(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Almanya uzun yıllar boyunca Avrupa’nın ekonomik motoru, siyasi istikrarın sembolü ve savaş sonrası düzenin en güçlü temsilcilerinden biri olarak görüldü. Ancak bugün ülkenin farklı alanlarında ortaya çıkan gelişmeler, bu alışılmış Almanya tablosunun giderek değiştiğini gösteriyor. Sandıkta yükselen aşırı sağ, ekonomik modelin yaşadığı sıkıntılar, otomotiv sanayisindeki dönüşüm, Rusya ile tırmanan gerilim ve organize suç tartışmaları aynı dönemde ülkenin gündemini belirliyor.
Bu değişimin en dikkat çekici göstergelerinden biri Saksonya-Anhalt seçimlerinde ortaya çıktı. AfD yüzde 43,8 oyla seçimi açık ara birinci tamamladı. Parti 2021’deki yüzde 20,8’lik oy oranını iki katından fazla artırırken, CDU yüzde 17,2’de kaldı. AfD tek başına hükümet kurabilecek çoğunluğa ulaşamadı ancak ortaya çıkan tablo, Almanya’da yıllardır uygulanan siyasi “güvenlik duvarının” aşırı sağın yükselişini durdurmakta zorlandığını gösterdi.
Buradaki mesele yalnızca bir eyalet seçiminden ibaret değil. Çünkü AfD’nin yükselişi, Almanya’daki seçmenin göç, ekonomik belirsizlik, hayat pahalılığı ve hükümete yönelik memnuniyetsizlik gibi sorunlara verdiği tepkiyle birlikte okunuyor. Friedrich Merz’in federal düzeyde AfD’nin yükselişini durdurma vaadi de bu sonuçla birlikte daha fazla sorgulanmaya başladı. Nitekim 14 Eylül’de açıklanan Aşağı Saksonya yerel seçimlerinde CDU birinci parti olsa da AfD oylarını ciddi biçimde artırdı. Bu da AfD’nin yükselişinin tek bir eyalete sıkışmadığını gösteren yeni bir işaret oldu.
Üstelik Almanya’daki siyasi dönüşümün arkasında yalnızca kültürel veya göç politikalarına ilişkin tartışmalar bulunmuyor. Ekonomik modelin yaşadığı sorunlar da siyaseti doğrudan etkiliyor. Almanya’nın uzun yıllar boyunca ihracata, güçlü sanayiye ve özellikle otomotiv sektörüne dayanan ekonomik düzeni Çin’in yükselişi ve elektrikli araç rekabeti karşısında zorlanıyor. Volkswagen’in Osnabrück fabrikasında yaşanan dönüşüm bunun sembolik örneklerinden biri haline geldi.
Volkswagen, 2027’de tesisteki otomobil üretimini sona erdirmeyi planlıyor. Şimdi ise tesisin geleceği savunma ve güvenlik teknolojileri merkezine dönüştürülmek isteniyor. Volkswagen, Aşağı Saksonya eyaleti ve Aurelius Capital arasında varılan anlaşma kapsamında Rafael ile hava savunma alanında bir proje planlanıyor. Böylece bir dönem Almanya’nın otomotiv gücünü temsil eden bir fabrikanın geleceği, giderek Avrupa’nın yeniden silahlanma ve savunma kapasitesini artırma arayışıyla ilişkilendiriliyor.
Bu değişimin ekonomik açıdan önemli bir başka tarafı daha var. Almanya’nın sanayisinde yaşanan dönüşüm yalnızca bazı fabrikaların kapanması ya da el değiştirmesi anlamına gelmiyor. Ülkenin ekonomik öncelikleri de değişiyor. Bir tarafta Çin karşısında rekabet gücünü korumaya çalışan otomotiv sektörü, diğer tarafta Avrupa’nın artan güvenlik kaygıları nedeniyle büyüyen savunma sanayisi bulunuyor. Dolayısıyla Almanya’nın sanayi politikası giderek ekonomik büyüme kadar güvenlik politikaları tarafından da şekillendiriliyor.
