(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Hiç konuşulmaz değil, konuşulurdu. Evlilik veya ailenin önemi üzerine birkaç cümleyle yetinilirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan yıllar yılı “en az 3 çocuk’ vurgusu yaptı. Onun dışında ben buram buram siyaset kokan konuşma pek hatırlamıyorum. Siyasetçileri bir araya getiren Ahmet Davutoğlu’nun oğlunun düğününden söz ediyorum. Yeni Parti’den Özgür Özel de oradaydı, CHP’den Kemal Kılıçdaroğlu da… AK Parti’den Bülent Arınç da…
Muhalefet ağırlıklı renkli bir davetli topluluğu söz konusuydu. DEM nedense uzak durdu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da davetiyenin gittiğini biliyoruz. Haber oldu çünkü. Fakat Erdoğan icabet etmedi. Yerine birini gönderdi mi? Belli değil. Bülent Arınç parti veya yönetimi temsilen değil ‘kendisi olarak’ katıldı. Davutoğlu hem eski partilisi hem de yol arkadaşıydı. Katılımcılar arasında eski doslarının azlığı dikkat çekti. Gözler Abdullah Gül’ü aradı. Mazereti sebebiyle gelemediği söylendi.
Nikaha ‘şahit’ olarak arzı endam edenlerin sayısı kabarıktı. Fotoğrafa zor sığdı. Ekrem İmamoğlu’nun vekili Nuri Aslan da salondaydı fakat nikahı AK Partili Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan kıydı. Davutoğlu ailesinin isteği bu yöndeydi. Turan, hiç yeri değilken Arınç’ın iğnelemesine de muhatap oldu; “Bu da geçecek değil mi Fatih Belediye Başkanı? Başıma neler gelecek diye kara kara düşünmeye başladı…”
Davutoğlu’nun düğünü Bülent Arınç’ın mikrofonu alarak yaptığı ‘siyasi konuşmayla’ öne çıktı. Arınç epey uzun da konuştu. Orada olanlar ‘15 dakika’ falan dedi. Evet, uzun… Biraz da ayıp. Nikahın ve o iki gencin önüne geçmemeliydi. Eğer illa mikrofon birine uzatılacaksa ‘liderler’ vardı. Onlardan biri hayırlı olsun konuşması yapabilirdi. Arınç sanki biraz ‘rol kapmış’ gibi… Düğünü mitinge çeviriverdi.
Malum, Melih Gökçek arasında kan davası var. Gökçek’in ağzında sakızla ifadeye gitmesine eleştirdi. “Ağzında şak şak sakız… Çok utanarak izledim…” dedi. Salondan yükselen alkışlar karşısında memnuniyetini gizlemedi. Savcının tanık olarak bilgisine başvurması halinde ‘koşa koşa gideceğini’ de kamuoyuna açıklamıştı. İkili arasındaki ‘soğuk savaş’ bugünün eseri değil, yıllara dayanan uzun geçmişi var. Arınç mikrofonu alınca fırsatı kaçırmadı. Hazır, karşısında da kalabalık bulmuşken konuştu.
Davutoğlu’nu ifadeye çağıran ‘savcıya işgüzarlık’ yapmakla itham eden Arınç “Biz siyasi hayatımızda çizdiğimiz yol itibarıyla Ahmet Davutoğlu’nun yanındayız. Onu takdir ediyoruz” dedi. Ama ifadenin konusu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaretti. Söyledikleri siyasi eleştiri sınırını zorlayan ağır ifadelerdi. Arınç, biraz ileri gitmiş olmuyor mu? Davutoğlu’nun yanında olmak Erdoğan’ın karşısına geçmek anlamına gelmez mi? Hadi, ‘düğüne katıldı’ diyelim fakat mesajı siyasi açıdan sorunluydu.
Davete icabet insani nedenlerle maruz görülebilir. ‘Siyasi anlam’ yüklenirse işin rengi değişmez mi? Arınç konuşmasıyla katılımını da siyasileştirdi ve düğüne politika karıştırdı. Arınç konuşmasında İmamoğlu’nun sloganı haline gelen “Güzel günler göreceğiz” cümlesini de sarfetti. Turan rahatsızlığını “Zaten güzel günler görüyoruz” diyerek belli etti. Arınç’ın cümlesi İmamoğlu’na bir selam mıydı? Yoksa AK Parti politikalarına eleştiri mi? Yoksa güzel günlerin ileride olduğu düşüncesi mi?
Fatih Belediye Başkanı Turan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın danışmanı Oktay Saral, Bülent Arınç’ın konuşmasına cevap verdi. Saral’ın üslubu oldukça ağır ve sertti. Turan ise vaziyeti toparlamaya çalıştı. Çünkü içine düştüğü durum siyasi açıdan riskler barındırıyordu. Sessiz kalamazdı. Evet, bir düğün bir anda siyasetin merkezine oturuverdi. Katılımcıların ‘siyasi renkliliği’ üzerinden de yorum yapılabilirdi. Kimi mesajını katılım sağlayarak, kimi de uzak durarak verdi. Böyle bir günde siyaseti keşke bir yana bırakabilseydik… Sonuçta gençler erdi muradına…





