Perşembe, Eylül 10, 2026
Turkish Post
Sonuç bulunamadı
Tüm sonuçları göster
  • Son Haberler
  • Gündem
  • Türkiye
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Spor
  • Yaşam
  • Kültür-Sanat
  • Bilim-Teknoloji
  • Language
    • English
    • العربية
  • Son Haberler
  • Gündem
  • Türkiye
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Spor
  • Yaşam
  • Kültür-Sanat
  • Bilim-Teknoloji
  • Language
    • English
    • العربية
Sonuç bulunamadı
Tüm sonuçları göster
Turkish Post
Sonuç bulunamadı
Tüm sonuçları göster
Anasayfa Köşe Yazarı

Bünyamin Ünal yazdı I İnsan neden kendi özgürlüğünü kısıtlayan sistemi bile savunabilir?

Bir insanın önündeki fiziksel engeller kaldırılabilir. Ama zihinsel sınırlar kalabilir. Kapı açıktır. Kimse çıkmasını engellemiyordur.

10/09/2026 07:09
Okuma süresi: 10 dk. okuma
A A
Bünyamin Ünal yazdı I İnsan neden kendi özgürlüğünü kısıtlayan sistemi bile savunabilir?
Facebook'ta PaylaşX'de PaylaşBlueskyWhatsapp
Bünyamin Ünal

Bünyamin Ünal

59 köşe yazısı

(The Turkish Post) – BÜNYAMİN ÜNAL 

İnsan bazen kendisine zarar veren düzeni neden korur?

Bir iş yerinde yıllardır adaletsiz bir düzen olduğunu düşünün.

Bazıları sürekli ayrıcalıklı.

Bazıları ne kadar çalışırsa çalışsın aynı yerde.

Kurallar herkese eşit uygulanmıyor.

İnsanlar bunun farkında.

Şikâyet ediyorlar.

Rahatsız oluyorlar.

Ama sonra içlerinden biri şöyle diyor:

“Demek ki sistem böyle olmak zorunda.”

Bir başkası:

“Başka türlü yürümez.”

Bir diğeri:

“Yukarıdakiler oraya geldiyse bir bildikleri vardır.”

Ve en ilginci:

Bazen bu düzeni en güçlü biçimde savunan kişi, ondan en fazla yararlanan kişi değildir.

Tam tersine.

Düzenin altında kalan kişi de düzenin haklı olduğuna inanabilir.

Bu ilk bakışta mantıksız görünür.

Bir insan neden kendisini kısıtlayan bir sistemi savunsun?

Neden kendisine daha az fırsat veren bir düzeni meşru görsün?

Neden:

“Bu haksız.”

demek yerine:

“Demek ki doğrusu bu.”

desin?

Sosyal psikolojide bu soruya verilen en önemli cevaplardan biri Sistem Meşrulaştırma Kuramıdır.

John Jost ve Mahzarin Banaji’nin 1994’te geliştirdiği bu yaklaşımın temel düşüncesi şudur:

İnsanlar yalnızca kendilerini ve ait oldukları grupları savunmazlar.

Bazen içinde yaşadıkları mevcut düzeni de savunma, açıklama ve haklı gösterme eğilimi gösterebilirler.

Üstelik bu düzen kendi çıkarlarına bütünüyle hizmet etmese bile.

İşte mesele burada rahatsız edici hale geliyor.

İnsan neden kendisine zarar veren bir düzeni haklı görmek ister?

Çünkü bir sistemin haksız olduğunu kabul etmek yalnızca siyasi veya ahlaki bir değerlendirme değildir.

Psikolojik bir bedeli de vardır.

Şöyle düşünün:

Hayatınızın büyük bölümünü belli kuralların içinde geçirmişsiniz.

Çalışmışsınız.

Beklemişsiniz.

Fedakârlık yapmışsınız.

Bazı şeylerden vazgeçmişsiniz.

Bazı otoritelere boyun eğmişsiniz.

Şimdi birisi gelip size şunu söylüyor:

“Bütün bunların önemli bir kısmı adil değildi.”

