(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Ortadoğu’daki gelişmeleri anlamak için bölgeyi şekillendiren başlıca dört aktöre odaklanmak gerekiyor: İran, İsrail, Türkiye ve Körfez Arapları. Körfez Arapları derken özellikle Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar öne çıkıyor. Bu dört ana aktörün etkileşimi, bölgedeki işbirliği, rekabet ve çatışma dinamiklerini belirliyor. Dışarıdan ise ABD ve Rusya, bölgedeki büyük güç dengelerini etkileyen dış aktörler olarak öne çıkıyor. Mehmet Akif Koç, konuşmasında bu aktörler arasındaki etkileşime dikkat çekerek, “Ortadoğu’nun bugünkü dengesi sadece askeri güçle değil, aynı zamanda ekonomik ve diplomatik kapasiteyle şekilleniyor” değerlendirmesini yaptı.
2003 IRAK İŞGALİNDEN 2023’E İRAN’IN DOMİNASYONU
2003 Irak işgali, İran’ın bölgede anormal bir güç birikimi elde etmesini sağladı. Irak’ın Şii çoğunluğu ve yönetimdeki Şii liderler, İran’ın nüfuz alanını genişletti. 2011’deki Arap ayaklanmaları ve özellikle Suriye’deki çatışmalar, İran’ın Doğu Akdeniz’e kadar etkisini artırmasına olanak tanıdı. 2015 sonbaharında İran, Şam, Bağdat, Beyrut ve Sana’yı doğrudan etkisi altına alarak 4,5 başkenti kontrol eder hale geldi. Ancak bu dönemin sürdürülebilir olmadığı vurgulanıyor; İran’ın güç birikimi bir konjonktür ürünüydü ve uzun vadeli bir hegemonya yaratamayacak düzeydeydi. Mehmet Akif Koç, bu dönemi değerlendirirken, “İran, bölgesel hegemonya arayışında dışarıdan görünenden çok daha karmaşık bir strateji izledi” ifadesini kullandı.
7 EKİM 2023 VE DÖNÜŞÜM SÜRECİ
7 Ekim 2023 itibarıyla bölgedeki dengeler tersine dönmeye başladı. 2003-2023 arası İran’ın güç kazandığı alanlarda İsrail, Türkiye ve Körfez ülkeleri iş birliğiyle İran’ı geri itti. Suriye’de rejim değişikliği, Lübnan ve Gazze’de güç budaması ve Yemen’de Suudi Arabistan ile BAE’nin müdahalesi bu dönemin kritik gelişmeleri olarak öne çıktı. Bu süreç, İran’ın bölgesel dominasyonunun sona erdiği ve güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir evre olarak tanımlanıyor.
İRAN’DAKİ YAPISAL KRİZLER
İran, sadece dış baskılarla değil, kendi iç dinamikleriyle de kriz üretiyor. Üç temel kriz alanı öne çıkıyor. Anayasal Kriz, Ekonomik Kriz ve Sosyolojik Kriz. İslam Cumhuriyeti’nde tüm yetkiler dini liderin elinde toplanıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimleri sınırlı bir etkiye sahip, katılım oranları 2024 yazında Tahran’da %20’lere kadar düştü. Yaptırımlar olmasa bile, devrim muhafızlarının ekonomideki ağırlığı, verimsiz yönetim ve kronik işsizlik, enflasyon gibi sorunlar ekonomiyi zayıflatıyor. Etnik ise, mezhepsel ve seküler-muhafazakar ayrışmalar, toplumda sürekli bir gerilim yaratıyor. Özellikle büyük şehirlerdeki seküler kesim, yönetimle uyumsuz ve dış bağlantıları yüksek bir muhalefet profili sergiliyor.
Bu üçlü kriz, 2025 başında patlak veren sokak protestolarıyla ve özellikle 28 Aralık – 15 Ocak döneminde görülen silahlı ayaklanmalarla gün yüzüne çıktı.
MODERN DÖNEMDE BÖLGESEL TASFİYELER
Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD ve İsrail’in bölgedeki yapıları tasfiye etme stratejisi dikkat çekiyor. Libya’da Kaddafi, Irak’ta Saddam Hüseyin, Suriye’de Bağas rejimi, İsrail ve ABD’nin stratejik müdahaleleriyle devrildi. 1979’dan beri ayakta kalan tek yapı İran İslam Cumhuriyeti oldu. 2023 sonrası süreç, bu yapının da kontrol altına alınmaya başlandığı bir dönemi işaret ediyor. Mehmet Akif Koç, bu bağlamda, “Ortadoğu’da ayakta kalabilen yapılar sadece askeri değil, diplomatik ve ekonomik olarak da sağlam olmalı” dedi.
BÖLGESEL HEGEMONYA VE YENİ DENGELER
2003-2023 arası İran’ın yükselişi, 2023’ten itibaren hızlı bir geri çekilme süreciyle son buldu. Bölgedeki diğer aktörler birleşerek İran’ın etkisini sınırladı. İç krizler ve sosyolojik gerilimler ise, İran’ın iç dinamiklerinin, dış müdahalelerle birleştiğinde ciddi kırılganlıklar yaratabileceğini gösteriyor. Ortadoğu’da yeni dengeler kurulurken hem bölgesel hem küresel aktörler bu değişimi yakından izliyor.






