Dış politikada ise Almanya’nın karşı karşıya olduğu tablo daha sert. Berlin ile Moskova arasındaki gerilim, Ukrayna savaşı sonrasında diplomatik ilişkilerin çok daha ötesine taşındı. Almanya’nın Rusya’yı Leipzig/Halle Havalimanı yakınlarında bulunan patlayıcı yüklü bir İHA olayıyla ilişkilendirmesinin ardından iki ülke arasında karşılıklı diplomatik adımlar geldi. Berlin’in Bonn’daki Rus Başkonsolosluğu ve Berlin’deki Rus Evi’ne yönelik kararlarının ardından Moskova da St. Petersburg’daki Alman Başkonsolosluğu ile Rusya’daki Goethe-Institut merkezlerinin faaliyetlerini sona erdirme kararı aldı.
Bu noktada Almanya’da giderek daha fazla kullanılan “hibrit savaş” kavramı önem kazanıyor. Berlin açısından tehdit artık yalnızca klasik anlamda askeri bir saldırıdan ibaret değil. Siber saldırılar, sabotaj iddiaları, dezenformasyon, casusluk ve kritik altyapılara yönelik tehditler de güvenlik tartışmasının parçası haline geliyor. Almanya’nın Rusya’ya ilişkin yaklaşımı sertleştikçe, bu güvenlik algısının ülkenin iç siyasetini de etkilemesi kaçınılmaz hale geliyor.
Bunun en açık siyasi yansımalarından biri de AfD’nin Rusya ve Ukrayna konusundaki tutumunda görülüyor. Parti Ukrayna’ya askeri desteğin sürdürülmesine karşı çıkarken Moskova ile ilişkilerin normalleştirilmesini savunuyor. AfD’nin seçim başarısının Rusya’da olumlu karşılanması da Berlin’deki tartışmayı daha hassas hale getiriyor. Merz ise Ukrayna politikasından geri adım atmayacağını söylüyor. Böylece Almanya’daki seçim mücadelesi yalnızca ekonomi ve göç politikası üzerinden değil, Avrupa’nın Rusya karşısındaki geleceği üzerinden de şekilleniyor.
Ülkenin bir başka güvenlik sorunu ise organize suç. Özellikle Köln ve çevresinde Türkiye kökenli işletmelere ve iş insanlarına yönelik silahlı saldırıların artması Alman emniyetinin dikkatini çekmiş durumda. Polis, Türkiye bağlantılı yeni nesil suç gruplarının faaliyetlerini Kuzey Ren-Vestfalya’ya genişletmiş olabileceğini değerlendiriyor ve Daltonlar da üzerinde durulan gruplardan biri olarak öne çıkıyor.
Bütün bu gelişmeler birbirinden bağımsız olaylar gibi görülebilir. Ancak birlikte değerlendirildiğinde Almanya’nın neden eski siyasi ve ekonomik dengelerinden uzaklaştığı daha net ortaya çıkıyor. Bir yanda savaş sonrası dönemde aşırı sağın dışlandığı siyasi sistemin sınırlarını zorlayan AfD yükselişi, diğer yanda Çin rekabeti karşısında zorlanan sanayi ve otomotiv sektörü var. Buna Rusya ile büyüyen güvenlik gerilimi ve ülke içinde organize suçla mücadele ekleniyor.
Almanya’nın önündeki asıl soru artık yalnızca AfD’nin ne kadar oy alacağı değil. Berlin, ekonomik gücünü yeniden nasıl inşa edeceğini, sanayideki dönüşümü nasıl yöneteceğini, Rusya karşısında güvenliğini nasıl sağlayacağını ve toplumdaki siyasi kutuplaşmayı nasıl kontrol edeceğini aynı anda çözmek zorunda. Saksonya-Anhalt’taki seçim sonucu bu sorunların sandığa yansıyan yüzünü gösterirken, Volkswagen’in fabrikasındaki dönüşüm ekonomik yüzünü, Rusya ile yaşanan diplomatik kriz ise güvenlik boyutunu ortaya koyuyor.
Bu nedenle Almanya’da yaşananları yalnızca “AfD yükseliyor” şeklinde okumak eksik kalır. Daha büyük bir dönüşüm yaşanıyor. Almanya, ekonomik modelini, güvenlik anlayışını ve siyasi dengelerini aynı anda yeniden tanımlamak zorunda kaldığı bir döneme giriyor. Avrupa’nın en güçlü ülkelerinden birinde yaşanan bu değişim, yalnızca Almanya’nın iç siyasetini değil, Avrupa’nın gelecekte nasıl bir ekonomik ve güvenlik düzenine sahip olacağını da doğrudan etkileyecek.






