Bu cümleyi kabul etmek kolay değildir.

Çünkü ardından başka sorular gelir:

“Peki ben neden yıllarca buna katlandım?”

“Kaybettiklerim ne olacak?”

“İnandığım insanlar gerçekten haklı değil miydi?”

“Bunca zaman yanlış bir düzenin içinde mi yaşadım?”

Bazen sistemin adil olduğuna inanmak, bütün bu sorularla yüzleşmekten daha az acı vericidir.

Bu nedenle zihin şöyle bir yol seçebilir:

“Belki sistem o kadar da kötü değildir.”

“Böyle olması gerekiyordur.”

“Başka türlü zaten olmaz.”

Bir noktadan sonra insan sistemi yalnızca kabul etmez.

Onu açıklamaya başlar.

Sonra savunur.

Ve bazen sistemin savunusunu, sistemin kendisinden daha güçlü biçimde yapar.

“Böyle gelmiş, böyle gider” neden bu kadar rahatlatıcıdır?

Çünkü belirsizlik rahatsız edicidir.

Mevcut sistem kötü olabilir.

Ama bildiğimiz bir sistemdir.

Kurallarını az çok biliriz.

Kim güçlü?

Kim zayıf?

Ne yapılırsa ödül gelir?

Ne yapılırsa ceza gelir?

Bunları öğrenmişizdir.

Alternatif ise belirsizdir.

Değişim ne getirecek?

Daha iyi mi olacak?

Daha kötü mü?

Kontrol kaybolacak mı?

İşte sistem meşrulaştırma yaklaşımında önemli noktalardan biri budur: mevcut düzenin meşru görülmesi, insanların belirsizlik ve tehdit duygularını azaltan psikolojik ihtiyaçlarla ilişkili olabilir. Araştırmalar bu çerçevede epistemik, varoluşsal ve ilişkisel ihtiyaçların sistem meşrulaştırmayla bağlantısını tartışmaktadır.

Yani bazen insan şunu tercih eder:

Kötü ama bildiğim bir düzen, belirsiz bir gelecekten daha güvenlidir.

Bu yüzden:

“Böyle gelmiş.”

cümlesinin ardından çoğu zaman:

“Böyle gider.”

gelir.

İlk cümle geçmişi anlatır.

İkincisi ise geleceği teslim eder.

Ama insan kendi çıkarına aykırı bir şeyi nasıl savunabilir?

Çünkü insan davranışını yalnızca kişisel çıkar belirlemez.

Kimlik vardır.

Aidiyet vardır.

Düzen ihtiyacı vardır.

Güvenlik ihtiyacı vardır.

Dünyanın anlaşılabilir olduğuna inanma ihtiyacı vardır.

Ve bazen bunlar doğrudan maddi çıkardan daha güçlü hale gelebilir.

Sistem meşrulaştırma araştırmalarının en tartışmalı ama önemli iddialarından biri de budur:

Dezavantajlı grupların üyeleri de içinde bulundukları eşitsiz düzeni meşrulaştırabilirler. Bazı çalışmalar bunun dış gruba yönelik olumlu değerlendirmeler veya mevcut eşitsizliği doğal ve kaçınılmaz görme biçimleriyle ortaya çıkabileceğini göstermiştir.

Mesela şöyle düşünceler ortaya çıkabilir:

“Zengin olan zaten daha yeteneklidir.”

“Yukarıdaysa hak etmiştir.”

“Bizim insanlarımız zaten bunu beceremez.”

“Bize fazla özgürlük verilirse işler karışır.”

“Bu insanlar yönetilmeyi bilmiyor.”

Burada çok önemli bir dönüşüm gerçekleşir.

Eşitsizliğin sonucu,

eşitsizliğin gerekçesine dönüşür.

Bir grup daha az fırsat bulduğu için daha geride kalmış olabilir.

Ama bir süre sonra geride olması şöyle açıklanmaya başlanır:

“Demek ki zaten daha yetersizler.”

Ve böylece sistem kendi ürettiği sonucu, kendi haklılığının kanıtı olarak kullanmaya başlar.

