(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Bulgaristan siyaseti, haftalardır büyüyen toplumsal öfkenin ardından tarihi bir kırılma yaşadı. Başbakan Rosen Jelyazkov, ülkede yolsuzluğa karşı düzenlenen kitlesel protestoların baskısıyla hem kendisinin hem de kabinesinin istifasını açıkladı. Böylece hükümet, daha bir yılını doldurmadan dağılmış oldu.
GÜVENSİZLİK OYLAMASI ÖNCESİ GELEN İSTİFA
İstifa açıklaması, muhalefetin hükümete karşı sunduğu güvensizlik önergesinin parlamentoda oylamaya geçmesinden hemen önce geldi. Bu zamanlama, hükümetin parlamentoda düşürülmesinin yalnızca an meselesi olduğuna işaret ederken, Jelyazkov’un istifa ile süreci kontrol altında tutmaya çalıştığı değerlendiriliyor.
Başbakan, koalisyon ortaklarıyla yaptığı toplantının ardından kameraların karşısına geçerek “Her yaştan, etnik kökenden ve dinden insanlar istifayı talep etti. Bu sivil enerji desteklenmeli” diyerek görevi bıraktığını duyurdu. Bu ifadeler, hükümetin protestolarla baş edemediğini ve toplumsal baskının meşruiyet krizini derinleştirdiğini gösteriyor.
SOKAKLAR EURO BÖLGESİ ÖNCESİ KAYNADI
Bulgaristan’ın 1 Ocak itibarıyla Euro Bölgesi’ne katılmaya hazırlanması, ülkedeki ekonomik ve siyasi gerilimleri daha görünür hâle getirmişti. Euroya geçiş sürecinde hazırlanmış bütçe taslakları, protestocular tarafından “yolsuzluğun üzerini örtme girişimi” olarak değerlendirildi. Sofya başta olmak üzere büyük şehirlerde on binlerce kişi sokaklara çıkarak hükümete tepki gösterdi.
SİYASİ BELİRSİZLİK DERİNLEŞİYOR
İstifanın ardından gözler şimdi parlamentoya çevrildi. Mevcut tablo, yeni bir koalisyonun kurulmasının kolay olmayacağını gösteriyor. Eğer siyasi partiler kısa sürede bir uzlaşı sağlayamazsa erken seçim kaçınılmaz hale gelecek. Üstelik bu süreç, ülkenin euroya geçiş gibi kritik bir eşiğe yalnızca haftalar kala yaşanıyor; dolayısıyla istifa Bulgaristan’ın ekonomik ve finansal istikrarını da doğrudan etkileyebilir.
BULGARİSTAN YENİ BİR DÖNEME GİRİYOR
Jelyazkov’un istifası, sadece bir hükümet değişikliği değil; Bulgaristan’ın yıllardır süren kronik yolsuzluk sorunlarıyla yüzleşmek zorunda kalacağının göstergesi. Toplumun sokağa taşan tepkisi, siyaset sınıfının artık eskisi gibi yönetemeyeceğini hatırlatıyor. Ülke şimdi hem Avrupa Birliği içindeki konumunu hem de iç siyasi yönelimini belirleyecek kritik bir döneme giriyor.

TÜRKİYE’DE İŞLEMEYEN BİR MEKANİZMA
Bulgaristan’da hükümet, sokaklardan yükselen “yeter” sesinin ardından bir yıl dolmadan istifa ederken, Türkiye’de benzer baskıların hiçbir karşılık bulmaması artık kronikleşmiş bir yönetim sorunu olarak ortada duruyor. Türkiye’de istifa kurumu neredeyse tamamen işlevsiz hâle geldi; büyük yolsuzluk iddialarında, milyonları etkileyen ekonomik krizlerde, ağır ihmaller sonucu yaşanan can kayıplarında bile hiçbir siyasi makam sorumluluk üstlenmiyor. Devletin tepesinden yerel yönetime kadar uzanan geniş bir alanda, koltuklar adeta kişisel mülk gibi korunurken, kamu vicdanı hiçe sayılıyor. Bulgaristan’da vatandaşların baskısı hükümeti geri adım attırabiliyorsa bu, demokratik reflekslerin hâlâ çalıştığını gösterir. Türkiye’de ise aynı tür bir toplumsal tepki, yönetenlerin kulağına değmediği gibi, hesap verebilirlik kavramı da yıllardır raflara kaldırılmış durumda. Bu nedenle Jelyazkov’un istifası, Türkiye açısından rahatsız edici bir karşılaştırma yaratıyor: Bir ülkede halk iradesi hükümetleri istifa ettirebiliyor, diğerinde ise hiçbir skandal siyasi sonuç üretmiyor.






















