliyor. Örneğin, balistik füze programı İran için stratejik caydırıcılığın temeli olduğundan bu konuda geri adım atması pek olası değil. Ancak uranyum zenginleştirme ve enerji alanındaki iş birliği gibi konularda esneklik göstermesi mümkün.
Özellikle enerji sektörü, İran’ın küresel yatırımcılarla çalışmayı arzuladığı bir alan. Yaptırımların kaldırılması durumunda Amerika ve İran’ın bu alanda anlaşabileceği belirtiliyor. Ancak balistik füze meselesi ve İsrail karşısındaki stratejik caydırıcılık, tartışmanın en hassas noktalarını oluşturuyor.
SAVAŞIN DERSLERİ VE İRAN’IN DAYANIKLILIĞI
İran’ın, uzun vadeli savunma stratejisini balistik füzelere dayandırması, bugünkü hayatta kalışının temel nedenlerinden biri. Haziran’daki 12 günlük çatışmada, İsrail’in hava üstünlüğüne rağmen İran’ın lider kadrosunu koruması ve rejimin devamlılığını sağlaması, uzmanlar tarafından “Pirus zaferi” olarak değerlendiriliyor: büyük yara almış ama ayakta kalmış bir güç.
İran’ın mühendislik kapasitesi de stratejik avantaj sağlıyor. Dünya genelinde 200 ülke arasında mühendislik alanında ilk sıralarda yer alan İran üniversiteleri, ileri füze teknolojilerinin geliştirilmesinde kilit rol oynuyor. Bu durum, bölgedeki güç dengesini yeniden şekillendiriyor.
İSRAİL’İN HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİ TEST EDİLDİ
İsrail’in demir kubbe sistemi, kısa menzilli roketler karşısında etkili olsa da balistik füze saldırılarıyla ilk kez ciddi bir testten geçti. Füzelerin hem maliyet etkinliği hem de hedefleri vurma kapasitesi, İsrail ve ABD için ciddi bir güvenlik sorunu oluşturuyor. İsrail’in hava savunma sistemlerinin yorulması ve halkın uzun süre sığınaklarda kalmak zorunda bırakılması, savaşın sürdürülebilirliğini sorgulatıyor.
ATEŞKES OLASILIĞI VE BÖLGESEL DENGELER
AB ve bazı devletlerin açıklamaları, İran’ın hâlâ masada yalnız olmadığına işaret ediyor. Mevcut ateşkes girişimleri, savaşın tamamen sona erdiği anlamına gelmiyor. Haziran savaşı 1. faz, ocaktaki silahlı kalkışma 2. faz ve şubat çatışmaları 3. faz olarak değerlendiriliyor. Savaş, farklı fazlarla uzamaya devam edebilir ve diplomasi ile çatışma arasındaki bu dalgalanma, tarafların kendi stratejik hedeflerini gerçekleştirmesi için bir araç olarak kullanılıyor. Ateşkes olasılığının hala masada ancak bunun diplomatik ve psikolojik bir üstünlük pazarlığı içeriyor.
Tarihsel örneklerde olduğu gibi, İran liderliği ağır yaralara rağmen ateşkesi kabul edebiliyor ve bunu şahin kanadına kabul ettirebiliyor. Bu, rejimin zayıfladığını değil, aksine stratejik esnekliğini gösteriyor.
Bölgede orta vadede Hürmüz Boğazı ve enerji ticaretini kapsayan bir uluslararası anlaşmanın gündeme gelmesi olası. Bu, İran’ın bir ölçüde uluslararası hukuk çerçevesinde hareket etmesini gerektirecek ve gelecekteki diplomatik süreçleri şekillendirecek.





