Araştırmalarda ekonomik dezavantaj yaşayan grupların “tembellik” veya “yetersizlik” gibi stereotiplerle açıklanmasının mevcut eşitsizlikleri rasyonalize edebildiği tartışılmıştır.

Bir kafes ne zaman kafes olmaktan çıkar?

Belki de kafesin kapısı kapandığında değil.

İçerideki kişi kafesin gerekli olduğuna inandığında.

Çünkü dışarıdan uygulanan baskının bir maliyeti vardır.

Polis gerekir.

Ceza gerekir.

Gözetim gerekir.

Sürekli kontrol gerekir.

Ama insan sınırı içselleştirdiğinde bunların bir kısmına artık ihtiyaç kalmaz.

Kişi kendi davranışını kendisi sınırlar.

Hatta başkasının sınırı aşmasına da karşı çıkabilir.

Bir kurum düşünün.

Çalışanlardan biri:

“Bu uygulama açıkça adaletsiz.”

diyor.

İlk tepki bazen yöneticiden gelmez.

Başka bir çalışandan gelir:

“Sesini çıkarma. Sistem böyle.”

Bir toplumda bazı insanlar daha fazla hak ister.

Karşı çıkanların tamamı ayrıcalıklı kesimden olmayabilir.

Bazen aynı kısıtlamalara maruz kalan insanlar şöyle diyebilir:

“Bu kadar özgürlük fazla.”

“Düzen bozulur.”

“Herkes istediğini yapamaz.”

İşte sistemin en güçlü anlarından biri budur.

Kendi sınırlarını korumak için yalnızca yukarıdakilere ihtiyaç duymadığı an.

Aşağıdakiler de sınırın bekçisi olmaya başladığında.

İnsan neden kendi grubunu bile aşağı görebilir?

Normalde insanların kendi gruplarını kayırmasını bekleriz.

“Biz” genellikle bize daha sıcak gelir.

Ama her zaman böyle değildir.

Uzun süre düşük statüde bulunan veya değersizleştirilen bir grubun üyeleri, toplumdaki yaygın stereotiplerin bir kısmını kendileri de benimseyebilir.

“Biz zaten böyleyiz.”

“Bizden bir şey olmaz.”

“Onlar daha disiplinli.”

“Onlar yönetmeyi daha iyi bilir.”

Bu tür düşünceler yalnızca bireysel özgüven sorunu değildir.

Bazen mevcut hiyerarşinin zihinsel olarak içselleştirilmesinin bir parçası olabilir. Sistem meşrulaştırma literatüründe dezavantajlı grup üyelerinde dış gruba yönelik kayırmanın belirli koşullarda mevcut eşitsizliği pekiştirebildiği tartışılmıştır.

İşte sistemin en derine ulaştığı yer belki de burasıdır:

İnsan artık kendisini sınırlayan düşünceyi dışarıdan duymuyordur.

Kendi içinden duymaya başlamıştır.

“Hak eden yükselir” düşüncesi neden bu kadar çekicidir?

Çünkü meritokrasi fikri çok güçlüdür.

Çalışan kazanır.

Yetenekli yükselir.

Çaba gösteren karşılığını alır.

Bu düşüncenin önemli bir doğruluk payı olabilir.

Sorun onu mutlaklaştırdığımızda başlar.

Çünkü o zaman sonuçlardan geriye doğru ahlak üretmeye başlarız.

Birisi yukarıdaysa:

Hak etmiştir.

Aşağıdaysa:

Yeterince uğraşmamıştır.

Zenginse:

“Çalışkandır.”

Yoksulsa:

“Tembeldir.”

Güçlüyse:

“Yeteneklidir.”

Güçsüzse:

“Demek ki yapamamıştır.”

Bu anlatının önemli bir psikolojik avantajı vardır.

Artık sistemde yapısal bir sorun aramanıza gerek kalmaz.

Her şey kişilerin başarısına veya başarısızlığına dönüşür.

Düzen görünmez hale gelir.

Sadece bireyler kalır.

Ve eğer herkes bulunduğu yeri hak etmişse,

sistemi değiştirmek için de bir neden kalmaz.

Sistemi savunmak insana gerçekten iyi hissettirebilir mi?

Kısa vadede bazen evet.

İşte teorinin en ilginç noktalarından biri bu.

Mevcut düzeni meşru ve doğru görmek, kişiye belli bir psikolojik rahatlık sağlayabilir.

Dünya daha anlaşılır görünür.

Belirsizlik azalır.

Öfke azalabilir.

“Her şey olması gerektiği gibi.”

düşüncesi zihni yatıştırabilir.

Bu yüzden sistem meşrulaştırmanın bazı araştırmalarda palyatif, yani kısa vadede kaygı veya rahatsızlığı azaltıcı psikolojik işlevleri olduğu öne sürülmüştür.

Ama burada büyük bir paradoks vardır.

İnsanı kısa vadede rahatlatan düşünce,

uzun vadede kendi koşullarını değiştirmesini zorlaştırabilir.

Çünkü eğer sistem adilse,

neden itiraz edesiniz?

Eğer herkes hak ettiğini alıyorsa,

neden mücadele edesiniz?

Eğer sorun sistemde değil sizdeyse,

neden sistemi değiştirmeye çalışasınız?

İşte psikolojik rahatlama ile toplumsal değişim arasındaki gerilim burada ortaya çıkar.

İnsan bazen acısının nedenini açıklayan düşünce sayesinde sakinleşir; ama aynı düşünce acının nedenini değiştirmesini de engelleyebilir.

Bir düzen nasıl “doğal” görünmeye başlar?

Her sistem kendisini:

“Ben insan yapımı bir düzenim.”

diye sunmaz.

Bir süre sonra kendi kurallarını doğallaştırır.

“Hayat böyle.”

“İnsan doğası böyle.”

“Dünya böyle dönüyor.”

“Başka türlü olmaz.”

Bu cümlelere dikkat edin.

Hepsinin ortak özelliği şudur:

Bir tercih, doğa yasasına dönüştürülür.

İnsanların oluşturduğu bir düzen artık insanların değiştirebileceği bir şey gibi görünmez.

Sanki yerçekimi gibidir.

Yağmur gibi.

Gece ve gündüz gibi.

Oysa:

“Böyle.”

ile

“Böyle olmak zorunda.”

aynı cümle değildir.

Aradaki küçük fark bazen bütün bir sistemin devamını sağlar.

İnsan neden değişim isteyen kişiden rahatsız olur?

Çünkü değişim isteyen kişi yalnızca yeni bir öneri sunmaz.

Mevcut düzenin zorunlu olmadığını da gösterir.

Bu son derece tehdit edici olabilir.

Yıllardır:

“Başka türlü olmaz.”

dediğiniz bir sisteme biri çıkıp:

“Olur.”

derse,

artık sadece onun fikriyle karşı karşıya değilsiniz.

Kendi geçmişinizle de karşı karşıyasınız.

Eğer değişim mümkünse:

Neden daha önce istemedik?

Neden sustuk?

Neden uyduk?

Neden savunduk?

Belki de bu nedenle bazı düzenlerde sistemi eleştiren kişiye karşı öfke, sistemden doğrudan yararlananlardan önce sıradan insanlardan gelebilir.

Çünkü eleştiri sadece düzeni değil,

düzenle kurduğumuz psikolojik anlaşmayı da bozar.

Peki sistemi savunan herkes manipüle edilmiş midir?

Hayır.

Bu noktada dikkatli olmak gerekir.

İnsanların mevcut bir sistemi desteklemesinin onlarca rasyonel nedeni olabilir.

Bir düzen gerçekten bazı alternatiflerden daha iyi olabilir.

İnsan değişimin maliyetini yüksek bulabilir.

Reformu devrimden daha güvenli görebilir.

Bazı kurumların korunmasının önemli olduğuna inanabilir.

Sistem meşrulaştırma teorisi de her statüko desteğini otomatik olarak “yanlış bilinç” diye açıklamak için kullanılmamalıdır; teorinin kapsamı, motivasyonları ve özellikle dezavantajlı gruplara ilişkin bazı iddiaları literatürde tartışılmaya devam etmektedir.

Asıl soru şudur:

Bir sistemi kanıtları değerlendirdikten sonra mı savunuyoruz, yoksa sistem zaten var olduğu için mi bize doğru geliyor?

İkisi aynı şey değildir.

Bir sistemin en büyük başarısı nedir?

Belki de insanların itaat etmesi değildir.

İtaat eden kişi hâlâ baskının farkında olabilir.

Emre uyar ama emri sevmez.

Kuralı uygular ama yanlış olduğunu düşünür.

Bu yüzden itaat kırılabilir.

Daha güçlü olan başka bir aşamadır:

Kişinin kuralı haklı bulmaya başlaması.

Artık dışarıdan biri:

“Bunu yap.”

demek zorunda değildir.

İnsan kendisine söyler.

Hatta başkasına da söyler.

“Kurallara uy.”

“Fazla sorgulama.”

“Düzen bozulmasın.”

“Böyle olması gerekiyor.”

Ve sistem artık yalnızca kurumlarda yaşamaz.

İnsanların zihninde yaşamaya başlar.

Özgürlük yalnızca kapının açık olması mıdır?

Bir insanın önündeki fiziksel engeller kaldırılabilir.

Ama zihinsel sınırlar kalabilir.

Kapı açıktır.

Kimse çıkmasını engellemiyordur.

Fakat kişi şöyle düşünür:

“Dışarıda bana göre bir hayat yok.”

“Ben bunu yapamam.”

“Bizim gibiler zaten oraya ait değil.”

“Bu kadarını istemek ayıp.”

“Benim yerim burası.”

Bazen insanın hareket alanını sınırlayan şey artık dışarıdaki duvar değildir.

Duvarın gerekli olduğuna dair inancıdır.

Bu nedenle özgürlük yalnızca baskının kalkması değildir.

Bazen insanın:

“Bu sınır gerçekten zorunlu mu?”

diye sorabilmesidir.

O halde kendimize hangi soruyu sormalıyız?

Belki de:

“Bu sistem kötü mü?”

sorusu tek başına yeterli değildir.

Daha zor bir soru vardır:

“Bu düzeni gerçekten iyi olduğu için mi savunuyorum, yoksa onsuz bir dünya düşünmek beni rahatsız ettiği için mi?”

Bir başka soru:

“Bugün doğal gördüğüm şey gerçekten doğal mı, yoksa uzun süredir içinde yaşadığım için mi bana doğal geliyor?”

Ve belki en rahatsız edicisi:

“Bu sistem bana zarar verdiği halde onu savunuyorsam, savunduğum şey gerçekten sistem mi, yoksa hayatım boyunca ona uyduğumu kabul edilebilir kılan kendi hikâyem mi?”

Çünkü insanı yöneten her sistem onu sürekli zorlamak zorunda değildir.

En güçlü sistem bazen şudur:

Sınırı çizer.

Bir süre bekler.

İnsan o sınırın içinde yaşamaya alışır.

Sonra sınırın neden orada olduğunu unutur.

Ve sonunda biri sınırı kaldırmak istediğinde,

onu savunmak için kendisi ayağa kalkar.

Belki de bir düzenin en büyük zaferi insanların ona boyun eğmesi değildir.

İnsanların onu kendi özgür iradeleriyle savunduklarına inanmasıdır.

Kaynakça

Jost, J. T., & Banaji, M. R. (1994). The role of stereotyping in system-justification and the production of false consciousness. British Journal of Social Psychology, 33, 1–27.

Jost, J. T., Banaji, M. R., & Nosek, B. A. (2004). A decade of system justification theory: Accumulated evidence of conscious and unconscious bolstering of the status quo. Political Psychology, 25(6), 881–919.

Jost, J. T. (2019). A quarter century of system justification theory: Questions, answers, criticisms, and societal applications. British Journal of Social Psychology, 58(2), 263–314.

Jost, J. T. (2020). A Theory of System Justification. Harvard University Press.

Jost, J. T., & Hunyady, O. (2003). The psychology of system justification and the palliative function of ideology. European Review of Social Psychology, 13, 111–153.

 

Etiketler: BünyamininsankendinedenÜnalÜst Manşet
PaylaşTweetPaylaşGönderTara
Bünyamin Ünal

Bünyamin Ünal

Önerilen Haberler

Mirza Tekinbey yazdı I İhracatçı döviz kazandırıyor, İskenderun Limak Limanı zaman kaybettiriyor
Özel Haber

Mirza Tekinbey yazdı I İhracatçı döviz kazandırıyor, İskenderun Limak Limanı zaman kaybettiriyor

Hatice Yıldız yazdı | Ucuz Yumurta Kuyruğundaki İnsanların Özelleştirdiği Kamu Malları
Köşe Yazarı

Hatice Yıldız yazdı | Ucuz Yumurta Kuyruğundaki İnsanların Özelleştirdiği Kamu Malları

Suna Yaman yazdı I Sudan’da bir nesil yok oluyor! Okul sıraları boş, çocuklar cephede
Köşe Yazarı

Suna Yaman yazdı I Sudan’da bir nesil yok oluyor! Okul sıraları boş, çocuklar cephede

Fatma Zehra Fidan yazdı I Annelerin yetiştirdiği dindar nesil (mi?)
Köşe Yazarı

Fatma Zehra Fidan yazdı I Annelerin yetiştirdiği dindar nesil (mi?)

Popüler Haberler

Müge Anlı’nın eşi yasa dışı bahisten mi görevden alındı? 

Müge Anlı’nın eşi yasa dışı bahisten mi görevden alındı? 

Serhat Kılıç’ın ölümünde kahreden detay! 2 gün önce dizi setinden kovulmuş

Serhat Kılıç’ın ölümünde kahreden detay! 2 gün önce dizi setinden kovulmuş

Tuğba Ekinci para karşılığı müstehcen içerikten tutuklandı

Tuğba Ekinci para karşılığı müstehcen içerikten tutuklandı

‘Hesaplar ele geçirildi’ iddiaları için Akbank’tan açıklama

Eren Mert yazdı I Akbank’tan müşterileri şaşkına çeviren kesinti

Gülben Ergen’den eski eşi Erhan Çelik’e gönderme

Gülben Ergen’den eski eşi Erhan Çelik’e gönderme

Emir Sarıgül 45 yaşında dede oluyor

Emir Sarıgül 45 yaşında dede oluyor

Öne Çıkan Haberler (Son 24 Saat)

HaberTürk’ten Mehmet Akif Ersoy açıklaması: İşine son mu verildi?

“Uyuşturucuyu Mehmet Akif getirdi, bizde kullandık”

93 bin liralık okul servis ücreti velileri zorlayacak

93 bin liralık okul servis ücreti velileri zorlayacak

Mirza Tekinbey yazdı I İhracatçı döviz kazandırıyor, İskenderun Limak Limanı zaman kaybettiriyor

Mirza Tekinbey yazdı I İhracatçı döviz kazandırıyor, İskenderun Limak Limanı zaman kaybettiriyor

Cevdet Yılmaz açıkladı: Kişi başına milli gelirde 20 bin dolar eşiği

Cevdet Yılmaz açıkladı: Kişi başına milli gelirde 20 bin dolar eşiği

Nepal’deki sel felaketinde hayatını kaybedenlerin sayısı 1367’ye çıktı

Nepal’deki sel felaketinde hayatını kaybedenlerin sayısı 1367’ye çıktı

Trump Tahran yönetimine destek veren ülkeleri tehdit etti

Trump’tan seçim öncesi 5 bin dolarlık vaat! Milyonlarca Amerikalıya ödeme sözü

‘Kredi Kartı Vergisi’ için yeni teklif: 1 milyon limiti olandan 10 bin TL kesilsin

Kredi kart limitini düşürten geri yükseltemiyor

Erdoğan’dan Bahçeli’ye Öcalan desteği

Erdoğan’dan Bahçeli’ye Öcalan desteği

Düğün gecesi ölmüştü! Gelinle ilgili mahkeme kararını verdi

Düğün gecesi ölmüştü! Gelinle ilgili mahkeme kararını verdi

Cinsel saldırıya uğradığını söyleyen üniversiteli genç kız ile ilgili şok gerçek

Cinsel saldırıya uğradığını söyleyen üniversiteli genç kız ile ilgili şok gerçek

Tayfun Kahraman ve Meriç Demir boşanma kararı aldı

Tayfun Kahraman ve Meriç Demir boşanma kararı aldı

Sisi lakaplı Seyhan Soylu tutuklandı!

Sisi lakaplı Seyhan Soylu tutuklandı!

Fenerbahçe’den Kadıköy’e dev operasyon! Stat 64 bine çıkıyor, hedef 25 milyon euro

Fenerbahçe’den Kadıköy’e dev operasyon! Stat 64 bine çıkıyor, hedef 25 milyon euro

Hakkında

Amacımız, haberlerde tarafsızlık, bağımsızlık ve doğruluk ilkelerine bağlı kalarak, okuyucularımıza en güvenilir ve en nitelikli haberi sunmaktır. Türkiye'de ve dünyada sağlık, ekonomi, siyaset, yaşam, spor, teknoloji, tarih ve gündeme ait gibi birçok alanda geniş bir haber yelpazesi sunarak, okuyucularımıza çeşitli konularda farklı bir bakış açısı kazandırmayı, Türkiye'de, dünyada neler oluyor, Dünyada da Türkiye'de neler oluyor diye merak eden insanların doğru habere zamanında, yazılı ve görsel olarak ulaşacağı büyük bir medya grubu olmayı hedefliyoruz.

false

Bizi takip edin

Kategoriler

  • Bilim-Teknoloji
  • Çalışma Hayatı
  • Çevre
  • Dünya
  • Edebiyat Deneme
  • Eğitim
  • Ekonomi
  • Foto Galeri
  • Gezi İzlenim
  • Gündem
  • Günün Yazarı
  • Güvenlik
  • Haber Analiz
  • Haber İzlenim
  • Haber Kulis
  • Haber Portre
  • Haber Yorum
  • Köşe Yazarı
  • Kültür-Sanat
  • Magazin
  • Medya
  • Özel Haber
  • Özel Röportaj
  • Politika
  • Portre
  • Sağlık
  • Son Haberler
  • Spor
  • Tarım-Hayvancılık
  • Türkiye
  • Yaşam
  • Yorum

Son Haberler

  • “Uyuşturucuyu Mehmet Akif getirdi, bizde kullandık”
  • 93 bin liralık okul servis ücreti velileri zorlayacak
  • Mirza Tekinbey yazdı I İhracatçı döviz kazandırıyor, İskenderun Limak Limanı zaman kaybettiriyor
  • Cevdet Yılmaz açıkladı: Kişi başına milli gelirde 20 bin dolar eşiği

Gizlilik ve Güvenlik

  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım Koşulları
  • Çerez Politikası
  • Künye

 


 

İletişim
[email protected]
Whatsapp
+1 (224) 817-1794

Tekrar hoş geldiniz!

Aşağıdan hesabınıza giriş yapın

Parolanızı mı unuttunuz?

Parolanızı alın

Parolanızı sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Giriş yap

Yeni çalma listesi ekle

Sonuç bulunamadı
Tüm sonuçları göster
  • Son Haberler
  • Gündem
  • Türkiye
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Spor
  • Yaşam
  • Kültür-Sanat
  • Bilim-Teknoloji
  • Language
    • English
    • العربية

© 2023 Turkish Post Haber - Tüm hakları saklıdır.

Sitemizde deneyimlerinizi geliştirmek için çerezler kullanıyoruz. Web sitemizde gezinmeye devam ederek bu çerezlerin kullanımına izin vermiş olursunuz. Gizlilik Politikası & Çerez Politikası.